SİYASİ İFADE BEKLENİYOR, AMA...



SİYASİ İFADE BEKLENİYOR, AMA...

Gönderen enginerkiner - 19/04/2012 15:16:18 (194 okunma)




Çok sayıda general ve albay gözaltına alındı… Kimisi Ergenekon adı verilen ve darbe yaparak hükümeti devirmeyi amaçlayan örgüt mensubu oldukları iddiasıyla, kimisi ise 28 Şubat’taki moda deyimiyle “e-darbe” nedeniyle…

Kim neden ve ne kadar sorumludur, yazımızın konusu değil…
Ortada bir şeyler var, en azından bir şeyler olması için teşebbüs edilmiş…

Teşebbüs edilen, en azından planlanan ileri derecede politik bir olay…
Ama bakıyorum da kimse sahip çıkmıyor, kimse savunmuyor…
Bu nasıl iş, diye sormak gerekiyor.

Konunun önderlerinin savcılıkta ve mahkemede yapılması düşünüleni savunmaları gerekir.

Hakkınızda kanıt yoksa ya da öyle olduğuna inanıyorsanız, somut olayları üstlenmezsiniz, ama yapılmak istenilenin haklı olduğunu nedenleriyle birlikte savunursunuz.

Politikada önder kadro içinde yer almak bu demektir. 
Bu insanlar davalarının haklılığını mahkemede savunmak durumundadır. Başka bir deyişle politik ifade vermeleri gereklidir. Yukarıda da belirttiğim gibi somut olayları üstlenmeyebilirler, ama davalarının haklılığını açıkça savunmak zorundadırlar.
Ben, siz ve başkaları bu kişilerin amaçlarına tümüyle karşı olabiliriz. Düşüncelerini yanlış bulabiliriz. Ne ki, politikada ciddiyet denilen bir şey vardır. Tehlikeli bir işe giriyorsunuz. Başarırsanız iyi, ama başaramazsanız sorumluluğu üstlenmek zorundasınız. 
Tutuklu paşalar bu konuda sosyalistlerin mahkemelerdeki tutumlarını örnek alabilirler. Değişik örgütlerin yönetici kadrolarından devrimciler, mahkemelerde politik ifade verdiler, politik savunma yaptılar. Somut olayları, duruma göre üstlendiler veya üstlenmediler, ama yapmak istediklerinin sorumluluğuna uygun ifade verdiler.

“Ben masumum, ilgim yok, bilgim yok” gibi ifadeler önderlik kademesindeki insanlara yakışmaz. Mahkemelerde politik ifade vermek, politik bir amaca sahip olmanın gereğidir.

Tutuklu paşalar ise büyük bir ciddiyetsizlik örneği göstererek politik ifade vermiyorlar. 

Eşinin başı örtülü olan kişi cumhurbaşkanı olamaz” deyin ve kendinize göre bunu gerekçeleriyle açıklayın…

Ülkenin AKP yönetimi altında yarı şeriata götürüldüğünü savunun ve bunu gerekçeleriyle açıklayın…

Atatürk devrimlerine ihanet ediliyor” deyin ve örnekler verin…
Bunun gibi birçok madde sıralanabilir.

Üstelik, 12 Eylül sonrasındaki mahkemelerdeki devrimciler gibi, amaçlarınızı açıkladığınızda yalnız da kalmazsınız.

Birkaç tutuklu paşanın darbe girişimlerinin haklılığını savunan yönde ifade verdiklerini düşünün…

CHP tabanı ve Kemalistler sokağa dökülür, Cumhuriyet mitingleri yeniden yapılır…

CHP yönetimi, kesin tutum alınması gereken her konuda olduğu gibi bu konuda da ikircimli davranabilir, ama tabanın önemli bir bölümü onları dinlemeyecektir.

En kötü ihtimalle paşaların mahkemedeki politik tutumu, bırakalım mahkemeyi savcılıktaki politik tutumu bile bazı insanları ayağa kaldıracaktır. 

Paşalarda ise politik ciddiyet bulunmadığı anlaşılıyor.

Her konuda başarılı olmaya alışmışlar ve bu nedenle de herhangi bir başarısızlık durumunda politik sorumluluğu kimler üstlenecek, hareket tarzlarının politik savunusunu kimler yapacak, hiç akıllarına gelmemiş.
Dahası var: birbirlerini satmaya hazırlar. 

Hepsi sorumluluğu birbirinin üzerine atıyor. Kendisi açıkça sorumluluğu üstleneceğine, kendisine ortak arıyor ya da “ben onun emrini yerine getirdim” diyor. 

Evet, emir veren vardır, ama bir de o emri uygulayan vardır.
Bu paşalar yaklaşık otuz yıldır birbirlerini tanırlar, aynı okullarda okumuşlar, en azından bir dönem birbirlerine yakın yerlerde görev yapmışlardır. Ama işler aksi gidince herkes kendisini kurtarmaya bakmaktadır. 

İnsan ister istemez 1960’lı yılların başındaki iki darbe teşebbüsünü ve önderlerini, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ı hatırlıyor. 

Politik görüşleri ve örgütlenmeleri naifti, darbe teşebbüsünün başarılı olamayacağını anlayan paşalar da hemen tüydüler ama bu iki insan eylemlerinin politik sorumluluğunu üstlenmekten çekinmediler. 
İnsan nedir, sorusuna verilen cevaplardan birisi şöyledir:
Sahip olduğu bütün ünvanları çıkarın, geriye kalan insandır.
Tutuklana ya da emekli olan çok sayıda yüksek rütbelide ise insanı görmek zor…

Bütün marifetleri orduda emir-komuta kademesinde yüksek rütbede olmakmış.
Emekli olarak ya da başka şekilde bu yeri kaybettiklerinde geriye bir şey kalmıyormuş.

Belki de bilmediğimiz gizli bir anlaşma vardır.
Ergenekon, 28 Şubat vb. gibi davalarda sesinizi çıkarmayın, zamanla davalar uzar gider, siz de ceza almazsınız, denilmiş olabilir.
Mümkündür…

Ama yaptığı işin politik sorumluluğuna inanan, inançlarında ciddi olan bir kişi böyle anlaşmalara girmez. 

Yüksek emekli maaşı, korumalar, lojmanlar vb. daha çekici geldi anlaşılan…
















 

Kimseden yasaları çiğnemesini beklemiyorum, buna gerek de yok.
 
Kendinizi dinletirsiniz ve ilgili makamları harekete de geçirirsiniz.
Bütün mesele ısrar etmek, işin peşine düşmek, değişik biçimlerdeki protestoyu sonuç alınıncaya kadar sürdürmektir.
Yok, olmadı…

Hükümet Madımak davasındaki karardan sonra utanmalıdır
Yargı utanmalıdır
Peki ya Aleviler…
Onların payına da biraz olsun utanmak düşmüyor mu?