“Tarih”, Hakikatin Üretimi ve Entelektüel Travma:

Engin Sustam - 26/05/2008 10:38:38 (852 okunma)


“Tarih”, Hakikatin Üretimi ve Entelektüel Travma:

Bir örnek alan olarak Kürtleri Okumak (?)-1

Böyle bir yaziya hangi girişten başlanilir bilinmez lakin bu yazinin bir sekilde aslinda uzun zamandir yazilmasi gerekentoplumsal tarih ve bellek meselesi üzerinden cereyan edecek politika-sosyolojik metin olarak Türkiye ve “Türk” entelektuel tarihinin post-travma okumasi veyahut da analizi olarak ele alinmasi gerekiyor. Evet buna bir analiz diyecegiz çünkü, yazinin kendisi kurucu özneye göre biçimlenmiş bir tarih okumasindan ve ortodoks kritikten çok, bir dizi halinde devam edecek olan söylem (discours) biçimlerinin okunmasini ve onun ontolojik çikarimlarini içerecektir. Onun için özellikle böyle bir konunun (Kürtler ve kürt sorunu gibi) agirligi kendinden minval bir konunun, problematize edilirken angaje tehlikeleri barindirabilecegini söyleyecegimiz gibi ayni sekilde ulus-devlet güç alanlarinin dişinda hareket eden yeni bir entelektuel “tavir” olarakta bu yaziyi ele almamizi sagladigini söyleyecegiz. 

Foucault, Deleuze ile olan “Iktidar ve Entelektüeller” adli müzakeresinde ve “Entelektuellerin Siyasi Islevi” adli makalesinde üreten ve tüketen siyasi-ekonomik monopol iktidarin “hakikat’i” (rejim olarak) bu gercegi, bir sekilde bilimsel özne ve teşvik kurumlari (okul, ordu, hastane,medya, yazi, vs.) sayesinde sagladini belirtir. Dolayisiyla bir kurgu nesnesi olarak “evrensel tarih” (süreklilik arzeden anlaminda) bu hakikat ideolojisine göre bir bilgi, kültür, kimlik ve yazi hegemonyasi olarak icad edilir. Öyle ki Gramsci’nin üzerinde durdugu “organik entelektüel” (iktidarin bilgi işçisi olarak) “kültür hegemonyasi” ni olusturmak adina bilgiyi kendi subjektif alani dahilinde kurgular ve bu bilgi nesnesini siyasi-ekonomik bir yapiya (devlet-iktidar-toplum olan) ulus-yapiya, ulus-devlete yedirir. Zaten özneden çikişli kimliksel tarih’in kurgulama alani tam da burada baslar. Bilginin iktidarin olusumuna ve hakikat rejimlerine (okul, devlet, universite, bilim, aydin, vs) göre olusturulmasi dedigimiz bu sey hakikatin ulusu inşa eden ve red üzerine kurulu ötekilik zeminlerinin oluşturulmasiyla kurgulanan bir alan oldugunu gösteriyor. Sosyal bilimlerde her zaman sorunlu bir alan olarak kalmiş özne üretimi olarak “tarih” ve kavramin kendisi bellegin bir tekrari ve ideolojik bir yetkinlik alani olarak kurgulandigi gibi, diyecegiz ki içinde barindirdigi bütün bilgi sistemlerinin subjektif aynaya göre kurgulandigini, onun için belki de tarihin kendisinin bir sujet (özne) olarak yaratilmis bir söylem-üretim makinasi oldugunu tekrar edecegiz. Dolayisiyla bir beden olarak bu makinasal üretim içinde tarih her zaman bir “ötekine” ihtiyaç duyacaktir ki bütün ulus-devletlerin tarihi [burada aslinda hala neden kullanilir oldugu anlasilmasi zor olan “Modern Ulus-Devlet” kavraminin gereksiz oldugunu söyleyecegiz, (çünkü) “modernizmin” bir kurgu ögesi olarak “ulus-devlet” zaten modern öznenin üretimidir] zor bu proje üzerine kuruludur. 

Bu minval dahilinde mesela ulus-devletçi münevver kavrami içine şıkışmış bazi “Türk aydinlarinin“ (kendilerini bu sekilde tarif ettikleri için), Kürtler üzerine olan (ayni zamanda bu Ermeniler ve Aleviler üzerine de olan) bilgisel klişeleri, bize bu bilginin bir kültürel hegemonya ve tarihin “objektif”üretim aynasi dahilinde tespit edildigini göstermektedir. Dolayisiyla tahmin edilen bir çok tekrarsal söylemler ve hakikat üretimi, barindigi “insancil ve ulusçul meta-yapi” tarafindan üretilmekte ve tüketilmektedir. Mesela anlasilmasi zor olan ve tahmini olarak 1970’ler itibariyle Avrupa’da okumuş(özellikle Fransa) ve politik argümantasyondan etkilenmiş bir çok aydinin Türkçe de varolmamasina ragmen kullanilan “K-a” (özellikle politik terimsellikte bu sey tamda meseleye fransiz kalmaktir: Pe-Ke-Ke yerine Pe-Ka-Ka gibi PeKaKa versus PeKeKe) harfinin aksantüasyonunun “K-e” ye ragmen Fransizca kullaniminin tam da bahsettigimiz bu angaje kimliksel anlayişin ve politik kamplaşmanin kendisini tarif ettigini, bu bilginin de facto (fiilen) olarak hangi hakikat biçimlerine göre kurgulandigini çok net açimlamaktadir gibi geliyor. Her seye ragmen yazilan bu tarih nesnesi, Kürtleri baska bir toplum olarak görmekten çok, bir ikincil “ötekileştirilmiş” söylem biçimi olarak eşit olmayan bir fransiz ihtilalciligi etrafinda dönen o ünlü pozitifist “kardeşlik”, birlikte yaşama ve evrensellik nosyonu içine yerleştirmektedir. Zaten başli başina sorunlu olan bütün bu teknik aydin bilgisi meseleyi kangrenleştirmektedir. Dogrularin ve bütün bir evrensel bilginin taşiyici oldugunu sanan bu “teknik aydin” başli başina ulus-devletin ve cumhuriyetin kurumsal aygitlarinin da taşiyici oldugunu sanan bir “kahramandir”. (Saniriz burada Hamit Bozarslan’in “Kürt Sorunu” (La Question Kurde) adli kitabi çok önemli analizleri ve kritikleri barindirmaktadir.) 

Süreklilikçi bir tarihsel okumasi (biz-siz, Tunceli versus Dersim, kardeşlik, eşitlik, özgürlük) içine yerlestirilen kürt sorunu, ermeni sorunu, alevi sorununun (ama sürekli bir sorun) soykütüksel kurgu dahilinde işleyen ulus inşasinin bilimsel bilgi dahilinde örülen bir rejim sorunu oldugunu görememekteyiz gibi geliyor. Zaten ulus-devlet en çokta bilimsel bilgiye burada ihtiyaç duyar, rejimin kurumsal yapilanmasinda. Bunun için ne kadar iyimserde olsa yazilan, çizilen bir çok yazinin ve tartişilan konularin, zimmî “sorunlu” tespitleri barindirdigini ve bir ideolojik ulus-devlet romantizminden kaçamayan söylem alanini tekrar ettigini söyleyecegiz. Lakin bu politik duruşun ayni sekilde “kürt aydinlari” içinde de var olan bir ruh halini tarif ettigini ve bir sekilde hesaba katilmayan Türkiyeye ait olan ve politik bir sıkışmayı tarif eden propagandatif duruslari temsil ettigini de görmek mümkündür. Bütün bir cumhuriyet söylemi içine yerleşmiş (sorunlu bir kavram olarak) “Kürt Sorununun ve dinamiginin”, bir korku nesnesi dahilinde üretilmiş olmasi ve iç mihrak hakikat biçimlerine göre paranoyik bir siyasal zemini sunmasi, “sorunun” “Türk aydinlari” tarafindan iyi okunamamasini saglamaktadir. Öyle ki bütün tarihsel üretimine ragmen, türk aydinlarinin gözünde “Kürt sorununun” bu sekilde çözümsüz durmasini saglayanin, hala şu söylemi taşimis olmasi ise (sorunun çözümsüzlügünü “etno-kimliksel kürt milliyetçiligine” ve kürt silahli dinamigine baglamak) garip bir sekilde travmatik bir trajedi gibi seyir etmektedir. Saniriz meselenin halen ve bu mesele etrafinda kendini tanimlayan siyasal hareketlerin (DTP, Pkk vs) görülmek istenmedigini, anlaşilamadigini ve hatta meselenin iktidar vizyonlu aydinlar tarafindan “şakiler” minvalinde okunmasi, bir dogu sorununa, işsizlik-ekonomik problemlere indirgenmesi, politiko-sosyolojik olarak bu döngüsel meselenin kangrenleştirildigini açimlamaktadir. Öyleki Türkiye de “en demokratik aydinlar da” bile (mesele kürtler olunca) milliyetçiligin göbek bagi olan ve sorunlu hale gelmiş “hakikat ve gerçek” nosyonlari etrafinda dönen bütün bilgi rejimlerinin herseye ragmen, kamusal alanda tarifsiz bir hayalet nesnesi gibi dolaşmasi işte tam da Foucault’nun bahsettigi özneye gönderme yapmadan nesne alanlarinin oluşmasini açiklayabilecek bir tarih biçimini yoksayiyor, engelliyor!. Bunun için belkide bir yandan bütûn bir ulus devlet kimlik anlatimlarindan ödün vermek gerekirken, başli başina “evrensel tarih” [bunun tersi “yerel tarih” anlamina hiç gelmiyor, bu “süreklilikçi”ligi arz eden bir bilgi şeyleşmesidir diyecegiz. Öyle ki yerelin evrensele göre (ragmen) oluşturuldugunu ise belirtmek gerekecektir.] anlayişinin bir ters okumasi olacak olan ve 20. yy bilgi sistemleri dahilinde gelişen Kürtlere dair “ötekiler, kırolar, şakiler, bölücüler,etno-milliyetçiler, vs” gibi bütün hakikat biçimlerinin (bilinç ve bilgi olarak) degistirilmesi gerektigi gibi yeni spesifik okumalara açik olmak ve bir “bilgi-hakikat” rejimlerinin disinda siyaset olusturmak gerekecektir.

Engin Sustam
EHESS-Paris(Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu)
Doktora