21 no’lu plakanın başına gelenler

21 no’lu plakanın başına gelenler



22 Şubat Cuma günü, Ankara ulus’ta, tam donanımlı ve çelik yelekli polisler tarafından bir ambülans çevrilir, Tam bir kuşatmadır bu. Ankara’nın göbeğinde, Ulus’ta her türlü güvenlik tedbirinin alındığı, bütün yolların trafiğe kapatılarak kesildiği bir andır bu kuşatma. Tam bir olağan üstü hal durumu.

Diyarbakır’dan ağır hasta bir kişiyi, Ankara’ya getirmek üzere gelmiştir 21 plakalı ambülans. Hastayı, görevli getirdikleri hastaneye bıraktıktan sonra, hastaneye bir an önce ulaşmak için, zaman kaybetmemek adına yemek bile yemeden geldikleri için, hem yemek yemek, hem de diğer ihtiyaçlarını görmek için en yakın mıntıka olan Ulus semtine gelerek mola vermişlerdir. 

İşte ne olduysa o andan sonra olur. Diğer ambülanslardan irice olan bu tam donanımlı, çoklu hasta alan mini.büs, üstüne üstlük 21 plakalı (Diyarbakır plakası) da olunca karar verilmiştir, kesinlikle ihbar edilmelidir. Ve hemen ihbar edilir. İhbarı alan emniyet güçleri verilen plaka üzerinden çok kısa bir sürede araştırma yapıp sonuca ulaşabilecekken, bunu yapmayıp “plaka 21’mi o halde hemen kuşatmaya başlana” diye mi düşündü bilemiyorum, hemen göreve başlanır. İlk talimat, Ulus semtine giriş çıkışların kapatılmasıyla başlanır bu tam bir komedi olan duruma. 

Bu haberi Tv’de izlediğimde hemen aklıma “Yangın var” filmindeki sahneler geldi. Haberleri izlerken bu bir şaka herhalde dedim kendi kendime. Yada bir film çekimi var dedim. Çünkü “Yangın var” filminde de nerdeyse birebir aynı sahne vardı. Film gerçek bir yaşanmışlığı anlatıyordu. Diyarbakır Büyükşehir belediyesi, Trabzon-Çayırbağı beldesine hediye ettiği bir itfaiye aracının Trabzon’a gidene kadar başına gelenlerin anlatıldığı güzel bir film. İzlemeyenlere izlemelerini öneririm. İşte bu filmde de aynı sahne Trabzon’a varmadan önce Rize’de yaşanır. Ankara’da yaşananların bire bir aynısıdır yaşanan. Hadi Rize’dekiler ilk defa yaşadığından yaşadı bu komediyi diyelim, ya Ankara’da yaşananı nasıl anlatmak lazım? 

Kuşkusuz bu yaşananların mantıklı bir anlatımı var. Ancak bu yaşananların perde arkasını anlamak işimize gelmediği için, etrafında dolanıp duruyoruz. 

Uzun bir aradan sonra 2006 yılında Diyarbakır’a gittiğimde, dikkatimi çeken bir çok şeyden iki tanesi benim için çok anlamlıydı.

Bir tanesi Diyarbakır hava alanına indikten sonra, uçaktan indiğimizde, havaalanı çıkış kapısına yöneldiğimizde bir sıra halinde dizilmiş emniyet görevlilerinin bakışları altında gitmek beni çok rahatsız etmişti. Hele başlarındaki yetkilinin siyah gözlükleriyle ellerini göğsünden kavuşturarak gösterdiği dik duruşa baktığınızda, bu duruş Vietnam’da yaşanan Rambo filmlerinden çıkıp aramıza katılan Amerikan görevlisinin duruşundan hiç farklı olmama hissi veriyordu. Uçaktan indiğimizde ben neşeyle kısık bir sesle “Diyarbekir mala mıne”(Diyarbekir evimizdir) söyleye söyleye inerken birden hiç ummadığım bir noktada bu görevli ile karşılaşınca sanki duvara toslamış gibi hissettim kendimi ve suspus oldum bir anda. 

İkincisi de, şehirde bolca gördüğüm 06 (Ankara) ve diğer illerin plakaları oldu. Bu durumu görünce, konuşmacı olarak çağrıldığım panel için mi gelmiş bunca yabancı diye espri yaptığımda, bizi davet eden ve gezdiren dostlarımızın verdiği bilgiyle anladım ki gelen giden yoktu. Bu yabancı plakaların hepside aslında Diyarbakır’lılarındı. Olay şu: 21 Plaka ile şehir dışına çıkanlar, hele İstanbul’a Ankara’ya gidenler her gidişlerinde yaşadıklarından dolayı, canlarına tak ettiği için çareyi başka illerin plakalarını almakta bulmuşlardı. 

Böylece rahatlıkla İstanbul’a ve Ankara’ya gidebiliyorlardı. 

Çözüm Diyarbakır’ın plakasını değiştirmekten mi geçiyor, yoksa 21 plakasını tehlike gören zihniyeti, bakış açısını ve anlayışı sağlayan koşulları ve ortamı değiştirmekten mi?...