Korku Devletinden Adalet Devletine Kürt Açılımı

Enver Gülşen  08/08/2009 1:14:37 (532 okunma)



Korku Devletinden Adalet Devletine Kürt Açılımı

Kürt sorunu ile ilgili son dönemde yapılmaya çalışılan açılımlar belirli çevrelerden destek alırken, belirli bazı çevrelerce de çok sert bir biçimde eleştiriliyor. Demokrasinin adalet ve diğerkam olmaktan geçtiğini düşünen
 kimi entelektüeller bu açılımlara fikri yönde destek verirken, bir tür korku devletinin sürdürülmesi gerektiğini düşünenler ise yine bildik bahaneleri tekrarlıyorlar: Türkiye başka ülkelere benzemez! Türkiye’nin kendi şartları var. Türkiye’nin dört tarafı düşmanlarla çevrili. Türkiye’yi bölmek istiyorlar… 

Bütün bu korku tüccarlıkları bana
 “V for Vendetta” adlı filmi hatırlatıyor. Orwell’in 1984’teki ülkesine benzeyen bir ülkede geçer film. Filmde, hangi yılda olduğu belli olmayan bir zamanda, ülkeyi bölünmekten kurtarmak ve düşmanlardan korumak bahanesiyle, her yanı elektronik kontrol ağlarıyla ve çok şiddetli ceza mekanizmalarıyla kontrol eden bir hükümet vardır. O hükümet bu korkuları sıcak tutmak için her yolu dener. Hatta korkuya yol açtığı iddia edilen tehditler ortadan kaybolunca kendisi yeni korku araçları yaratır ve bunlara halkını inandırır. Ta ki halkı, inandığı bu şeylerin gerçekdışı olduğuna ikna edecek birileri çıkıncaya kadar! Müslüman bir terör örgütünün öldürdüğü sanılan binlerce kişinin, aslında bu korkuyu yaratmayı amaçlayan devletin kendisi tarafından öldürüldüğü ortaya çıkar. 

Aslında, korku tüccarlığıyla ve demir yumrukla halkını yöneten bütün devlet sistemlerinin hikayesi az çok böyledir. Başlangıçta gerçekten korkuya yol açan bir tehdit olsa ve bu tehditle bir yönetim başa gelse de, eğer korkuya endeksli iş yapmaya niyetli bir yönetim söz konusu ise, o korkunun baki kalması için her şey yapılır. Hiçbir şekilde korku yaratacak tehditlerin bitmesi istenmez. Bu tür bir devlet anlayışı zorunlu olarak pis işleri de kendi kontrolünde tutan ve yöneten bir yöne doğru çok kısa sürede evrilir. Artık kendisi çete olmuş bir devlet söz konusudur. Ancak bu tip bir sistem geometrik hızla artan pisliklerini saklayacak torba bulmakta aynı derecede başarılı olamaz.
 
Ülkemizin yakın tarihine baktığımızda sözünü ettiğim filmden çok uzak bir durumla karşı karşıya olmadığımız anlaşılabilir.
 Bu ülkede de, yarı-militarist cumhuriyet, her an yeniden yaratılan ve biçimleri değişse de ortaya konulan korkunun dozajı gittikçe artan korkularla ayakta kalacağını düşünür. Ancak bu korkular, her an biraz daha içe kapanmaya, içe kapandıkça da biraz daha refleksif davranmaya yol açtığı için, yarı-militarizmin arada sırada tam darbeye dönmesi işten bile olmaz. Zira korkutulan halkın arada bir “ordu gelse de her şey düzelse” moduna getirildiği manipulasyonlar hiç eksik olmaz. Bu sistem korkutan ile korkudan kurtaranın çok kısa sürede aynileştiği bir yapıyı da doğurur.

Ergenekon iddianamesi ile ortaya çıkan faili meçhullerde, devletin kimi kurumlarındaki görevlilerle çete üyeleri arasındaki ilişkilerin mahiyeti, bu korku tüccarlığının nasıl çalıştığını da net bir şekilde ortaya koyuyor. Korku ortamı oluşturmak için devlet içindeki kimi yöneticilerle ortaklaşa çalışan bu sistem, aslında korku üzerine yönetilen bütün devletlerin geleceği zorunlu noktadır.
 

Ancak o zorunlu nokta kimi zaman gelir, bu kirli ilişkileri saklayamaz hale gelir. Zira bu sistemin gözden kaçırdığı şey, herkesin demir yumrukla, tehditle ve korkuyla sindirilebileceğini sanmaktır. Ancak bazen öyleleri çıkar ki, kral çıplak der ve kendisine inanacak bir takım kişiler de bulur. Artık gerçek ortaya çıkmak için sadece birazcık cesarete ihtiyaç duyar. İşte bu noktadan sonra her şey çorap söküğü gibi gelir ve korku üzerinden iktidar kuranlara korkularıyla yüz yüze kalmak düşer. Zira artık ortaya saldıkları ve inandırmaya çalıştıkları korkuların gerçekle ilgisi olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkar. Bundan sonra korku tüccarları o döneme dek gizleme eğiliminde oldukları ilişkileri ve yaptıkları pislikleri gizleme ihtiyacı bile duymazlar. Artık ellerindeki en büyük iktidar oyuncağı elden gitmek üzeredir ve buna karşı şiddet uygulanmazsa, bir daha böyle bir şansları olmayacaktır.
 
Ergenekon ile ilgili olarak kimi basın organlarında, hatta kimi devlet kurumlarındaki darbeci direnişin sebebi de ellerinden giden bu korku oyuncağı ile ilgilidir. Artık saklamaya gerek duymayacakları kadar aleni bir savaş içinde hissederler kendilerini ve bunun için ellerinde kalan son kozları da kullanmak isterler.

Kürt sorunundaki açılımlara karşı gelişen ve önümüzdeki günlerde gelişmesi muhtemel kimi sert tepkileri bu şekilde değerlendirmek gerekli.Ancak, bu noktada korkuların gereksizliğini ortaya koymaya çalışan ve niyeti hakkaniyetli ve adaletli bir toplum olan insanların geri adım atmaması çok önemlidir. Zira son noktasına kadar gelinemeyecek ve korku tüccarlığının tamamen tasfiyesini sağlayamayacak bir gelişmenin, korku tüccarlarına yeni korku araçları sağlamak için bulunmaz bir fırsat sağlayacağı unutulmamalıdır.
 

Korku tüccarlarına hep birlikte kral çıplak diye haykırmanın ve “sizin yarattığınız korkulara artık inanmıyoruz. Sizden de korkmuyoruz” demenin zamanıdır. Kürt açılımı tam da bunun için hayati bir önem arz etmektedir.