Sınırları Sürekli Değişen " Vatan" (1)

 enginerkiner - 16/01/2011 21:05:59 (378 okunma)


Sınırları Sürekli Değişen " Vatan" (1)

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kuruldu ve yaklaşık 65 yıl boyunca “vatan neresidir?” gibi bir soruyla karşılaşmadı. Gerçi Turancılar Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan’ın da içinde bulunduğu geniş bir bölgenin (Turan) Türk olduğunu ve “Sovyet mezalimi altında inlediğini” iddia ediyorlardı, ama bunların sayısı oldukça azdı.

En azından devlet katında vatanın neresi olduğu belliydi: Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları…

SSCB’de 1985 yılında Glasnost ve Perestroyka’nın başlaması ve 1991’de de bu ülkenin çok sayıda devletin ortaya çıkmasıyla sonuçlanan parçalanması, TC’nin sınırlarını da değiştirdi.
Resmi sınırlar aynıydı, ama eskiden olmadığı kadar güçlü bir biçimde “hayali sınırlar” da çiziliyordu.
Var olan sınırlar vardı, bir de olması gereken
sınırlar vardı. 

Buradan, TC’nin başka ülkeleri işgal etmeye heveslendiği sonucunu çıkarmamak gerekir. İşgal, eskidendi. Bir ülkeyi ya da ülkeler topluluğunu işgal etmeden de denetim altında tutmak artık mümkündü.

Denetimin bir yolu, ekonomik olarak büyük bir güç olmak ve bu ülke ekonomileri içine iyice yerleşmekti. 

Denetimin ikinci yolu ise, kültürel olarak bu ülkelere üstün gelmek, kendi kültürünü bu ülkelerde egemen duruma getirmekti.
İlk deneme Turgut Özal ile yapıldı.

ADRİYATİKTEN ÇİN SEDDİ’NE 200 MİLYONLUK TÜRK DÜNYASI
Deyim, Turgut Özal’ındır. 

“Adriyatik kıyılarında Türk mü var?” diye sorulabilir. Arnavutları ve Bosnalıları Türk saymak mümkün olmamakla birlikte, yine de “bizden” sayılırlar. Müslümanlar ve ek olarak da Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunmuşlardı.

Adriyatik’ten hareketle Bulgaristan ve Yunanistan’daki Türk kökenli azınlıklara geliyorsunuz, oradan Türkiye’ye geçiyorsunuz. Ülkenin doğusunda Kürtler vardı, ama onlar o zaman açıkça Türk sayılıyordu.

Azerbaycan zaten Türk sayılır (bir millet, iki devlet), ardından Özbekistan’dan başlayarak Orta Asya’ya doğru ilerleyelim… 
Türk çok… Hepsi o yıllarda 200 Milyon yapıyordu. 

Türkiye, o yıllarda, Kafkaslar ve Orta Asya’da Rusya Federasyonu (RF) ile etkinlik yarışı içindeydi. Türkiye’nin bu konudaki en büyük destekçisi ise, bu alanda RF’nu geriletmek isteyen ABD idi. 

Orta Asya, geniş petrol ve doğal gaz kaynaklarıyla 21. yüzyılın stratejik alanı olarak kabul ediliyordu ve bu alanda egemenlik açısından da Türkiye şanslı gibi görünüyordu.

ABD, Türkiye’nin açtığı yoldan bu alana yerleşecekti. 
Ne ki, gelişmeler beklenildiği gibi olmadı. Türki Cumhuriyetler, “soydaşlarımız” hiç de kendilerinden beklenildiği gibi davranmadılar. 

Bunun birkaç nedeni vardı:

Birincisi: Türkiye’den özellikle ekonomik alanda büyük beklenti vardı, ama Türkiye’nin çapı bunları karşılamaya yetmedi. 
İkincisi: Beklenilenin aksine RF kendini çabuk toparladı ve bu alanda Türkiye ile etkinlik mücadelesine girdi. Bu mücadelede oldukça başarılı oldu.

Üçüncüsü: “Soydaşlar”ın Türkiye’ye özel olarak tercih edecekleri beklentisi doğru çıkmadı. 
Neden etsinler?

Bu ülkelerin hepsi sosyalizmden kapitalizme geçmişlerdi ve parayı veren de düdüğü çalardı.

Ek olarak, yeni zenginler büyük olanda eski komünist partisi yöneticilerinden oluşuyordu ve bunların da eski Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Rusya’da önde gelen isimleriyle, şimdiki yeni zenginlerle eskiden beri gelen iyi ilişkileri vardı.
“Soydaşlar” çok ayıp denilebilecek bazı davranışlarda da bulundular.

Örneğin, Özbekistan yönetimi Fettullah Gülen okullarını kapattı. Türk yatırımcılara da hiçbir kolaylık tanımadı. 
Özbeklere yapılacak büyük hakaretlerden bir tanesi onlara Türk demektir, ama bizimkiler bunu nereden bilsin?

Bakmayın siz onların (Turgut Özal’ın da) Osmanlıya hayran olmasına…
Osmanlı tarihini olayları ard arda sıralayacak kadar bilirler. Büyük olayların tarihsel anlamlarını ve bugüne etkilerini bilmezler.
Yıl 1402, Ankara Savaşı… Bir tarafta Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid, karşı tarafta Semerkand doğumlu Özbek Timur… Bu kanlı savaşı Timur kazanır. Savaşın gidişatını, Bayezid saflarındaki Türk akıncıların saf değiştirmesi belirler.
İmparatorluk dağılır ve Fetret Devri başlar. 
Yıldırım esir düşer. Semerkand’a götürülür. Bir kafes içine konularak halka teşhir edilir. (Özbek, Türk’e neler yapmış, görüyorsunuz!) 

Yıldırım, eşinin Timur’un huzurunda çıplak olarak oynatılmasına dayanamaz ve yüzüğündeki zehri içerek intihar eder. 
Timur İmparatorluğu, tıpkı Cengiz İmparatorluğu gibi sadece fetih gücüne dayanan ve bu nedenle de uzun ömürlü olamayacak bir imparatorluktur ve fazla yaşamadan dağılır.
Bazı tarihçiler, İtalya’da Rönesans’ın yükseldiği, yeni deniz yollarının aranmaya başladığı önemli bir dönemde, Timur’un Osmanlı’ya yaklaşık 40 yıl kaybettirdiğini yazarlar. 
Tarihin derinliklerinde kalmış o dönemin izleri nasıl bizde eğitim vasıtasıyla sürekli yaşatılıyorsa, doğal olarak Özbekistan’da da yaşatılıyordur. 

Soydaşlar daha kötü şeyler de yaptılar…
RF ile petrol ve doğal gaz anlaşmaları imzaladılar. Bunu da özellikle Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan yaptı.
Kazaklardan umudumuzu çabuk kestik. Önce umut ettik, daha sonra bu ülkede nüfusun üçte birinin Rus kökenli olduğunu öğrenince umut etmekten vazgeçtik.

Kazakistan, Bakü-Ceyhan petrol boru hattına petrol vermeyi reddetti. Yüzyılın projesi denilen bu hat, bu nedenle yüzde 50 kapasiteyle çalışıyor.

Azerbaycan ile RF arasında da iki petrol boru hattı bulunuyor.
Boru var ama yeterli petrol yok…

Benzeri bir durum Türkmenistan doğal gazını Hazar Denizi’nin altında geçecek boru hattıyla Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye getirecek ve buradan da Orta Avrupa ülkelerine kadar götürecek Nabucco doğal gaz boru hattı için de geçerlidir. 

RF ile Türkmenistan arasında doğal gaz nakil anlaşması imzalandı ve bunun için gerekli olan boru hattın yapımına da başlanmak üzeredir. 

Nabucco doğal gaz boru hattı için yeterli gazın nereden bulunabileceği henüz belirsiz durumda… 
Türk İmparatorluğu düşünülüyordu, olmadı.
ABD de kendi işini kendisi görmeye başladı.
Askeri danışmanları vasıtasıyla Gürcistan’da yerleşti. Afganistan’ın işgaliyle de Orta Asya’nın denetimi açısından stratejik bir konuma ulaştı.
Türkiye, Kafkaslar ve Orta Asya ülkelerinde eskisine göre daha fazla var, ama bu varoluş beklenilenin, hayal edilenin oldukça gerisinde kaldı.

Türk olmadı, İslam verelim…
Cumhurbaşkanı Gül’ün Yemen’de “burası eskiden vatan toprağıydı” demesinin üzerine Başbakan Erdoğan’ın “İslam ülkeleri ekonomik birliği”projesi geldi.
Bunu da gelecek yazıda ele alacağım…