Derin CHP’ye devam mı, Yeni CHP’mi?

Derin CHP’ye devam mı, Yeni CHP’mi?

CHP’de bir yanıyla İmralı görüşmeleriyle başlayan açılım süreci desteklenirken, bir de bakıyorsunuz Birgül Ayman Güler isimli İzmir milletvekili çıkıp sürece tepki olarak “ Türk Ulusuyla, Kürt Milleti eşit olamaz” diyecek noktada duruş sergileyip, “ …. bundan sonra biz de savunma noktasındayız” diye tavır koyabiliyor.

CHP’nin geldiği noktanın önemli bir yol ayrımı olduğunu düşünüyorum. 

Bu noktada, Birgül Ayman Güler’in ifade ettiği görüş, zannedildiği ve iddia edildiği gibi "yeni olan, İmralı sürecine tepkisel olan, yeni bir tavır alış mı?" sorusunun yanıtını araştırmak ve üzerinde düşünmek lazım. 

Yıl 1930, zamanın önemli örgütlerinden Türk Ocakları'nın büyük Reisi, CHP Milletvekili, iki kez Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) ve o dönemin ünlü hatiplerinden olan Hamdullah Suphi Tanrıver şöyle der: "Faşizm bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. ….. Büyük Vatanperverin [Mussolini] doğru yolu gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür. Biz faşist milliyetperverliğin dünkü galeyanında, hem mazimizi hem istikbalimizi görürüz." (Türk Yurdu Mayıs 1930, aktaran Mete Tuncay, Tek Parti, s:297) 

Cumhuriyet Halk Partisi mebusu, CHP idare kurulu üyesi, Feridun Fikri Düşünsel, zamanın Yeni Gün Gazetesinde: "Bütün Avrupa, faşizmin cihana getirdiği emniyet ve neşe ile ona doğru atılırken, …… Faşizm korkulacak bir şey addolunamaz. Bilakis bizim gibi inkılap yap­mış ve onu yaşatmaya azmetmiş milletler için faşizmden çıka­rılacak düsturlar vardır. Başlıcası vatanın ihtiyaçlarını hiçbir vakit şekli mülahazalara, indî nazariyelere feda etmemektir." diye yazar. (Aktaran: Ahmet Demirel-Birinci Mecliste ikinci Grub-S:529-530) 

Kemalizmin ve CHP'nin önemli teorisyenlerinden birisi olan Tekin Alp (Moiz Kohen)'e göre: "Filhakika klasik demokrasinin artık modası geçtiği inkâr edilemez. En kültürlü milletler arasında bir çokları klasik demokrasiyi silkip atmışlar ve mutlakiyet, diktatörlük ilh. gibi şekiller kabul etmişlerdir. Demokratik devlet telakkisine sadık kalan milletler arasında, bundan memnun bulunanlar nadirdir. Demokrasi, bazen oligarşi, bazen avamferiblik [popülizm] halinde tereddiye uğramakta [yozlaşmakta], ve o zaman, devlet, artık ne milletin hakiki mümessilleri tarafından, ne de milletin hakiki menfaatlerine uygun olarak idare edilmektedir. [.......] Yüz binlerce kahraman, İnönü'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da, kanını, akıbet bu neticeye varmak için dökmemiştir. Bunca fedakârlıklar bahasına yaptığımız inkılabı, medeni milletlerin büyük bir kısmında iflas etmiş olan [......] bir devlet şeklinde karar kılmak için yapmadık." (Tekin Alp-Kemalizm s:206-207) 

1930’lu yıllarda faşizme nasıl bakıldığı, o yılları inceleyen herkesin rahatlıkla göreceği yüzlerce somut örnekten sadece üç tanesini sizlerle paylaşırken, o dönemde Kemalistlerin Türklük kavramına ve ötekilere nasıl baktığını da hatırlamak lazım. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Adalet bakanı olan, 1924-1930 yılları arasında Adalet bakanlığı yapan, Ulusalcı-Kemalist çizgideki İstanbul Barosu yönetimince adına ödül konan, Atatürk’ün en iyi adamlarından birisi olan Mahmut Esat Bozkurt şunları söyler: 

"... saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur; onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes, dağlar bile bilmek zorundadır. ..." (19 Eylül 1930 Milliyet gazetesinden) 

"... Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır ...." (21 Eylül 1930 tarihli Posta gazetesinden) 

"...Türk'ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir ...." (Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt sayfa 49, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları, 1987) 

1920’li – 1930’lu yıllarda, dünyada yükselen ırkçılık furyasına parelel olarak, dönemin Başbakanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci adamı İsmet İnönü bakın ne diyor: "... Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur. ..." (Milliyet Gazetesi, 31 Ağustos 1930) 

Kemalistlerin pravdası olan Cumhuriyert gazetesi bakın 1930’da neler yazıyor Kürt’ler hakkında: 

"Bunlar - tarihin şehadeti ile sabittir ki Amerika'nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar. Dessas ve bediî hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmiştirler.” 

"Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intisar eder fakat bastiklari yere zarar verir mahluklardır.Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde 
körletmişlerdir." 

"Bu Kürtler zahireyi değirmende ögütmeyi bilmezler. Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhlari izzet-i nefisten mütecerrittir. …... Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarriz olmasına sebep olur." (Cumhuriyet, 18-19-20 Agustos 1930, sayfa: 3) 

"Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta apdalca düşündüklerini gösteriyor. Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur." 

"Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar saki kalmıştır. Tayyarelerimiz sakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk'ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur. Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacakıir. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı'da tarama harekatına bşlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez." ("Ağrı Dağı Harekatı Bu Hafta Başlıyor", Cumhuriyet, 16 Temmuz 1930) 

Kemalistlerin her fırsatta övgüyle andıkları, Kemalizm’in önderlerinden ve ideologlarından olan Mahmut Esat Bozkurt’un Türk’lük kavramına nasıl bir anlam yüklediğini görmeye devam edelim: 

".... Türk ve Türkçülük her şeyden üstündür. İnsanlığı çok severim. Lakin Türkçülüğü daha çok. İnsanlığı duyarım. Lakin Türklüğü daha çok fazla. Türk herşeyden üstündür. Her şey Türk içindir. Bana denmesin ki, Türk olmayanı düşünmez misin? Düşünürüm. Ama Türk'ü, daha çok, daha pek çok... Önce Türk, sonra insanlık, sonra başkaları. ....."(Yeni Sabah Gazetesi, 23 Birincikanun (Aralık ayı) 1943) 

Mahmut Esat Bozkurt, Hitler'e ve Musolini'ye övgüler dizdiği "Atatürk İhtilali" adlı kitabında, Hitler gibi ari ırkını yücelterek, Yahudileri aşağılamaktan da geri kalmaz: 

".... Ariler medeniyet kurucularıdır. İdealistlik, o kuvvettir ki, Arilerin üstünlüğünü gösterir. Yahudi Ariliğin en belirli bir zıddıdır. Yahudiler göçebe değil asalaktır...." (Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, sayfa 65, Altın Kitaplar 1967) 

Düşünsel temel bu olunca, 1934 Trakya katliamı, azınlıklara uygulanan ırkçı 20 kura Nafıa askerliği uygulaması, 1942 yılındaki ırkçı Varlık Vergisi, 1938 Dersim Katliamı, gibi uygulamaların da olmaması imkansızdı. 

1930'lu yıllarda, yaz yaz bitmez, tükenmeyecek kadar çoktur, Kemalistlerin ırkçı düşünceleri ve uygulamaları. 

Bu damar ve bu geçmiş görüldüğünde, hatırlandığında, Birgül Ayman Güler’in ifade ettiği görüş, zannedildiği ve iddia edildiği gibi yeni olan bir görüş değildir. Eski bir görüşün devamından başka bir şey değildir. Kökleri CHP’nin çok derinlerinde olan eski bir görüştür. Derin CHP’nin görüşüdür de diyebiliriz. 

Bu anlamıyla CHP’nin geldiği yol ayrımı “Eski-Derin CHP” ile “Yeni CHP” arasında bir yol ayrımı olacaktır. Bu hem CHP’nin, hem Kılıçdaroğlu’nun olduğu kadar, Türkiye’nin de geleceğini etkileyecek önemli bir yol ayrımıdır diye düşünüyorum. 


CHP’de bir yanıyla İmralı görüşmeleriyle başlayan açılım süreci desteklenirken, bir de bakıyorsunuz Birgül Ayman Güler isimli İzmir milletvekili çıkıp sürece tepki olarak “ Türk Ulusuyla, Kürt Milleti eşit olamaz” diyecek noktada duruş sergileyip, “ …. bundan sonra biz de savunma noktasındayız” diye tavır koyabiliyor.

CHP’nin geldiği noktanın önemli bir yol ayrımı olduğunu düşünüyorum. 

Bu noktada, Birgül Ayman Güler’in ifade ettiği görüş, zannedildiği ve iddia edildiği gibi "yeni olan, İmralı sürecine tepkisel olan, yeni bir tavır alış mı?" sorusunun yanıtını araştırmak ve üzerinde düşünmek lazım. 

Yıl 1930, zamanın önemli örgütlerinden Türk Ocakları'nın büyük Reisi, CHP Milletvekili, iki kez Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) ve o dönemin ünlü hatiplerinden olan Hamdullah Suphi Tanrıver şöyle der: "Faşizm bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. ….. Büyük Vatanperverin [Mussolini] doğru yolu gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür. Biz faşist milliyetperverliğin dünkü galeyanında, hem mazimizi hem istikbalimizi görürüz." (Türk Yurdu Mayıs 1930, aktaran Mete Tuncay, Tek Parti, s:297) 

Cumhuriyet Halk Partisi mebusu, CHP idare kurulu üyesi, Feridun Fikri Düşünsel, zamanın Yeni Gün Gazetesinde: "Bütün Avrupa, faşizmin cihana getirdiği emniyet ve neşe ile ona doğru atılırken, …… Faşizm korkulacak bir şey addolunamaz. Bilakis bizim gibi inkılap yap­mış ve onu yaşatmaya azmetmiş milletler için faşizmden çıka­rılacak düsturlar vardır. Başlıcası vatanın ihtiyaçlarını hiçbir vakit şekli mülahazalara, indî nazariyelere feda etmemektir." diye yazar. (Aktaran: Ahmet Demirel-Birinci Mecliste ikinci Grub-S:529-530) 

Kemalizmin ve CHP'nin önemli teorisyenlerinden birisi olan Tekin Alp (Moiz Kohen)'e göre: "Filhakika klasik demokrasinin artık modası geçtiği inkâr edilemez. En kültürlü milletler arasında bir çokları klasik demokrasiyi silkip atmışlar ve mutlakiyet, diktatörlük ilh. gibi şekiller kabul etmişlerdir. Demokratik devlet telakkisine sadık kalan milletler arasında, bundan memnun bulunanlar nadirdir. Demokrasi, bazen oligarşi, bazen avamferiblik [popülizm] halinde tereddiye uğramakta [yozlaşmakta], ve o zaman, devlet, artık ne milletin hakiki mümessilleri tarafından, ne de milletin hakiki menfaatlerine uygun olarak idare edilmektedir. [.......] Yüz binlerce kahraman, İnönü'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da, kanını, akıbet bu neticeye varmak için dökmemiştir. Bunca fedakârlıklar bahasına yaptığımız inkılabı, medeni milletlerin büyük bir kısmında iflas etmiş olan [......] bir devlet şeklinde karar kılmak için yapmadık." (Tekin Alp-Kemalizm s:206-207) 

1930’lu yıllarda faşizme nasıl bakıldığı, o yılları inceleyen herkesin rahatlıkla göreceği yüzlerce somut örnekten sadece üç tanesini sizlerle paylaşırken, o dönemde Kemalistlerin Türklük kavramına ve ötekilere nasıl baktığını da hatırlamak lazım. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Adalet bakanı olan, 1924-1930 yılları arasında Adalet bakanlığı yapan, Ulusalcı-Kemalist çizgideki İstanbul Barosu yönetimince adına ödül konan, Atatürk’ün en iyi adamlarından birisi olan Mahmut Esat Bozkurt şunları söyler: 

"... saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur; onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes, dağlar bile bilmek zorundadır. ..." (19 Eylül 1930 Milliyet gazetesinden) 

"... Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır ...." (21 Eylül 1930 tarihli Posta gazetesinden) 

"...Türk'ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir ...." (Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt sayfa 49, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları, 1987) 

1920’li – 1930’lu yıllarda, dünyada yükselen ırkçılık furyasına parelel olarak, dönemin Başbakanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci adamı İsmet İnönü bakın ne diyor: "... Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur. ..." (Milliyet Gazetesi, 31 Ağustos 1930) 

Kemalistlerin pravdası olan Cumhuriyert gazetesi bakın 1930’da neler yazıyor Kürt’ler hakkında: 

"Bunlar - tarihin şehadeti ile sabittir ki Amerika'nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar. Dessas ve bediî hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmiştirler.” 

"Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intisar eder fakat bastiklari yere zarar verir mahluklardır.Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde 
körletmişlerdir." 

"Bu Kürtler zahireyi değirmende ögütmeyi bilmezler. Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhlari izzet-i nefisten mütecerrittir. …... Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarriz olmasına sebep olur." (Cumhuriyet, 18-19-20 Agustos 1930, sayfa: 3) 

"Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta apdalca düşündüklerini gösteriyor. Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur." 

"Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar saki kalmıştır. Tayyarelerimiz sakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk'ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur. Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacakıir. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı'da tarama harekatına bşlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez." ("Ağrı Dağı Harekatı Bu Hafta Başlıyor", Cumhuriyet, 16 Temmuz 1930) 

Kemalistlerin her fırsatta övgüyle andıkları, Kemalizm’in önderlerinden ve ideologlarından olan Mahmut Esat Bozkurt’un Türk’lük kavramına nasıl bir anlam yüklediğini görmeye devam edelim: 

".... Türk ve Türkçülük her şeyden üstündür. İnsanlığı çok severim. Lakin Türkçülüğü daha çok. İnsanlığı duyarım. Lakin Türklüğü daha çok fazla. Türk herşeyden üstündür. Her şey Türk içindir. Bana denmesin ki, Türk olmayanı düşünmez misin? Düşünürüm. Ama Türk'ü, daha çok, daha pek çok... Önce Türk, sonra insanlık, sonra başkaları. ....."(Yeni Sabah Gazetesi, 23 Birincikanun (Aralık ayı) 1943) 

Mahmut Esat Bozkurt, Hitler'e ve Musolini'ye övgüler dizdiği "Atatürk İhtilali" adlı kitabında, Hitler gibi ari ırkını yücelterek, Yahudileri aşağılamaktan da geri kalmaz: 

".... Ariler medeniyet kurucularıdır. İdealistlik, o kuvvettir ki, Arilerin üstünlüğünü gösterir. Yahudi Ariliğin en belirli bir zıddıdır. Yahudiler göçebe değil asalaktır...." (Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, sayfa 65, Altın Kitaplar 1967) 

Düşünsel temel bu olunca, 1934 Trakya katliamı, azınlıklara uygulanan ırkçı 20 kura Nafıa askerliği uygulaması, 1942 yılındaki ırkçı Varlık Vergisi, 1938 Dersim Katliamı, gibi uygulamaların da olmaması imkansızdı. 

1930'lu yıllarda, yaz yaz bitmez, tükenmeyecek kadar çoktur, Kemalistlerin ırkçı düşünceleri ve uygulamaları. 

Bu damar ve bu geçmiş görüldüğünde, hatırlandığında, Birgül Ayman Güler’in ifade ettiği görüş, zannedildiği ve iddia edildiği gibi yeni olan bir görüş değildir. Eski bir görüşün devamından başka bir şey değildir. Kökleri CHP’nin çok derinlerinde olan eski bir görüştür. Derin CHP’nin görüşüdür de diyebiliriz. 

Bu anlamıyla CHP’nin geldiği yol ayrımı “Eski-Derin CHP” ile “Yeni CHP” arasında bir yol ayrımı olacaktır. Bu hem CHP’nin, hem Kılıçdaroğlu’nun olduğu kadar, Türkiye’nin de geleceğini etkileyecek önemli bir yol ayrımıdır diye düşünüyorum.