FUTBOL VE FELSEFE

FUTBOL VE FELSEFE

Gönderen enginerkiner - 16/06/2012 13:23:48 (156 okunma)



Futbol ve Felsefe,
İkisinin birbiriyle ne ilgisi var, diye sorabilirsiniz. 
Felsefe, analitik ve rasyonel düşünme demektir. Böyle bir düşünme ancak yeterli bilgi temelinde mümkündür. Yeterli bilginiz yoksa, analitik ve rasyonel düşünemezsiniz. Böyle bir düşünme tarzı, aynı zamanda bilgiden bilgi üretmeyi de içerir.

Avrupa futbol şampiyonasında Almanya’nın yıllardan beri süren başarısı tekrarlanacak gibi görünüyor. Buna karşın “futbol ulusu” olarak da tanımlanan Hollandalıların çöküşü yaşandı. Fransa ise futbolda yıllardan beri süren gerilemesini bu kez tersine çevirebilecek mi, göreceğiz.

Benzeri bir durum İngiltere için söz konusudur. Futbolun doğduğu yer olan ve yıllarca başarıdan başarıya koşan İngiliz milli takımı yıllardan beri geriliyor.

Yine bir futbol ulusu sayılan Almanya futbolda her zaman iyi oldu, ama yıllarca en iyi olamamıştı. Bir süreden beri ise durum değişmiş bulunuyor.

Burada, neden sorusunun sorulması gerekir.
Konuyu Fransa, Hollanda ve Almanya ekseninde inceleyelim.
Fransa ve Hollanda milli takımlarının yıllar süren başarısında ülkedeki göçmen gençlerin milli takıma alınmasının önemli payı bulunduğu kabul edilir. Burada sorun sadece milli takıma alınmak değildir. Milli takım, ülkenin birinci ligindeki takımlarda oynayan oyunculardan oluşur. Birinci lig takımında oynamak ise kolay değildir. Genç yaşta amatör kümeden başlayarak yukarıya çıkabilmeniz gerekir. Ancak bu şekilde kendinizi göstererek sonunda ülkenin milli takımında yer alabilirsiniz.

Fransa ve Hollanda bu uygulamayı yıllarca yaptılar. Göçmen gençlerin lig takımlarına alınması ve buradan milli takıma yükselmeleri bu iki ülkenin uluslararası futbol karşılaşmalarında başarılı olmasını getirdi.
Almanya Futbol Federasyonu ise yıllarca göçmen gençlerin milli takıma alınmasına yanaşmadı. 

MİLLİ TAKIM TOPLUMUN YANSIMASIDIR

Bir ülke düşünün ki, yabancı düşmanlığı sürekli gelişiyor ve önemli boyutlara ulaşıyor. Bu gelişme milli takımada yansır. 

Göçmen gençlerin en alttaki takımlara bile girmesi engellenmese bile hoş karşılanmaz. Önlerine yazılı olmayan değişik engeller dikilir. En altta futbola başlayamayan yetenekli göçmen gençlerin yükselmesi de söz konusu olamaz. Bu durum, diyelim 5-10 yılda milli takımda etkisini açık olarak gösterir.

Hollanda ve Fransa’da son yıllarda göçmen düşmanlığı önemli oranda gelişti. Bu gelişmenin toplumsal yaşamın geneline değişik şekillerde yansımaması mümkün değildir. 

Almanya’da ise tersi bir durum söz konusudur. Alman Futbol Federasyonu nihayet başka ülkelerden öğrenmek yoluna gitti ve göçmen gençler için milli takımın yolunu açtı. Göçmen kökenli gençler zaten Alman birinci ligindeki takımlarda oynuyorlardı. Federasyonun bu kararı ya da yetenekli göçmen gençlerin Alman milli takımına entegrasyonu, amatör kümeden başlayarak bu gençlerin yolunun iyice açılmasını sağladı.

Almanya’da doğmuş büyümüş ama yabancı kökenli futbolcuların Alman futbolunun daha başarılı olmasını sağladıkları bugün karşı çıkılmayan bir gerçek durumunda…

Bu başarıya karşı çıkanlar, sanıldığı gibi Alman Nazileri değil; çünkü açıkça karşı çıkarlarsa tepki görüyorlar, Asıl karşı olanlar futbolcunun eski ülkesinin insanları…

Örneğin Alman milli takımının forvet oyuncusu Polonya asıllı Podolski, önceki şampiyonalardan birisinde Polonya’ya gol atınca, Polonya’da “ulusal hain” ilan edilmişti. 

Benzer bir durum Mesut Özil için de geçerli. Özil, Alman milli takımında Türkiye’ye karşı oynadığında Türk seyircisi tarafından ıslıklanır. 

Bir ülkenin milli takımı, o ülkenin toplumsal kültürünün içinde bulunduğu durumu da yansıtır. Almanya’nın genelinde göçmenlere karşı tutum geçmişe göre olumlu yönde değişti. Eksikler halen oldukça fazladır, ama Fransa ve Hollanda’daki gibi tersine bir gelişme olduğu söylenemez. Bu gelişme milli takıma yansımıştır.

Gelelim Türkiye’ye…
Türk Milli Takımının büyük bir düşüş yaşadığı herkes tarafından belirtiliyor. Milli takım kendi başına bir olgu değil… Değişik uluslararası şampiyonalara katılan birinci lig takımlarının başarısızlığı da ortada…
Türkiye kültüründeki büyük çürümenin örneklerini her gün görüyoruz.
Bu çürümenin bozucu etkilerinin milli takıma yansımaması mümkün değildir.

İyi ki de Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerine katılamadık…
Türk milli takımı bu haliyle zaten katılamazdı, ama bakarsınız şansı yaver gider ve katılırdı. Gruptan çıkacak başarıyı gösteremese bile en azından üç maç yapmak hakkına sahip olurdu.

Biz de her maçtan sonra “işte Türkün gücü”, “Avrupa Birliği’ne girmeyi hak ettik”, “Kahrolsun PKK” gibi sloganlar duyardık.
Ne ilgisi var, diye sorabilirsiniz.

Futbolla ilgisi yok, ama futbolun 22 kişinin oynadığı bir oyundan ibaret olduğunu kim söylemiş?

Türklerin kültüründe futbol son derece önemlidir ve o kültürün durumunu anlamak istiyorsanız futbol seyircisinin davranışına da bakmalısınız derim





 
 


 Türkiye Milli Talebe Federasyonu, Komünizmle Mücadele Dernekleri a

 68’in geride bırakılamamış olmasıdır. 


 

 
Kendinizi dinletirsiniz ve ilgili makamları harekete de geçirirsiniz.
Bütün mesele ısrar etmek, işin peşine düşmek, değişik biçimlerdeki protestoyu sonuç alınıncaya kadar sürdürmektir.
Yok, olmadı…

Hükümet Madımak davasındaki karardan sonra utanmalıdır
Yargı utanmalıdır
Peki ya Aleviler…
Onların payına da biraz olsun utanmak düşmüyor mu?