Paris cinayetleri ve ötesi

 Paris cinayetleri ve  ötesi

Bugüne kadar konu üzerinde yazmadım. Sadece geçtiğimiz Cumartesi günü katıldığım televizyon programında konuyu yorumladım.

Bu yorumda bunun örgüt içi infaz olmadığını söyledim.

Gerekçem basitti: örgüt içi infaz böyle yapılmaz.

Çok sayıda gazete yazarı ve televizyon yorumcusu, sürekli dizi izlemekten olsa gerek, resmen aptallaşmış durumda. Akıllarına geleni söylüyorlar ve hiç düşünmüyorlar.

Bir örgüt kendi kadrolarını kendi bürosunda öldürecek ve cesetleri de bırakıp gidecek…

Bunu aptal bile yapmaz…

Örgüt içi infaz nasıl yapılır, bilmiyorsanız, biraz mafya filmi izleyin, öğrenirsiniz, diye de eklemiştim.

Programda başka konular da konuşulduğu için konuyla ilgili düşüncelerimin hepsini anlatmam mümkün olmadı.

Olayın başından beri bana en garip gelen yanı şuydu: kadınların kafalarına 3-4 kurşun sıkılmış… Bir gizli servis elemanı, bir profesyonel böyle davranmaz. Profesyonel, gereksiz hareket yapmayan kişi demektir. Bir eylemi üç harekette bitirecekseniz, profesyonel de üç hareket yapar. Fazla hareket yaparsanız zaman kaybedersiniz ve açık verme ihtimaliniz de artar.

İnsan kafasına gelen bir kurşun onu öldürmek için yeterlidir. Bu durumda başa birkaç kurşun sıkmanın ne anlamı vardır?

Aklıma katilin kadınlara hınç duyduğu geldi. Başka bir açıklama bulamadım.

Eskiden gazetelerde şu tür olaylar sürekli yazılırdı: Kendisini terk eden karısını 75 yerinden bıçakladı.

Bir iki üç beş, anladık da 75 ne oluyor derseniz, burada hıncın göstergesini görürsünüz.

Fransa’daki ilgili savcı tarafından açıklama yapılıncaya kadar da cinayeti şu ya da bu işlemiştir diye kesin bir ifade kullanmaktan kaçındım. Cinayet, yaklaşık on yıl önce Kasımlo’nun İran ajanları tarafından Viyana’da öldürülmesine benzer yanlar taşıyordu. Olabilirdi de olmayabilirdi de…

Bugün açıklama yapıldı ve kamera kayıtlarına göre cinayet saatinde içerde olduğu anlaşılan bir kişi tutuklandı. Bu kişinin cinayetle ilgisi var. Başkası var mı, kamera kayıtlarına göre yok. Binayı tanıyanların belirttiğine göre başka giriş çıkış yapılabilecek yer de yok.

Cinayet saatiyle cesetlerin bulunması arasındaki yaklaşık 6 saat dikkate alınırsa, kişi kolayca kaçabilirdi, kaçmamış.

Zaten cinayeti de kabul etmiyor ve “bana komplo yapıldı” diyor.

“Kim komplo yapmış olabilir?” sorusu mutlaka sorulmuştur.

Eğer cinayette tek silah kullanılmış ise ve içerde boğuşma izi bulunmuyorsa susturucu kullanıldığı kesin olarak söylenebilir.

Bir kadını birkaç kere başına ateş ederek öldürüyorsunuz ve ötekiler de yerinden kıpırdamıyor. Böyle bir şey olamaz.

Kişinin çantayla eve girmesi bu bakımdan açıklayıcı. Susturucu takılmış silah uzundur ve üstte taşınması da hayli zordur hatta mümkün değildir.

Barut izi de bu çantada bulunuyor. Silahın yok edilip çantanın yok edilmemesi ise ayrı bir ilginçlik…

Kişinin bilinen kimliği gerçek kimliği midir, bilinmiyor, araştırılıyor.

Tutuklanan kişi iki yıldır Kürt derneğine üye, değişik eylemlere de katılmış.

Buraya kadar normal…

Normal olmayan, hakkında doğru dürüst bilgi bulunmayan bu kişinin PKK’nin önde gelen iki kadrosunun yakınına kadar gelebilmesi, arabayla bir yere götürmek, yiyecek almak gibi işlerini yapabilmesi…

Bu nasıl iştir, anlamak mümkün değil…

Bir silahlı mücadele örgütünün daha dikkatli olması gerekirdi…

Cinayetin açık kalan önemli yanları bulunuyor ve soruşturmanın süreceği anlaşılıyor.

Ne gibi bir sonuca ulaşılır, bilmek mümkün değil…

Kişinin kaçabilecekken kaçmaması bana hayli ilginç geldi…

Cinayet gününden beri Kürt basını ve televizyonlarında yapılan yorumların hepsini olmasa bile bir bölümünü izledim ve yazarların ya da sunucuların nasıl bu kadar kesin konuştuklarına da şaşırdım.

“Cinayette Türkiye’nin parmağı vardır” demekle “Türkiye’nin parmağı olabilir” demek birbirinden hayli farklı şeylerdir.

İkinci ihtimal bugün de geçerlidir. Cinayette açıklanması gereken önemli karanlık noktalar vardır ve bunlar açıklığa kavuşturulabilirse eğer, arkasından Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti çıkabilir.

İhtimalli konuşuyorum çünkü çıkmayabilir de…

İzleyicilerin hoşuna gitsin diye sadece ihtimallerden hareket etmenize rağmen kesin konuşursanız, Kürdün Kürde propagandasından başka bir şeye hizmet etmemiş olursunuz.

Bu ise en başta Kürt basınına ve yayıncılığına zarar verir.

Bu konuda güvenilirliğinizi kaybederseniz her şeyinizi de kaybedersiniz.

Türk basınının yalancılığını, Fransız polisi yerine konuşmasını, senaryolar uydurmasını sadece bu olayda değil öncekilerde de biliyoruz.

Türk basınına bu nedenle çok kişi inanmıyor.

Bu tür mücadelelerin önemli handikaplarından bir tanesi, bazen farkında bile olmadan karşınızdakine benzemektir.

Oldukça dikkatli olunması gereken bir husus…

Önemle belirtmek gerekir…