Öcalan tabii ki padişah değil...

Öcalan tabii ki padişah değil...

Nüçe TV’de dün Mustafa Karasu ile yapılan bir söyleşi yayınlandı. Karasu’nun söyledikleri basın ve medya organlarında “Öcalan padişah değil dedi“ şeklinde yer aldı.

Karasu’nun konuyla ilgili tam çümlesi aşağıdaki gibi:

 

“Tabii Öcalan da kendisini kral, padişah görmüyor, ‘Her şeyi ben söylerim, yapılsın’ demiyor. Bizimle, aydınlarla, demokratik güçler ve çok geniş çevre ile görüşmeyi, çözüme onları da ortak etmeyi istiyor.“

 

Önemli mesaj içeren bir cümle… Açık ifadeyle söylenilen şu:

“Siz baskı ve değişik yöntemlerle Öcalan’a istediklerinizi söyletebilseniz bile, biz bunu kabul etmeyiz.“

Öcalan da böyle bir yönelime girmez, ama diyelim ki böyle bir yönelime soktunuz, biz kabul etmeyiz.

Karasu’nun kendisi adına konuşmadığı yeterince açık sanırım. Verdiği mesaj da doğrudan AKP hükümetine yöneliktir.

Hükümetin son yönelimi, Öcalan’ı zorlayarak istediği çizgiye getirmek ve bunu da PKK’ye ve Kürt halkının önemli bir bölümüne dayatmaktır.

Bunun için psikolojik baskı ve tehdidin her çeşidi kullanılıyor.

Son olarak Ahmet Türk, İmralı ziyaretinden sonra Kandil’in bombalanmasından söz ettiği için afaroz edildi. Öcalan’ı bir daha ziyaret etmesine izin verilmeyecek…

Hükümetin tutumu şu: Öcalan’ı ziyaret edip konuşabilirsiniz, ama benim istediğim değerlendirmeleri yapmak şartıyla…

Bu tutumun çözüme hiç hizmet etmeyeceği yeterince açık…

Hükümet şöyle düşünüyor:

Öcalan 14 yıldır elimde. İstediğim zaman dışarısıyla bağlantısını keserim, istediğim zaman tehdit ederim, benim istediğimi yapması için zorlayabilirim. Ötekileri zorlama imkanım ise sınırlı… Bu nedenle Öcalan’ın tek belirleyici olması lehimedir.

Kısa süre önceki idamın yeniden gündeme getirilmesi söylemini hatırlarsınız. Başbakan, Öcalan’ı tehdit etmek için böyle konuştu. Ya söylediğimiz gibi davranırsın ya da…

Hükümetin politikası böyle ve olmayacak bir şeyi zorlayarak başarı elde etmeye çalışıyorlar.

Hiç bir ülkede 14 yıldır hapiste olan bir önderin bir silahlı mücadele hareketini yönettiği, onun adına önemli kararlar alabildiği görülmemiştir. Hele de söz konusu olan hareket, kitlesel bir hareket ise, normal olanı da budur.

Karasu’nun sözleri hükümetin politikasına cevap olarak değerlendirilebilir.

Burada isteklerini mevdut durumun gerçeklerinin yerine koyarak yüksek barış umudundan söz edenlere değinmek istiyorum.

Silahların susması, barış ve çözüm ortak istektir.

İstemenin hiç yeterli olmadığını gösteren fazlasıyla örnek bulunuyor.

Son sözü Öcalan söyleyebilir, ama söylenen sözün uygulanabilir olması ancak örgütün öteki bileşenleriyle yapılacak görüşmelerle mümkündür.

Öcalan’a istediğimizi dayatırız ve onun söylediğinin yapılmasını isteriz. Yapmazlarsa, parçalanırlar.

Bu anlayış ancak imha politikasında yeni bir taktik olarak adlandırılabilir.

Bu anlayışla barış ve çözüm olmaz.

Barış ve çözüm, somut dayanağı bulunmayan bir temelde bol miktarda gürültü yapılarak da olmaz.

Bunlar yaşandı ve yeniden yaşanmaları yeni ölümlerden başka sonuç vermeyecektir.

Hükümetin bir an önce herhangi bir şarta bağlamadan basit bazı adımlar atması gerekiyor: KCK tutuklularının bırakılmaya başlanması, bombardımanların durdurulması gibi…

Bu bir iyiniyet gösterisidir ve bunun ardından karşı taraftan da iyiniyetini göstermesi talep edilir.

Aksi durumda bu kez yüksek barış umutlarıyla iç içe bir çatışmayı yaşayacağız demektir…