Post-Scriptum: Denetim Toplumu!

 Engin Sustam - 03/06/2008 21:59:56 (1244 okunma)



Post-Scriptum: Denetim Toplumu!

Bu yazının yazılmasını saglıyan son zamanlarda Küyerel’de Marksizm tartışmaları etrafinda dönen ve Burhan Özgen’in devletin yeni fişleme teknikleri üzerine yazdığı (yani vatandaşa ait bilginin tek elde toplanması ve kontrol edilmesi) “denetim toplumu” içinde yaşıyoruz müzakereleri sebebiyet vermiştir. Deleuze’ün 1990’da ele aldığı “Post-Scriptum Denetim Toplumları Üzerine ” (postscribere: Latincede yazının sonuna düşülen “küçük not” demektir) olan tam da baslığından mut akil mikro düzeydeki nefis makalesi “Müzakereler” (Pourparlers, Minuit, Paris) adli kitabında analize edilmişti. Kavramın kendisi daha öncesinde(“denetim toplumu”) W.Burroughs tarafından ele alinmiş Deleuze sonrasında kavrama içeriğini kazandırmıştı. Deleuze bu kitabında üzerinde duracağı gibi günümüz 21.yy toplumu Foucault’nun söylediği gibi 19.yy anlatısı üzerinden isleyen “disiplin toplumu” değil, panoptik (gözetim sistemi) bir proje dahilinde gelişen marketing sistemi (marketleşme sistemi) üzerine kurulu bir “denetim toplumudur”. Dolayısıyla bütünleşmiş dünya kapitalizmi çağında denetim toplumu, disiplin toplumunun aygıtlarıyla değil (okul, ordu, meclis, aile, parti, hastane, tımarhane ya da hapishane vs)tersine bunlarında içine dahil olduğu yeni bir aygıtlar sistemi olan bedenin ve arzuların kontrol altına alınması ya da “eğitilmesiyle” oluşmaktadır. Toplum disiplin toplumu gibi “kapalı sistem” değil (système clos) tersine bütün gösteriş biçimleriyle açık toplumdur. Beden burada iktidarın bir yedek ordusu olarak içine kapsanan ve eğitilen (Kant’in üzerinde durduğu olgun, ergin bireydir bu) birey değil, marketing sistemi tarafından gözetlenen ve arzulanan bir birey vatandaş konumundadır. Denetim toplumu diyeceğimiz bu marketleşme sistemi bireyin arzularından (giyinme tarzından, beğeni ve yeme biçimlerine kadar hepsini kapsıyor) tutunda genetik biçimlerine kadar iktidarın bilgi deposunu matrisini oluşturmaktadır. Onun için birey burada iktidarın (her türlü) denetim marjları üzerinden şekillenmekte ve onun bütün özgürleştirme faaliyetleri dâhilinde kodlanmaktadır. Yani iktidar bireyi hapsetmiyor onu ve bedenini tersine özgür bırakıyor. Dolayısıyla özgür kişilik olan tercihler doğrultusunda “birey”(biçimlenmiş beden kod olarak) kendi arzularını, bilinç düzeyini daha önceden belirlenmiş istek-arzu sistemleri dâhilinde “kendi tercihi” olarak söylemleştirmektedir. Bu aydınlanma içinde kendini bulan “özgür kişilik” dolayışıyla neyi yiyeceğini, hangi formda kalacağını, toplumun kadın beden ölçülerine göre nasıl kendini kurgulayacağını, nasıl bir makyaj türü yapacağını, zayıflama tekniklerini, nasıl giyineceğini, hangi renk göze sahip olmak istediğini, dünyanın öbür ucundaki tatil beldelerinden nasıl yararlanacağını veyahutta hangi hastalığın çaresinin hangi ilaçlar olduğunu biz sadece belirlenmiş, önceden düşünülmüş reçete, çözüm ve özgürlük paketleriyle bileceğiz. Çünkü her halükarda bizim yerimize düşünen bir “özgür yapı” mevcuttur ve bu yapı sizin hangi özgürlüğe susamış olduğunuzu önceden bilerek sizin ihtiyaçlarınız doğrultusunda hareket etmektedir. Analojik olarak bu oluşum kendini disiplin toplumundaki düzenlenmiş bilgi ve kelimeler yığınında değil (uyulması gereken kurallar sistemi: toplum, devlet, parti, ahlak, ideoloji kuralları gibi) tersine bireyin bütün isteklerinin düzen içine dahil edilmesiyle oluşan “özgürlükler” dahilinde yapılandırır. Dolayısıyla başta da belirttiğimiz gibi Kant’in 18.yy daki “ergin bireyi” yerine bugün toplumsal coğrafyayı belirleyen azru makinesini görünür kılan şey “özgür bireyin” doğusu ve oluşumudur. Lakin tabiki bu toplum bütün bu özgûrlestirme (ki bugün bunun adi demokrasidir) tekniklerine rağmen içine kapatılmış arzular yığını etrafında örülmüş bir duvar gibidir. Daha önce ki yazılarımda üzerinde durduğum gibi bu bir siteleşme sistemi (La Zona ya da The Truman Show filmlerini hatırlayınız kapatılmış mekansallıklar, elektronik cihazlarla giriş-çıkışlar) olarak, güvenliğini de biyopolitik izleme (genetik politikaları, kimin sağlıklı, güçlü, akilli olduğunu belirleyen nüfuslama sisteme ya da fişleme sistemi) aygıtları tarafından sağlar. Yani beden ölçüleriniz bugünkü toplumsal normlara uymuyorsa (daha safdilli olarak manken gibi değilseniz) siz güzel bir kadın olarak tercih konusu değilsiniz. Denetim toplumu ve marketing sistemi sonrasında J.Baudrillard’inda çok sik üzerinde duracağı gibi bir “tüketim toplumunu” da açımlamaktadır. Onun için Foucault 19.yy toplumları ve fabrika sistemleri üzerine çalışırken (ki Marx’ın isçi sınıfı tespitlerine çalışma saatlerinin düzenlenmesinden tutunda çalışma şekillerinin düzenlenmesine kadar bütün o fabrikalaşma sistemine katılıyordu) o zamanki toplumsal yapıyı okumaya orada bireyin disiplin teknikleri (okul, aile, ordu, hastane, fabrika vs) tarafından nasıl eğitildiğini, 20.yy kapitalizminin bu bedeni nasıl kullandığını analiz etmeye çalışıyordu. Disiplin toplumu içinde (Marx’ın da dikkate aldığı) bir karşıtlaşma, karşıt sınıf direnişi ve direniş kodları söz konusuyken (isçi sınıfı iktidarı), tersine tam da iste bilgi çağının hegemonyası olan denetim toplumunda kapitalizm bıçak kemiğe dayanınca yıkılmıyor, “direniş” ise sadece iktidar tarafından içeriye hapsedilen bir eylem olarak kalacaktır. Deleuze tamda 1990’larin başında kendini net olarak gösteren bu denetim toplumunun kapitalizmin yeni öğesi olabileceğini ve geleceği belirleyen sistemin işte bu küresel kapitalizmin anlatısı olacağını söylüyordu. Dolayısıyla nüfus sayım sistemlerinden tutunda, yeme, içme, gezme, tatil yapma ve okuma biçimlerine kadar belirleyiciliğini koruyan şey denetim toplumunun arzu mekanizmaları ve onun bedene dikte ettiği bilgi sistemleridir dersek yanılmamış olacağız. Örneğin bu “bilgi sistemlerinin” içine hapsolan çağdaş sanat pratikleri dahi kendini uluslararası kapitalin(sermayenin) banka sistemlerine ya da bienallere göre belirlemekte, kendini 20.yy’in karsitlik söylemi ya da karşı tavır olarak sanat(Kübistler, Fovistler, Dadacilar, Situasyonistler vs) faaliyetlerinden çok kapitalizmin dekorasyon, moda anlatısı olan arzu dağıtım istemlerine göre belirlemektedir. Nedir bu bilgi sistemleri? Bu daha öncede belirttiğimiz gibi senin nasıl giyinmen gerektiğinden (TV’lerdeki pop kültürü ve diziler) tutta, örneğin Türkiye’ye ait olan dizilerdeki ailesel geleneğin yeniden kurumlaşmasını sağlayan ve hatta dizilerdeki dezenformasyon tekniklerine göre senin kendi alışkanlıklarını nasıl belirlemen gerektiğini manipüle eden bir sistemdir. 

Kapitalist değişim çağında onun için denetim toplumu (biopolitik) bilgiyi, arzuları, istekleri, özgürlükleri birey için geliştirir ve bireyle paylaşır. Devlet onun içindir ki (ya da diğer iktidar biçimleri) herkese dair bilgiyi bir havzada toplamak istemektedir. Çünkü vatandaşına ait o bilgi havzası onun kendi vatandaş sistemini yaratmasını ve belirlemesini sağlar. Kimin solcu, sağcı, Kemalist, devlet yanlısı, “terörist”, Kürt, alevi, Ermeni ya da kim aids’li, salgın hastalık taşıyıcı, sağlıklı birey, hangi gazeteleri okur, nerede oturur, ne giyinir, nerede eğlenir, ne yer’i istatistik olarak belirlenirken toplum bir ayrımcılık sistemleri dâhilinde yeniden örülür ama bu sefer zengin ve fakir değildir sınıfını belirleyen. Sınıfının yani sınıflandırma sistemlerinin içine yerleştirilen bu şey yukarıdaki statiksel verilerdir. 

1960’lar sonrası bati toplumlarını ve aynı şekilde uzak Asya kaplanlarını (Japonya, Cin, Hindistan vs) kalkındıran yeni teknolojik yatırımlar ve bilgi devrimi denilen klasik gelişme sistemi post-fordist yeni üretim tekniklerini geliştirdi. Bu yenileşme projeleri ayni zamanda kendi güvenlikli toplum anlatılarını da oluşturmaktaydı. İşte denetim toplumu tamda böyle bir milat dönemde yeni kapitalizm çağında kendi üretim, tüketim ve gösteri biçimlerini sergilemekteydi. 1990’lara geldiğimizde ise Sovyetlerin ve Berlin Duvarının yıkılışı (Big Brother’in ölümü) yeni toplumsal yapıyı “üç dünyalı” ülkeden “iki dünyalı” (güvenli ülkeler, güvensiz ülkeler=“terörist”) ülkeler konumuna getirdi. Dolayısıyla disiplin toplumundaki disipline eden, totaliter sistemi kullanan toplumdan, gözetleyen (politik, kamerasal, yeme-giyim biçimleriyle ya da dezenformasyon teknikleriyle yapılan gözetim), kontrol eden (ne yediğini, içtiğini, giydiğini hangi makyajı kullandığını, hangi partiye oy verdiğini ya da hangi televizyon kanalı izlediğini istatistik olarak kodlayan) yeni bir “ontolojik totaliter” topluma geçtiğimizi belirtebileceğiz. Bunun Türkiye gibi militarizmin güçlü olduğu ülkelerde bati denetim toplumuna rağmen daha az görünür olduğunu ise hiç söylemeyeceğiz. Çünkü kapitalizmin bu şekilde yersiz yurtsuz olduğu bir çağda Amerikan borsasından ve savaşlardan etkilenen İstanbul borsası ya da dünyanın öbür ucunda üretilen herhangi bir malin Türkiye’de de olusu denetim toplumu analizini burada da mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla kuru bir doğu-bati (1980’lere kadar kilitlenmiş bu tartışma neden devam eder hala anlamış değiliz) tartışmasının dışında seyir eden bu şey özellikle 1980 sonrası Özal dönemi liberal politikaları sonrasında daha da görünür hale gelmiştir. Kapitalizmin yeni mantığı olan bu şey (yersiz yurtsuzlaşmış sermaye ve burjuvazi) dolayısıyla kendi denetim toplumu içinde yersiz yurtsuz bir isçi sınıf-ları modelini de görünür kılmaktadır. Toplum artik 20.yy daki cezalandırma sistemlerine göre kendini belirlemiyor (akil hastaneleri, hapisler, cezalar ya da idamlar vs) tersine seni kendi bilincinle (conscience) baş başa bırakarak hatta seni “özgürleştirerek” kapatmaya çalışıyor. Örneğin şişman olan insanlara (obez) yönelik her gün televizyonlarda yayınlanan bir sürü alet yada zayıflama teknikleri, onları trend olan güzel toplum modeline göre manipüle ederken, denetim toplumu, onların o toplum içine girişini sağlayan o manken gibi zayıf güzel olma kodlarını almalarını, öğrenmelerini bir şekilde enjekte etmektedir, bu şey o topluma kabul edilme kodları olarak yasalaşır. 

Dolayısıyla denetim toplumu moderni tenin, sosyal demokrasinin, sınıf savaşının krizini açımladığı gibi, yeni bir tür kontrol sisteminin yaygınlaştığını ve bunun kendini biopolitik üretime göre şekillendirdiğini gösterir. Yeni bir vatandaşlık sisteminin yaratıldığı bu çağda sağlıklı, akıllı, devletine ve adaletine güvenen denetlenmiş yeni beden olan “özgür bireyler” her halükarda yeni bir normalizasyon, sisteme entegre edilme süreçlerinden geçmektedirler. Bu şey hayatin iktidarın objesi, denetim masası ve deneyi haline gelmesi anlamına gelmektedir. Bütün yeni ayrımcılığın gözdesi olan pozitif ve negatif dışlama, içine alma modelleri toplumun klavuzu ve göstergesi olarak bütün bir akıl sürecinin kodlanmasını iktidar tarafından fişlenmesini mümkün kılmaktadır. Bu şey daha önce Nazi kamplarında denenen gözetlemeden ya da Sovyetler dönemi bilgi toplama tekniği olan ajan politikalarından farklı olarak işleyen kapitalizmin yeni ideolojik modelidir. Onun için denetim toplumu içinde demokrasi, sivil toplum, seçimler vb gibi siyasal yapılardan çok istekler, arzular (“arzu makinesi” diyor buna Deleuze) ve bilgilendirme rejimleri dâhilinde gelişen (nerede ve nasıl tatil yapabiliniri belirleyen) bir sistemi aralar. Adini belki de demokratik diktatörlük olarak belirleyeceğimiz bu şey iktidarın hayati yeniden düzenlemesini sağladığı gibi(nüfus sayımı olarak yaşama ve ölme oranlarını belirlemek gibi), sürekli üretilen hayat burada epistomolojik olarak yeni “süper yapı” olan bedeni kavrar(zayıflama ve sağlıklı yasam teknikleri gibi). Onun için toplumsal yapıda değerler, gelenek, etkileşimler sürekli (bu anlamda Türk dizileri önemli bir örnektir) yeniden yaratılarak sistem akilli,sağlıklı, süper bireyi ve toplumunu yaratmaktadır. Daha öncede üzerinde durdugumuz gibi denetim toplumunda eski disiplin tekniklerine rağmen yeni bir izolasyon sistemi geliştirilir. Bu sey bireyin saglikli, akilli, yetenekli olusuyla ölçülebilir olunan bir veriler tabanını mümkün kılmaktadır. Gatalaşma sistemi olarak bu sey bilginin teknoloji ve komünikasyon çağında en yetkin araç olarak kullanılmasını sağlar ve bu sistem içinde bilgi ağlar biçiminde sana ait olan verileri toplar. (T. Negri ve M.Hardt, La Production Biopolitique,Multitudes) Örneğin IMF’in ya da Dünya Bankası’nın Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre bütçe belirlemesi başlı başına onların bir kurum olarak yaptıkları istatiksel veriler ve bilgi toplamaları (Türkiye deki toplumsal yapının ekonomik kriz, savaşlar vs) sayesinde mümkün olmaktadır. 

Sonuç yerine sunu diyebileceğiz ki denetim toplumu modeli iktidar odaklarına eklemlenmiş yeni subjektif bireyler yaratarak (kendini bilen, olgun , yemesini, içmesini, tarzını tanıyan bu yeni birey) kapitalist bilgi üretimini yeniden üretmektedir. Bu bir politik sentez olarak bilginin ve data sistemlerinin toplumsal özneyi belirleyen bir başat nesne haline gelmesini sağlar.