12 Eylül Darbecileri mahkum olmalı


12 Eylül Darbecileri mahkum olmalı


Ne zaman annemle 12 Eylül’e, Kenan Evren’e dair sohbet etmeye kalksam, annem terörist başı Kenan Evren’e olan tepkisini dile getirmeden önce, “…. eğer o olmasaydı sen dahil bir çoğunuz sağ kalmayacaktı ….. ” diye bir cümle ile başlar söze. 12 Eylül döneminde ailece yaşadığımız acıları ve sıkıntıları anlatırken, yüzüne ve gözyaşlarına yansıyacak boyutta etkilenerek anlatıp, tepkisini dile getirse bile, bu ilk cümleyi kurmadan başlamaz sohbete.

Bana göre 12 Eylül darbecilerinin başarılarından bir tanesi de budur. Darbenin üzerinden 32 sene geçmesine rağmen, hala zihinlerde tazeliğini koruyan bir geçerliliği o günlerden sunarak, “Kardeş kavgasını önledik, daha fazla ölümlere engel olduk, bölünmeyi engelledik ...” demişlerdi. Bu güçlü argüman sayesinde sadece demokrasiyi katletmekle kalmadılar, bugün yaşadığımız temel sorunları kazıdığımızda altından 12 Eylül darbesinin çirkin yüzünün çıktığı görülür. 

Kenan Evren’in nasıl bir unutkan ve üç kağıtçı olduğunu anlamak için fazla uzağa gitmeye gerek yok, daha yakın zamanda, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumdan önce şöyle demişti: “Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Eğer halk ‘Evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim. Evet, açık açık söylüyorum. İntihar ederim. Çünkü bu lekeyle yaşayamam.” 

Kenan Evren de, bazıları gibi, kendisinin yargılanmayacağından o kadar emindi ki, rahatlıkla bu şekilde vaatler vererek işkembeden atıp tutuyordu. Aynen geçmişte yaptıklarını unuttuğu gibi bu dediklerini de çoktan unuttu. 

Bugün rahatlıkla yalan söyleyen, inkar eden, söylediğini unutan bu darbeci teröristler, geçmişte de bol bol yalan söyledikleri gibi, halkın yararına olacak yararlı işler yapmadılar. Ne yaptılarsa hepsi bugün yaşadığımız sorunların kaynağı oldu. 

Bu ülkede yaşayan bir halkın dilini anayasa ile yasakladılar. Konuşulmasını suç saydılar. Kendi dillerinde şarkı ve türkülerini söylemelerini yasakladılar. Bütün kültürel haklarını yok saydılar. Bu yüzden de tepkisel olarak ayrımcı hareketlerin güçlenmesini, gelişmesini sağladılar. 

Ülkemizdeki demokratik geleneğin temsilcisi olan partileri ve seçim sistemini bir gecede yok sayıp kapatanlar onlardı. Anayasayı değiştirmek isteyenlere önlem olsun diye darbe yapıp, asıl anayasanın "ırzına" geçerek tümden değiştirenler onlardı. Mevcut anayasadan daha geri bir anayasa getirenler onlardı. 

Sendikal örgütlenmeyi yasakladılar. Sendikaları kapattılar. Sivil toplum kuruluşlarını kapattılar, hatta darbe öncesinde suç sayılmayan şeyleri kendi yasalarında suç kabul ederek yargıladılar. 

Anayasa profesörlerini, aydınları, demokratları, siyaset adamlarını, bilim adamlarını zindanlara atanlar onlardı. 30 bin kişinin işine son verdiler. 

16 yaşında bir çocuğun yaşını bilimsel olmayan, hukuki olmayan bir yöntemle, göz kararıyla büyüttüler. Sonra da astılar. 12 Eylül döneminde 7000 kişinin idamı istendi. 517 kişiye ölüm cezası verildi. Askeri Yargıtay 124 idam cezasını onayladı. “Bir sağdan bir soldan astık” diyerek toplamda 55 kişi idam edildi. 

Günümüzde defalarca değiştirildiği halde bir türlü bir düzene koyulamayan, kendi içinde demokratik bir bütünlüğü sağlanamayan bir anayasa sayesinde çarpık ve gerici yasaları onlar koydular. 

Bir milyon civarında insanı fişlediler. On binlerce kişi kaçarak ülkeyi terk etti. 

Terörü bitireceğiz diye geldiler. Bu ülkeyi bölünmenin eşiğine getirecek, çok tehlikeli bir iç savaşın eşiğine getirenler onlardı. 

İşkencelerde bir sürü insanı öldürdüler. İşkencelerde öldüğü belgenen insan sayısı 171. Yargısız infazlarla insanları katlettiler. Cezaevlerinde kuşkulu ölümlerle ölenlerin sayısı 300. 

Sanata ve sanatçıya düşmandılar. Dünyanın en çok satan karikatür dergisini onlar kapatarak, yok ettiler. Dizileri daha yayınlanmadan yok ettiler, bir çok filmi ve kitabı imha ettiler. Bugün rahatça bulunan, hatta devletin eğitim müfredatına alınan kitapları bile toplatıp yakanlar onlardı. Bu kitapları evlerinde bulunduranları fişleyip yargılayan onlardı. Şarkıları yasakladılar, türküleri yasakladılar, sinema eserlerini yasakladılar, tv dizilerini yasakladılar. Yakaladıkları sanatçıları cezaevine tıktılar, yakalayamadıklarının yurt dışına kaçmasına vesile oldular, bir kısmının oralarda vatan hasretiyle ölmelerine sebep oldular. 

Cinsiyet ayrımcılığı yaparak sanatçılara yasakları onlar koydular. Hem de Türk Sanat Müziği sanatçılarına yasaklar koydular. 

Kendilerine hakaret edildi diye, koydukları yasaklara uyulmadı diye, binlerce insana verdikleri cezaların, bir üst mahkemeye bile itiraz etmeleri yasaklandı. Yargılamada dediğim dedik hukuka aykırı bir yöntem izlediler. 

Üniversitelerde bilimsel araştırmayı yasakladılar, üniversitelerin lise ayarında kurumlar olmasını sağladılar. Bunu yapması için de YÖK’ü kurdular. 

Tutuklulara cezaevlerinde özellikle Diyarbakır cezaevinde olmadık işkenceler yaptılar. Böylece oralarda bilene bilene gün dolduranlar tahliye olur olmaz dağa çıktılar. Yasa dışı örgütlere katıldılar. Yasa dışı örgütlerin, tarihinde en büyük kadro sahibi olmasını sağladılar. En büyük bahaneleri "Anarşiyi" durdurmaktı, ancak onlar bırakıp gittiklerinde Türkiye tarihinin en büyük"Anarşisiyle" baş başaydı. Onların eseriyle Ülkemiz on binlerce evladının ölümü pahasına, ekonomisini tıkama pahasına boğuşup durdu. 

Darbe öncesinde ellerinde her türlü imkan varken bunları değerlendirmediler. İlla da koltuk, illa da koltuk dediler. Kendi aralarında yaptıkları toplantılarda "Daha henüz şartlar olgunlaşmadı, Darbeyi ilerki bir tarihte yaparız" diye kararlar alıyorlardı. Bu kararın hemen arifesinde kanlı çatışmalar ve de suikastlar düğmeye basılmış gibi artarak, bir kaç ay daha sürmekteydi. Ta ki arzuladıkları ortam oluşana kadar. 

Tarihin en büyük rüşvet skandalları onların döneminde oldu. 

Mahkemelerde bağımsız yargıçlar yerine, kendi atadıkları askeri hakimler koyarak, yargı üzerinde ve verdikleri kararlar üzerinde karanlık gölgeler oluşturdular. Askeri mahkemelerin verdiği bütün kararlar temelden bozularak, tazminat ödemenin ilk şartı oldu. Bunların yüzünden Türkiye’nin prestiji ve imajı dünyada sarsıldı. 

İnsani olan şeylerin hepsini yasakladılar. Düşünceyi yasakladılar. İnanç özgürlüğünü yasakladılar. İnsanın kendini ifade etmesini yasakladılar. Girişim özgürlüğünü yasakladılar. İnsanların örgütlenmesini yasakladılar. Ellerinden gelse toplumdaki bütün fertleri tek tip insan yapacaklardı. 

Özetle yaşamın her alanını alt üst ettiler. Bugün boğuştuğumuz bütün sorunların temelini onlar o günlerde attılar. 

Demokrasinin içselleşip bir yaşam biçimi haline gelebilmesi, gelecek nesillerin özgür ve demokratik bir toplumda yaşayabilmesi için her şeyi allak bullak eden 12 Eylül Darbecileri, mutlaka ama mutlaka mahkum olmalıdırlar.