Çözülür mü dersiniz?


Çözülür mü dersiniz?

ürt sorunu çözülüyor…

Önemli adımlar atılacak…

Ve buna benzer saptamaları neredeyse her gün duyuyoruz, okuyoruz.

Varlık şartı hükümetin her yaptığında keramet olan yazarların ve yorumcuların ne söylediklerine değil de, somut olarak ne olduğuna bakacak olursak, henüz büyük bir değişim olmadığını görürüz.

Bir işi yapmadan, bir hedefe ulaşmadan, o iş yapılmış, o hedefe ulaşılmış gibi konuşmak bizim ulusal karakterimizdir. İddialı konuşulunca bir şey olacak sanılır. Bir şey olmadığı ortaya çıktığında ise o iddialar çoktan unutulmuştur zaten…

Bu kez başka iddialar ortaya atılır…

Onlar da tutmazsa başkaları gelir…

Aziz Nesin’in dediği gibi, “Bu ülkede her şey olunur, sadece rezil olunmaz.”

Bugüne kadar kaç tane çözüm planı gündeme geldi, kaç kez görüşmeler oldu; İmralı ile görüşüldü, Kandil ile görüşüldü ve sonuçta ne oldu? Daha fazla kan döküldü. “Biraz bekle, gelişmeler somutlaşsın, ondan sonra konuş” dersiniz, ama olmaz!

Başkasının iddialarına kendi iddiası gibi sahip çıkıp, kendinin amigoluğunu yapmak ulusal karakterimizin parçası olmuş durumda…

Futbol ligi başlar, en az on şampiyon adayı vardır.

Olacak şey değil, ama olur ve bu şampiyon adaylarının arasından küme düşmekten zor kurtulan takım bile çıkar.

Bu kadar iddialı olmasan, yapabileceğin kadar konuşsan, biraz gerçekçi olsan deseniz; olmaz. Kendi kendini ajite etmek ve kendi kendinin amigoluğunu yapmak bizde ulusal karakter haline gelmiş…

“Önce yap, sonra yaptım diye konuşursun” deseniz; olmaz ki, bize uymaz.

Biz yapmadan çok konuşmaya alışmışız.

O kadar çok konuşuruz ki, yapmasak bile yapmış kadar oluruz ya da kendimizi öyle hissederiz.

İmralı ile görüşmeler, PKK’nin silahlı güçlerinin ülke sınırları dışına çekilmesi, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda önemli adımların atılması meselesi de buna benziyor.

Ortada henüz somut çok az gelişme var. Arkası gelir mi, ne oranda gelir; bilinmiyor.

Ama sanki sonuca ulaşmaya az kalmış gibi konuşuluyor da konuşuluyor.

Yapılacak en iyi şey söylenenlerin hiç birisini ciddiye almamak, üzerinde durmamak, tartışmamak ve somut gelişmelere bakmaktır.

Şimdiye kadar olanlardan çok daha farklı gelişmeler olacağını sanmıyorum.

Devletin ve hükümetin bugüne kadarki tutumu bellidir ve bu tutumun radikal değişiklik geçirmesi de söz konusu değildir.

Radikal değişiklik oluyormuş gibi gösterilir, bazı medya erbabı da değişiklik zaten olmuş gibi göstermeye çalışır ve tersi olursa da unutur gider.

Her şey olur, ama rezil olmaz.

Hükümetin Kürt halkının talepleriyle ilgili olarak yasalarda ciddi değişiklikler yapılacağı sinyalini vermesi iki zorunluluğun sonucudur:

Birincisi, bu sorunun –defalarca denenmesine karşın- silahla çözülemeyeceği yeniden görülmüştür.

İkincisi, önümüzde yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi vardır. Bu seçimlere ülkenin temel sorunu çözülemese bile yumuşatılmış olarak gidilmek istenmektedir.

Bu konuda hangi adımların atılacağını bekleyip göreceğiz.

Kesin bir çözüme varılacağı düşüncesinde değilim.

Sonuçta hükümet belli, devlet belli ve radikal biçimde değişmeleri masallarda olabilir ama gerçek politikada olmaz.

Anayasadaki ırk belirlemesinin çıkarılması, keyfi biçimde tutuklanan çok sayıda kişinin serbest bırakılması –dikkatinizi çekerim, beraat etmesi değil, koşullar değişince tekrar içeri alınabilirler- sadece bunlar bile olsa ve çatışmalar da dursa; bu kadarı bile büyük bir adımdır. Arkası gelebilir veya gelmeyebilir ama geriye gidilmezse bu kadarı bile büyük bir adımdır.

Gerçekçi olmak gerekir. Bu medya bombardımanı altında kolay değil, ama olmak gerek…

Başka bir ülkede bu kadar çok sayıda köşe yazarı, bu kadar çok sayıda TV yorumcusu, bu kadar çok sayıda iç ve dış politika uzmanı herhalde yoktur.

Eh, bu insanlara da yapacak iş gerekli, öyle değil mi?

Aldırmayın ve vaat edilene değil gerçekte yapılana bakın…