Yeni savaş, Suriye ve Reyhanlı

Yeni savaş, Suriye ve Reyhanlı

Uzun anlatılabilecek bir konu ama bugün sadece bazı noktalara işaret etmekle yetineceğim.

Yaklaşık yirmi yıldır gerçekleşen savaşlar eskisine göre değişen özellikler gösteriyor. Bu özellikler ilk kez 1990’lı yılların başındaki Yugoslavya savaşında görülmüştü. Ardından Afganistan ve Çeçenistan’da da gözlemlendi. Suriye’deki savaşta ve son olarak Reyhanlı katliamında da bu özellikleri görmek mümkündür.

Savaşın uzun tarihine bakılacak olursa kabaca üç dönemin varlığından söz edilebilir:

Politik aktörlerin savaşı ya da savaşın henüz devletleşmediği aşama

Savaşın devletleşmesi, önemli savaşların devletler arasında olması

Son dönemde bu iki özelliğin birbirinin içine girmesi, savaşta devletler nerede varlar nerede yoklar, aralarındaki sınır nerededir belirsizleşmeye başlaması…

Bu savaşın ya da yeni savaşın birkaç ayırıcı özelliği bulunuyor:

Birincisi, savaş motivasyonundan geliyor. Eskiden yoksullaşma en önemli motivasyondu. Bu özellik halen önemini korumakla birlikte etnik ve dini nedenler de büyük oranda önem kazanmış durumda.

İkincisi, savaşın finansmanından geliyor. Eskiden savaşları büyük oranda devletler finanse ederdi. Devlet dışı aktörlerin savaşta ön plana çıkmaya başlaması, bu savaşın nasıl finanse edileceği sorusunu da gündeme getirir. Bu aktörler farklı ülkelerden yardım alabilir ama sadece bu yardımla savaş yürümez. Savaştaki devlet dışı aktörlerin kendi finansman kaynaklarını da yaratmaları gerekir.

Fidye karşılığı insan kaçırma, uyuşturucu ticareti ve akla gelebilecek başka yöntemler…

Dikkat çekici olan nokta, rakip tarafların birbirlerinin ekonomik çıkarlarına saygı göstermesidir. Bu durum Yugoslavya savaşında da gözlenir. Bir taraf fidye için insan kaçırınca, öteki taraf onu engellemeye kalkmaz. Aksi durumda aynısını diğer taraf da yapacaktır ve iki tarafın da ekonomik çıkarı zarar görecektir.

Suriye’de son iki yılda –kesin rakam bilinmemekle birlikte- binin üzerinde kişi fidye amacıyla kaçırılmış. Bunu her iki taraf da yapıyor.

Yine Suriye’de gazetelerde de yer alan ilginç bir ekonomik işbirliği söz konusu oldu: silah kiralanması.

Savaşın başlarında rejim karşıtı güçlerin bir bölümü hükümet ordusundan silah kiralıyormuş. Afganistan’daki ABD askerlerinin Taliban’a silah sattığı duyulmuştu ama silah kiralanması yeni sayılır.

ABD askeri para için asker olmuş, savaşta olabildiğince fazla para kazanıp ve mümkünse de ölmeden ülkesine dönmeyi düşünüyor. Rakibe silah satması normal çünkü savaşın resmi ideolojik amacı onu ilgilendirmiyor. O sadece ekonomik yöne bakıyor.

Suriye’de de benzer bir durum var. Savaştan önce ekonomik durumu iyice bozulmuş olan ülkede rakip taraflar savaşırlarken olabildiğince para toplamayı da ihmal etmiyorlar.

Bu konuda yapılan işbirliklerinin başka somut örnekleri bilinmiyor ama önceki savaşlardan hareket edilerek tahmin edilebilir.

Bir bölgenin diyelim ÖSO denetiminde olması, hükümete yakın güçlerin oradan geçemeyecekleri anlamına gelmez. Bunun tersi de geçerlidir. Verirsin parasını, göz yumulur.

Savaşın kendisi bir geçinme aracı durumuna gelmiş durumda…

Bu türlü savaşların uzun sürmesinin ve bitecekmiş gibi de görünmemelerinin nedenlerinden bir tanesi de budur.

Savaş bir hayat tarzı olmuştur.

Yeni savaşın önemli özelliklerinden bir tanesi de, hafif silahların eskisinden daha büyük rol oynamasıdır. Ancak devletlerin sahip olabileceği –savaş uçakları, zırhlı birlikler gibi- silahların yerini, görece ucuz ve hafif silahlar almaktadır.

Ağır silahlar da var ama rolleri eskisine göre azalmıştır.

Hafif silah hem ucuzdur, hem kolay bulunabilir, hem de kullanılması –ağır silahta olduğu gibi- uzun bir eğitimi gerektirmez.

Savaşın özelleşmesi bir başka önemli değişimdir. Eskiden savaş demek, onun arkasındaki devlet ya da gerilla savaşlarında olduğu gibi belirli bir örgüt demekti.

Bu durum halen var ama artan oranda buna uymayan gelişmeler de var.

En başta büyük devletlerin savaşı özelleştirmesi var. Belirli özel firmalar savaşta bazı görevleri –tabii yüksek para karşılığında- üstleniyorlar. ABD’nin Blackwater şirketi en bilinen örnektir. Emekli subaylardan kurulmuş olan bu şirket işçileriyle (askerleriyle) sözleşme imzalıyor: Şu kadar para, işin de şunları yapmaktır. Bu özel askerlerden ordu askerlerinin az çok da olsa uyduğu hiçbir kurala uymasını bekleyemezsiniz. Kişinin derdi sadece para ve bir an önce “işini” yapıp gitmek istiyor.

Para karşılığında asker olmak ve savaşmak devlet dışı aktörlerde de artan oranda kendini gösteriyor.

Bir ülkede devlet otoritesi parçalandığı zaman savaş ağaları ortaya çıkar.

Kendi askeri birliği olan, şu veya bu eylemleri yapan irili ufaklı savaş ağaları…

Bu savaş ağaları arasında çekişme de söz konusudur.

Bazıları çıkar çatışmasına girerler ve bazen birbirlerine de saldırabilirler.

Daha fazla uzatmadan sonucu Reyhanlı’ya bağlamak istiyorum.

Gelişmeler bu katliamın arkasında Muhabarat’ın bulunduğunu gittikçe daha fazla ortaya koyuyor. Bu durum belki değişebilir ama şimdilik görünüm budur.

Reyhanlı katliamının Suriye devletinin merkezi kararıyla yapıldığını düşünmek hayli zordur. Suriye’de merkezi devlet kalmadı, devletçikler bulunuyor. İrili ufaklı savaş ağaları bulunuyor.

Reyhanlı katliamının da bu bağlamda değerlendirilmesi gerekir.