Demokratik Özerklik

enginerkiner - 25/07/2011 12:25:19 (256 okunma)


Demokratik Özerklik 

Bizde büyük bir kavram kargaşası olduğu biliniyor. Son yıllarda yazı yazanların artmasıyla birlikte kavramların gelişigüzel kullanılmasında da artış görüldü. Bu durumda bazen aynı kavramlarla konuşan insanlar bile birbirlerinin ne söylediğini anlamakta zorluk çekiyor. Taraflar aynı kavrama başka anlamlar yükleyince birbirinin ne söylediğini anlamak mümkün olmuyor. Oysa ki, anlaşmanın ilk koşulu, birbirinin ne söylediğini anlamaktır.

Demokratik özerklik konusu da daha şimdiden benzeri bir duruma düşmüş durumda... 

Karışıklığı ve yanlış değerlendirmeleri ayırmaya çalışayım...

İlk olarak, Avrupa Birliği (AB) tarafından kabul edilen Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile BDP tarafından ilan edildiği anlamda demokratik özerkliğin aynı olmadığını belirtmek gerekir.

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, ülkenin tek merkezden yönetimini azaltmayı, bölgelere –eyalet ve belediyeler düzeyinde- daha geniş yetkiler tanınmasını içeriyor. 

Eyalet ve belediye yerine başka kelime kullanabilirsiniz. Burada önemli olan, yönetimde merkeziyetçiliğin azaltılması, ademi merkeziyetçiliğin çoğaltılmasıdır. 

Demokratik özerklik ise bunu içermekle birlikte daha fazlasını savunuyor.

AB Şartı’nda ülkenin ya da belirli bir bölgenin ekonomik yapılanmasıyla ilgili saptama yoktur. Mevcut ekonomik yapılanmanın değiştirilmesi, örneğin tekel karının ortadan kaldırılması yoktur. Kendine yeterli olan bölgesel ekonomiler de yoktur. Keza ekolojik sorundan, kadın sorunundan da söz edilmez.

Başka bir deyişle, BDP ve onun ilişkili olduğu kuruluşlar tarafından savunulan demokratik özerklik, AB Şartı’ndan oldukça daha geniş bir kapsama sahiptir.

Dolayısıyla, demokratik özerklik ile AB tarafından kabul edilmiş Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı karıştırmamak gerekir.

Demokratik özerklik, yönetim reformundan oldukça geniş bir boyuta sahiptir.

Burada AB Şartı ile ilgili yanlış bir değerlendirme üzerinde durmak istiyorum.

Marksist ulusalcılara göre, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, merkezi devleti zayıflatmanın ve işçi sınıfını bölmenin aracıdır.

Bu değerlendirmeyi okuduğum zaman hayret ettim...
Demek böyle bir görüş de savunulabiliyormuş...
Almanya örneğini ele alalım.
Bu ülke eyalet sistemi temelinde örgütlenmiş bir idari yapıya sahiptir.
Her eyaletin parlamentosu, hükümeti ve eyalet parlamentosu seçimi vardır.
Her eyalette ayrıca belediye seçimi de vardır.
Vali yoktur, belediye başkanı valinin yetkisine sahiptir.
Eyalet hükümetlerinin savunma ve dış politika dışındaki konularda önemli yetkileri vardır. Kendi bütçeleri bulunur. 
Eyaletler, ek olarak, başka bir ülkeyle ekonomik bağlantı kurmak istediklerinde, bunu merkezi hükümet kanalıyla yapmak zorunda değildir.
Eyaletlere ek olarak merkezi hükümet ve Federal Meclis vardır. 
Federal Hükümetin ülke genelinde bağlayıcı yasa çıkarmak hakkı vardır, ancak her yasada eyaletlerin belirli bir uygulama inisiyatifi de bulunur. 
Federal temelde örgütlenmiş olan bu ülkede devletin daha az güçlü olduğu kesinlikle söylenemez. Tersine, Almanya devleti, ülke içinde örgütlenmede, Türkiye Cumhuriyeti devletine göre oldukça daha güçlüdür denilebilir.

İdari yapısı federal temelde örgütlenmiş olan bir ülkede devlet zayıflamamış, tersine yeniden ve daha güçlü olarak örgütlenmiştir.
Federal yapının Almanya işçi sınıfını böldüğünden ise kesinlikle söz edile
mez.
Kanton sisteminde örgütlenmiş olan, üç resmi dili bulunan İsviçre’de ise özerklik boyutu daha geniştir. Buna rağmen, Almanlar bile, İsviçre için,“polis devleti” derler. 

İç denetim o denli etkindir.

Devlet zayıflamamış, tersine yerel temele daha iyi dayanarak örgütlenmiş ve bir bütün olarak gücü eskisine göre artmıştır.

Devletin klasik marksist tanımına bağlı kalarak, onu, toplumun üzerinde ona yabancı bir yapı olarak tanımlayarak, devleti silahlı ve sivil bürokrasiyle özdeşleştirerek bu gelişmeyi anlamak mümkün değildir. 

Federatif idari örgütlenmeye sahip bu ülkelerde devlet, yerel temeldeki sivil toplum örgütlerini de önemli oranda bünyesine çekerek eskisinden daha güçlü bir yapıya kavuşur. 

Demokratik özerklik konusu henüz işin başında olduğu için konuyla ilgili belirlemeler daha genel olmak durumundadır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir; demokratik özerklik bütün ülkede uygulanabilse bile, Öcalan’ın belirttiği gibi devletin devreden çıkarılması ve hatta aşılması gibi bir durum ortaya çıkmaz. Devlet yeniden örgütlenir. Yeniden örgütlenen bu devlet, eskisinden farklı bir devlettir, ama devletin aşılması söz konusu değildir.

Şimdi bu aşamanın oldukça uzağında bulunuyoruz.

Demokratik özerklik konusunda önemli olan karar almak ve hatta il meclislerini seçmek değil, bu özerkliğin işlevlerini yerine getirmektir.

Örneğin bölgenin ekonomik olanaklarına nasıl sahip çıkılacaktır. Merkeze yapılan ödemeler nasıl azaltılacaktır? Başka bir deyişle vergi vermemek nasıl sağlanacaktır?

İl meclisi kararlarının bağlayıcı olması kentteki hükümet organları için nasıl geçerli kılınacaktır? 

Örneğin valinin ve emniyet müdürünün il meclisinin kararlarına uyması nasıl sağlanacaktır?

Sorular çoğaltılabilir.

Şu anda görünen, demokratik özerkliğin alternatif yönetim organı olarak şekilleneceğidir. Demokratik özerklik, resmi yönetim aygıtının varlığını sürdürdüğü bir ortamda, ancak alternatif yönetim organı olarak şekillenebilir. 

Bunun ne oranda gerçekleşebileceğini bilemiyoruz. Konu, bölge çapında koordinasyon gerekliliği ve değişik yerleşim birimleri arasındaki kaçınılmaz eşitsiz gelişme nedeniyle daha da karmaşıklaşacaktır.

Her durumda demokratik özerkliğin desteklenmesinde ve gidebildiği kadar gitmesinde yarar vardır.

İnsanlar idari yönetimin hiç de dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını ve hele de resmi bir yapının varlığı koşullarında nasıl zorluklarla karşılaşacaklarını yaşayarak öğrenmelidirler. 

Karar almak ve seçim yapmak kendi başına fazla anlam taşımıyor.

1995 yılında Den Haag’da Sürgünde Kürt Parlamentosu kurulmuştu. 

Birleşik Sosyalist Parti’nin yayın organı SÖZ Dergisi adına bu toplantıyı izlemeye gitmiştim. Toplantı yapıldı, milletvekilleri yemin ettiler, bazı kararlar alındı ve bir süre sonra da Sürgünde Kürt Parlamentosu ortadan kayboldu. 

Kendine biçtiği misyonu yerine getiremedi.
İddialı karar iddialı uygulamayı gerektirir.
Demokratik özerklik konusunun Türkiye boyutu oldukça zayıftır.
Demokratik özerkliğin Kürtler ve Türkler için anlamı farklıdır. 

Kürtler için daha geniş bir boyut söz konusudur. Örneğin Kürtçenin kamusal alanda kullanılan dil olması, Kürt bayrağının resmiyet kazanması gibi...

Demokratik özerklik muhtemelen büyük oranda bu konulardaki gelişmeyle sınırlı kalacaktır.