Soğuk Barış Sona Erdi

 enginerkiner - 15/07/2011 10:48:55 (263 okunma)


Soğuk Barış Sona Erdi

Gazete haberlerine göre Diyarbakır kırsalındaki çatışmada 13 asker ve 7 gerilla hayatını kaybetti. Ülkede 20 kişinin birden hayatını kaybettiği bir silahlı çatışma uzun zamandan beri yaşanmamıştı.

Ateşkes değil, ama soğuk barış sona erdi.

Değişik yerlerde yayınlanan yazılarımda sürekli belirttiğim gibi, aylardan beri ateşkesin sadece adı vardı, kendisi yoktu.

Ateşkes dağlarda ya da kırsal alanda çatışma olmamasına göre tanımlanmıştı. Bu tanıma göre, yerleşim birimlerindeki çatışmalar ateşkes kapsamına girmiyordu. 

Yerleşim birimlerinde aylardan beri çatışma vardı. Çatışmaların polisle olması, ateşkes orduyla çatışmaya göre tanımlandığı için, çatışma sayılmıyordu.

Var olanı yok saymak, kendini kandırmaktan başka bir şey değildi.

Çok sayıda kişi tutuklanıyor, yaralananlar oluyor, sayısız gaz bombası kullanılıyor; hükümet binalarına ses bombaları atılıyor, bazıları taranıyordu, ama ateşkesin sürdüğü kabul ediliyordu.

Buna ateşkes değil, soğuk barış adını vermek daha doğrudur.

Bu ismi soğuk savaştan esinlenerek koydum.

SSCB ile ABD arasında yıllarca süren ve soğuk savaş olarak adlandırılan dönemde, savaş vardı, sadece bu savaşın belirli bir çeşidi yoktu.

SSCB ile ABD doğrudan karşı karşıya gelmiyorlardı, ama kendilerine yakın gördükleri güçleri olabildiğince destekliyorlardı. 

Angola’da UNITA ile MPLA arasındaki savaş, gerçekte ABD ile SSCB arasındaki savaştı. Küba askerleri MPLA ile birlikte savaşırken, ABD de UNITA’ya silah veriyordu.

Keza Afganistan’da Kızıl Ordu ile Mücahitler arasındaki savaş da gerçekte adı geçen iki ülke arasındaki savaştı. ABD, Mücahitleri her yönden destekliyor ve onlara Kızıl Ordu’nun hava hakimiyetine son veren yerden hava hedeflerine yönelik olarak kullanılan Stringer füzeleri bile veriyordu. 

Örnekler çoğaltılabilir...
Soğuk barış ise, ateşkesin tanımlandığı belirli bir alanda savaş olmaması anlamına gelir. Gerçi seçimden önce Hatay ve Dersim’de ordunun düzenlediği baskınlarla gerillalar hayatlarını kaybetmişlerdi, ama bunlar münferit olaylar olarak görülüyor ve ateşkesin sürdüğü varsayılıyordu.

12 Haziran’da seçim yapıldı ve ardından herkesin kendisini bulabileceği demokratik bir anayasa söylemiyle hiç bağdaşmayan bir tutumla karşılaşıldı.

Tükürdüğünü yalayacaksın ya da senin burnunu sürteceğim söylemiyle demokratik anayasa hazırlanmaz.

Burada politik sürece ilişkin olarak yapılan analizlerle ilgili bir saptama yapmak istiyorum:

Bazı analizciler ne söylendiğini fazlasıyla dikkate alırlarken, ne yapıldığını gözden kaçırıyorlar.

Bu durum bütün dikkatin söyleme verilmesi ve söylenenler üzerine tartışma yapılması sonucunu getiriyor. 

Politik analiz söylenenleri doğal olarak dikkate alır, ama bundan da öteye, her politik aktörün çizgisinin altında yatan sürekliliği görmeye çalışır. Buradan hareketle genel bir görüşe ulaşır ve söylenenleri de bu genel görüş çerçevesinde değerlendirir.

Bu yapılmadığında, filanca şöyle demişti ama böyle yaptı şaşkınlığının ötesine geçilemez.

Atılan her adımı, söylenen her sözü bu genel çerçevesinde değerlendirmek gerekir. 

AKP’nin amacı, başından itibaren, Kürt sorununu çözmek değil, bu sorunu birlikte yaşanılabilecek düzeye indirmektir. 

Ülke bu sorunla birlikte yaşayacaktır. Sadece sorun, birlikte yaşamak için fazla büyüktür, küçültülmesi gerekir.

Kürt illerinde AKP ile BDP arasında kıran kırana süren mücadele ve AKP’nin üstün gelmek için çok sayıda BDP’linin tutuklanması dahil her yöntemi kullanması bu amacın göstergelerinden bir tanesidir.
Seçimden sonra bu amaç iyice ortaya çıktı.

Uzlaşma temeline dayalı demokratik anayasa hazırlanacağını söyleyenlerin davranış tarzı böyle olamaz. Hükümetin yaptığı güç gösterisinden başka bir şey değildir.

BDP’ye verilen mesaj açık: Seçimde başarılı oldunuz ama burnunuzu sürteceğiz!

Sorunları birdenbire çözemese bile azaltmak isteyen bir hükümetin böyle davranmaması gerekirdi.

En azından Hatip Dicle’nin milletvekilliği boş bırakılabilirdi ve bu jest bile ortamın yumuşamasına hizmet ederdi. Ama maksat karşı tarafa gol atmak olunca başka türlü davranılıyor.

Hükümetin, karşısında bulunan silahlı gücün bir noktadan sonra eyleme geçeceğini hesaplamamış olması düşünülemez. Silahlı eylem bekliyorlardı ve bu tür eylemler de hemen her gün daha küçük çapta gerçekleşiyordu. 

Bundan sonra ne olabilir?

Hükümetin olayları tırmandıracağını sanıyorum. Son günlerde kullandıkları söylemden buna yönelik hazırlık yapmış oldukları sonucuna varılabilir. 

Operasyonlar artacak, çatışmalar yoğunlaşacak ve Öcalan’a istenilen açıklamaları yapması için baskı uygulanacak...

Tersini düşünmek safdillik olur. 

DTK tarafından ilan edilen demokratik özerkliğin de üzerine gidileceği düşünülebilir.

Demokratik özerkliğin içeriği, Kürtlerin şimdiye kadar ifade ettikleri taleplerden farklı değil... Bu özerklik henüz inşa sürecindedir ve ne oranda inşa edilebileceği de şu anda belirsizdir.

İşin yasama tarafı kolaydır, önemli oran yasamanın yürütme ve yargıyla tamamlanmasıdır ki, bölgede şu anda bu durumdan uzakta bulunulmaktadır.

Hiç sanmıyorum ama umarım hükümet karşı taraftakileri tahkir edici politikasından vazgeçer ve olaylar durulur. Bu durulmanın ardından sorunların çözümü için asgari karşılıklı güven, diyalog ortamı oluşur.
Umarım yanılırım ama böyle yapacaklarını hiç sanmıyorum...
Biz bize benzeriz!

Demokratik Anayasa sürecine hoş geldiniz!