Diyarbakır, kaçak elektrik ve göç-1

Diyarbakır, kaçak elektrik ve göç-1



Ulusalcı-Milliyetçi basının sık sık gündeme getirdiği, “Türkiye’nin en fazla elektrik kaçağı olan ili: Diyarbakır” başlığıyla ısıtıp ısıtıp sunduğu “hazır kıta” bir haberi, geçtiğimiz hafta Ulusalcı-Kemalist bir gazetede bir defa daha okudum.Bu haberi sürekli bu şekilde gündeme getirmekteki amaçları, bu haber üzerinden indirgemeci bir mantıkla, genelleme yaparak, Diyarbakır’ı ve Kürt’leri karalamak ve de yaralamaktır.

Yine böyle bir haberi, 2009 yılında okuduğumda, bilgi edinme hakkımı kullanarak, Devlet İstatistik Enstitüsü’nden konu hakkındaki rakam ve bilgileri istemiştim. Bu isteğime DİE’den gelen, kesinleşmiş rakamlara (2004 yılı rakamlarına) ilişkin değerlendirmelerime geçmeden önce, özü ırkçılık olan bu ilkel suçlama mantığını birkaç noktada irdelemek gerektiği inancındayım. 

İlk ele alınması gereken nokta, bu ilkel kampanyayı yapanların hiç değinmeden teğet geçtikleri, öncelikle bu sorunun nedenini anlamamız gerekir. Her konuda olduğu gibi, Olgu (var olan durum) ile Algı (anlama-kavrama) arasındaki uçurum bu konuda da söz konusu. İşte ırkçılar da bu uçurumun farkında oldukları için, ‘neden, niçin’ sorularının cevaplarına değinmeden en önemlisi de çözüme ilişkin hiçbir şey söylemeden, sadece yanlış algıyı ısrarla işlemek, ötekileştirmeyi sağlamak için, kasıtlı bir kötüleme kampanyasını sürdürüyorlar. 

90’lı yıllara kadar şehirleşme sürecini ve şehirleşmenin getirdiği sorunları normal bir boyutta yaşar Diyarbakır. Ancak 90’lı yıllarda, her konuda olduğu gibi, kaçak elektrik tüketiminde de birden anormal bir artış olduğu görülür. Yaşanan sorunlardan sadece kaçak elektrik tüketimini görenler, yaşanan sorunların anormal artışı ve sebepleri üzerinde neden düşünmezler? 

90'lı yıllara kadar nüfus artışı normal seyreden Diyarbakır’ın nüfusu 300 bin civarındayken, 90'lı yılların sonuna doğru birden 1.000.000 (bir milyon) olmuş, 2000 yılında nüfusu 1.362.000 olmuştur. Şimdilerde ise 2 milyona yaklaşmış durumdadır. 1980’lere gelinceye kadar gelişmiş iller sıralamasında 39’ncu sırada olan Diyarbakır ili, 90’lı yılların sonunda 63’ncü sıraya düşer, birden. 

Peki ne oldu da şehrin nüfusu 90’lı yıllara kadar normal bir artış seyrederken, 90’lı yıllarda birden hem nüfusu hem de sorunları 4-5 kat arttı? Irkçıların görmezden geldiği, üzerinde düşünülmemesi için çaba sarf ettikleri, Diyarbakır’da yaşanan bütün sorunların ana kaynağı işte burada gizlidir. 

90'lı yıllar Türkiye’de yaşanan “Kirli iç savaş’ın en yoğun yaşandığı günlerdir. O yıllarda devletin açıkladığı rakamlara göre 4000 civarında köy “Terör” sorunu gündeme getirilerek boşaltılır. Milyonlarca Kürt köylüsüne 24 saat içinde köylerini boşaltmaları söylenerek, yollara dökülür. Bu konu ile ilgili verilere ulaşmak ve boşaltılan köylerde neler yaşandığını öğrenmek isteyenler, Hacettepe Ünviversitesi'nin Göç raporu ile, Zülküf Kışanak’ın “Yitik Köyler” kitabını okuyarak öğrenebilirler. 

İşte yaşanan bu süreç sonunda Urfa, Diyarbakır ve Van gibi illerin nüfuslarında patlama olur. Bu aşırı nüfus patlaması bu illerin sorunlarında da patlama yaratır. Sokak çocukları sayısında, kap-kaç, yankesicilik, tinerci çocuklar, şehirlerin alt yapı sorunlarında, intiharlarda, gecekondulaşmada, hastalıklarda, eğitimde, vs sorunlarında patlama yaşanır. 

Nedense bu sorunlarla ilgilenmeyen, bu sorunlara dikkat çekmeyen ırkçıların, genelde yaşanan bütün sorunlara çözüm önermeyenlerin sadece bir sorun (elektrik kaçağı sorunu) üzerinden kötüleme kampanyası yapması, çok manidar ve anlamlı gelmiyor mu sizlere de? 

Şimdi gelin 1989 yılında Bulgaristan’da köyleri boşaltılan ve sürülen Türk’lere kucak açan devletin yapılması gerekenleri, doğru ve yerinde olarak yaptıklarını hatırlayalım. O yıllarda yüzbinlerce Bulgar Türk’üne toplum olarak hepimiz kucak açtık. Hepsine kalacak yer sağlandı. Çok yoğun sayıda göç olduğu için devletin yazlık kampları, lojmanları, misafirhaneleri kalacak yeri olmayan bu insanlara açıldı. Buralara yerleştirilen misafirlerimiz, acaba buralarda tükettikleri elektriğin parasını ödediler mi? Devletin açıkladığı rakamlara göre sadece bu misafirlerimize sonraki yıllarda, 20 binin üzerinde ev yapılır. Bir çoğuna yerleştikleri yerlerde çalışmaları için iş verildi. Televizyonlar yardım kampanyaları açtı. Başta Bursa olmak üzere bir çok ilde göçmen mahalleleri kuruldu. 

Bu tamamen doğru olan, insani yardım anlayışı, acaba köyleri boşaltılan, 24 saat içinde evlerini ve yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda bırakılan kendi vatandaşımız olan Kürt’ler için yapıldı mı? Hiç hatırlayanınız var mı? Kuşkusuz devlet bir çözüm yöntemi olarak köy boşaltabilir, ancak yerinden yurdundan ettiği insanlara en azından Bulgaristan’dan gelenlere yaptığı gibi sahip çıkmaya çalışır devlet. Devlet herhangi şehirde, bir tane mahalle yaptı mı, bu zorla göç ettirilen Kürtler için? Bu insanlara tv kanallarının insani bir yardım kampanyası açtığını hatırlayanınız var mı? Hatırlayan olamaz çünkü o yıllarda bırakın yardım etmeyi, köy boşaltıldı demek bile suçtu ve devlet sırrı açıklama muamelesi görüyordu. Bir yandan milyonlarca insan yerinden yurdundan ediliyordu, bir yandan da bu insanların dramından bahsetmeyi bile suç sayıyordu, 90'lı yılların baskıcı vesayetçi sistemi. 

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, hem bu insanları yaşadıkları yerden zorla göçe zorlayacaksınız, hem hiç yardımcı olmayacaksınız, arkasından da hem de hiç yüzünüz kızarmadan “bunlar elektrik hırsızıdır”, ”elektrik çalıyorlar” diye utanmadan ırkçı bir kötüleme ile ötekileştirme kampanyası yapacaksınız. 

Hangi arada bu kadar kötü kalpli oldunuz? Hangi arada vicdanlarınız bu kadar karardı, hangi arada bu kadar insanlıktan uzaklaştınız? Düşünün ve kendinize gelin lütfen. 

Yaşamını alt üst ettiğiniz, yerinden yurdundan silah zoruyla terk ettirdiğiniz, göç ettiği yerlerde yaşamsal sorunlarla boğuşmak durumunda kalan, aile yapısı darmadağın olan, kızları fuhuşa sürüklenen, çocukları tinerci, kap-kaççı, mafyaya tetikçi vs. olma durumunda kalan, yoksulluk sınırında boğuşup duran bu insanlara yardım eli uzatmadınız, yardım etmediniz, hiç olmazsa ırkçı kara propagandayı bırakıp, devletin bu insanlara bedava elektrik vermesi gerektiğini savunmanız gerekmez mi? 

Bu konuya, bu toplumsal yaraya, ırkçı kara propagandayı incelemeye kaldığımız yerden devam edeceğim.