Emepreylazim ve Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi

 enginerkiner - 28/05/2011 13:05:40 (405 okunma)


Emepreylazim ve Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi

Toptancı tespit sosyalist soldaki önemli düşünme özelliklerinden bir tanesidir. 

Toptancılıktan kastedilen, görüntüye göre karar vermek, bu görüntünün ortaya çıkmasına yol açan süreçleri ise atlamaktır. Bu durumda aynı görüntünün birbirinden oldukça farklı açıklamalarına ulaşmak mümkündür.

Tunus, Mısır, Yemen, Suriye, Libya gibi ülkelerdeki halk hareketleri ve bunların yol açtığı ilk sonuçlar hakkındaki değerlendirmede de aynı bakış açısını görebiliriz.

Bu anlayışa göre, “emperyalizm Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmektedir.”

Sorunlu bir bakış tarzı…
Öncelikle şunun açıklanması gerekir:
Emperyalizm, Ortadoğu’nun önceki düzeninin nesinden memnun değildi?

Tunus ve bölgenin en önemli ülkesi Mısır’daki yönetimle
yıllardan beri iyi ilişkileri vardı. 

ABD, Fransa ve İngiltere’nin, Libya örneğinde de İtalya’nın yıllardan beri bu ülkelerle ilişkisi son derece iyiydi.

İsrail’in Mısır’daki Mübarek yönetimiyle herhangi bir sorunu yoktu. 
Arap ülkeleriyle İsrail arasında yıllardan beri süren barış büyük oranda Mısır sayesinde gerçekleşiyordu.

Libya’daki Kaddafi yönetiminin “emperyalizm karşıtlığı” eskidendi. Yıllardan beri İngiltere ve özellikle İtalya ile iyi ilişki içindeydi. Ülke, özellikle inşaat alanında büyük oranda yabancı ihalelere açılmıştı. (Türkiye firmalarının Libya’da 25 bin işçi ve mühendisin çalıştığı dev inşaatları vardı.)

Suriye konusu farklıdır ve buna biraz sonra değineceğim.
Emperyalizm; Tunus, Mısır ve Libya’yı neden yeniden şekillendirmek istesin?

Libya’nın, Suudi Arabistan ve Irak’tan daha az olsa da petrol kaynakları var, ama bunlar için Kaddafi yönetiminin devrilmesi gerekmezdi, zira değişik emperyalist ülkelerle önemli bir sorunu yoktu.
Bölgeyle ilgili olarak önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekir:
Kuzey Irak’taki özerk Kürt bölgesinde aylardan beri peş peşe gösteriler oluyor. Bazılarında polis halka ateş açıyor ve hayatını kaybedenler oluyor.

ABD emperyalizmi Irak’taki en büyük destekçilerinin bulunduğu bu bölgeyi neden karıştırmak istesin?

ABD askerlerinin ülkeden çekilmemesini ve en azından birkaç yıl daha kalmasını isteyenlerle ABD’nin nasıl bir sorunu olabilir?

Arap ülkelerindeki halk hareketlerinin temelinde yoksulluk, işsizlik ve çürümüş rejimlere duyulan öfke yatıyor.

Bütün Arap ülkelerinde rüşvet had safhadadır. Nüfusun büyük bölümü genç olmakla birlikte yüksek oranda işsizlik vardır. İyi eğitim görmüş gençler bile önemli oranda işsizdir. 

Arap ülkelerindeki halk hareketlerinde gençlerin önemli rolü vardır.
ABD, İngiltere ve Fransa’nın yapmaya çalıştığı, bu halk hareketlerinin belirli sınırların dışına çıkmamasını sağlamaktır.

Bu konuda en büyük tehlike sosyalistler değil, Müslüman Kardeşler’dir.
Bölgenin en büyük ve önemli ülkesi Mısır’da yıllardan beri uygulanan her türlü baskı ve yasaklamaya karşın rejime yönelik en güçlü muhalefet bu örgütten gelmiştir.

Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in Filistin’deki Hamas ile yakın bağı vardır.

ABD bu örgütü tanımaya ve pazarlık yapmaya hazırdır. 
Mısır’daki ilk genel seçimde bu örgütün en büyük politik güç olacağı şimdiden bellidir.

ABD, bu örgüte karşı güç olarak Mısır ordusunu düşünmekle birlikte, dini kültürün oldukça güçlü olduğu bu ülkede bu planında ne kadar başarılı olabileceği belli değildir.

ABD için Tunus ve Mısır’da söz konusu olan, ortaya çıkan yeni politik güçlerle anlaşmaktır.

Bölgenin en güçlü komünist partisi sayılan Mısır Komünist Partisi yıllardan beri Müslüman Kardeşler ile birlikte çalışmaktadır.
Aynı durum Hizbullah ile birlikte çalışan bölgenin bir başka güçlü komünist partisi, Lübnan Komünist Partisi için de geçerlidir.
Bölgedeki sosyalist güçler herhangi bir tehlike oluşturmuyorlar. Halk hareketinin inisiyatifini ele geçirme şansları neredeyse yoktur.
Libya’da ise daha farklı bir durum söz konusudur.

ABD bu ülkedeki savaşa doğrudan karışmıyor, geri planda kalıyor. İngiltere ve Fransa, Kaddafi’yi rahatlıkla devirebilirler. Ülkenin büyük bölümü çöldür yani düzdür. Güçlü hava kuvveti ve zırhlı birliklere sahip olan savaşı kısa sürede kazanır. 

Buna karşın savaşın uzadıkça uzamasının başlıca iki nedeni vardır:
Birincisi: Kaddafi devrilince yerine kimin gelebileceği belli değildir. Kaddafi muhalifleri bir koalisyondur ve bu koalisyon içinde belirgin olarak ağır basan bir güç yoktur. Bu durumda, Kaddafi’nin devrilmesinin ardından koalisyon güçlerinin birbirlerine düşmeleri ve ülkenin yeni bir kaosa sürüklenmesi kuvvetle muhtemeldir.
Savaş uzadıkça koalisyon içindeki güçler dengesinin daha fazla şekilleneceği tahmin edilmektedir.


İkincisi ve daha da önemlisi, Arap ülkelerindeki halk hareketlerinin yıllardan beri görülmedik ayrı bir özelliği vardır: anti emperyalist ve anti Siyonist sloganlar yok denilecek kadar azdır. 

Bu durumda, Libya’daki savaşı çabuk bitirmek için açık işgale yönelmek tehlikeli sonuçlar doğurabilir ve Arap ülkelerindeki eski anti emperyalist tutumu ön plana itebilir.

ABD yönetimi bu durumu baştan beri gördüğü için Libya’ya karşı askeri hareketin komutasını kısa sürede NATO7’ya devretmiş ve ön planda görünmemeye de dikkat etmiştir.

Suriye’de durum biraz değişiktir.
Bu ülkedeki yönetimin anti emperyalizmle hiç ilgisi yoktur ve halk hareketinin öteki Arap ülkeleriyle ortak nedenlerinin yanında, yıllardan beri hapsedilerek ve öldürülerek bitirilemeyen ve ülkedeki Sünni çoğunluğun gerçek temsilcisi Müslüman Kardeşler’e dayanması da söz konusudur. 

Suriye, İran’ın kuşatılması açısından önemli bir ülkedir.
İran sadece İran değildir: İran, Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve Suriye ile birlikte düşünülmelidir. 

Filistin’de El Fetih ile Hamas’ın anlaşması –ne kadar süreceği bilinmemekle birlikte- İran ve Suriye için darbedir.

Suriye’de yönetimin değişmesi, ABD’nin çıkarına İran’ın ise aleyhinedir.
Pahalılık, işsizlik, rüşvet ve büyük baskı ile karakterize olan Suriye’deki babadan oğla geçen padişahlık benzeri rejimin savunulabilecek yanı yoktur. 

Bu ülkede yaşayan yaklaşık 1,2 Milyon Kürdün dörtte biri vatandaşlık hakkına bile sahip değildir.

Bir ülkede doğup büyümüş insanları tehlikeli oldukları için vatandaşlıktan çıkarmak, bizdeki 12 Eylül rejiminin bile aklına gelmemiş bir uygulamadır. 

AKP, Libya’daki yüksek hacimli iş olanaklarına rağmen Kaddafi’ye karşı tavır aldı, ama aynı tavrı Esad rejimine karşı alamıyor. Bu ülkedeki Kürtlerin daha büyük olanaklara kavuşacağı endişesiyle alamaz da…
Yazının başından beri anlatılanlardan hareketle, ABD’nin bölgeyi yeniden düzenlemesinden söz edilemez. Zira halk hareketlerini başlatan ABD değildir. 

ABD’nin yaptığı, halk hareketlerinin genel olarak demokratikleşme perspektifinden hareketle, ortaya çıkan yeni güçlerle anlaşmak ve böylece değişimi istediği sınırlar içinde tutmaktır.

Ek olarak, bu gelişmelerin bölgede İran’ın etkisini artırmasına yol açmasını engellemektir.

Arap ülkelerindeki halk hareketleri temeli otuz yıl öncesine giden başka bir sorunun sorulmasını gerektiriyor. 
1979 İran devrimi… Devrim sonrasında İran Komünist Partisi güçlüydü ve molla rejimiyle girdiği mücadeleyi kaybetti.

1980 sonrası Afganistan… Afganistan Komünist Partisi, ilerici subayların varlığına ve Kızıl Ordu’nun açık desteğine rağmen Mücahitler karşısında kaybetti. (Mücahitler’in ABD tarafından desteklenmesi kaybetmenin esas gerekçesi olamaz.)

2000’li yıllar, Irak işgali… Irak Komünist Partisi ABD işgalini destekledi, ikiye bölündü ve kısa sürede etkisizleşti. Kürtler ve Araplar arasında İslamcıların etkisinden söz edilebilir, ama komünistlerin etkisi yok sayılır.
Mısır ve Lübnan’daki komünist partileri dinci örgütlerle yıllardan beri işbirliği yapıyorlar ve bu işbirliğinde tali güç durumundalar. 
Suriye Komünist Partibi, yıllardan beri Esad rejimini destekleyen zayıf ve besleme bir güçtür.

Soru şudur:
Halkının büyük bölümünü değişik mezheplere mensup Müslümanların oluşturduğu ülkelerde komünist partileri, dinci örgütlerle girdikleri bütün mücadeleleri kaybettiler. 

Onlarla başarılı bir işbirliği geliştirebildikleri ülkelerde ise tali konumda kaldılar.
Neden?
Böyle bir sorunun gerekliliğini bile görmeden emperyalizm hakkında genel geçer saptamalar yapmanın herhangi bir anlamı yoktur.