Ermeniler ve Sinek köyümüz

Ermeniler ve Sinek köyümüz



Sevgili Hrant Dink’imize, Ahparigimize, verdiğimiz söz üzerine “buradayız” demek için, ailece gittiğimiz Agos’un önünde, bu ülkeyi sevdiği için, terk etmeyen ve bu uğurda katledilen Hrant Dink’i düşünürken hatırladım köyümüzü.

Köyümüz Sinek (Diyarbakır-Çermik) köyünün, bir internet sitesinin olduğunu, bir yakınımın söylemesi ile, babamın vefat ettiği 2006 yılında bilgi sahibi olmuştum. Yakınımın bana, köyün okuyan aydınlarının isim ve bilgilerinin sitede toplandığı bilgisini vermesi üzerine, Dicle Köy Enstitüsü'nün ilk mezunlarındanolan ve Sinek köyünün de ilk okuyanlarından olan babam Mustafa Eşsizoğlu’nun bilgilerini vermek üzere yetkiliye ulaştım. 

Bu arada internet sitesini de irdelemiştim. İnternet sitesinin hemen girişinde, bir doğa harikası olan güzelim köyümüzün tanıtımı yazılı olarak site yöneticisi tarafından şöyle anlatılıyordu: 


SİNEK KÖYÜNÜN TARİHİ 

Sinek köyü ile ilgili yaptığım araştırma ve incelemelerime göre, köyün tarihini anlatan herhangi bir yazılı kaynağa rastlayamadım. Köyün kuruluş tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Sinek köyü Çermik’in en eski köylerinden biridir. Rivayetlere göre köyün büyük bir bölümünde Ermeniler yaşamaktaydı, nedeni bilinmemekle beraber daha sonraları Ermeniler bu köyden göç etmişlerdir. Bu köyün şimdiki sakinleri çeşitli köylerden ve ilçe merkezinden köye yerleşmişlerdir. Köye ilk gelip yerleşen aile VURAL ailesidir. Köy, tepe yamacında kurulup su kaynakları itibariyle zengin bir köydür. Köy, ilçeye en yakın köy olmasıyla da önemlidir. (http://okulweb.meb.gov.tr/21/03/553337/) 

İnternet sitesindeki bu tanıtım ve özellikle “ …. köyün büyük bölümünde Ermeniler yaşamaktaydı, nedeni bilinmemekle beraber daha sonraları Ermeni’ler bu köyden göç etmişlerdir. ….” satırları çok dikkatimi çekti. Bu satırlara ilişkin yazmadan önce Sinek köyü hakkında biraz ön bilgi vermek istiyorum. 

Sinek köyü anlatmakla tasvir edilemeyecek kadar güzellikte bir köy. Sinek köyü Gelincik dağının zirvesine yakın bir yerdedir. Rakım 760 de, sırtını Gelincik Dağı'na yaslayan köyümüzün ön kısmı aşağıya doğru, köyün sınırları içerisinde çıkan Sinek çayına kadar inen, tabir yerindeyse yeşil bir cennettir. 

Yaz aylarında ise yerleşim sinek çayı etrafındaki bostanların içindedir. Yazları Sinek çayı etrafında geçen yaşamın da ayrı bir güzelliği var. Köyde yaşayan hemen hemen herkesin çay kenarında bostanı vardır. Yine herkesin tarlası, bağı vs.si de ayrıca vardır. Köyümüzün soğanı, patlıcanı, biberi domatesi vs sebzesi, narı, kış armudu, elması, vs. meyveleri o civarda çok meşhurdur. 

Şimdilerde de sinek çayı etrafında mesire yerleri, kendin pişir kendin ye mekanları vs. de gelişmeye başlamış. 

Bunları neden anlattım? Şunun için: Sinek köyünün internet sitesindeki anlatıma dikkat ederseniz, "Rivayetlere göre köyün büyük bir bölümünde Ermeniler yaşamaktaydı, nedeni bilinmemekle beraber daha sonraları Ermeniler bu köyden göç etmişlerdir", yani köyün eski sakinleri olan Ermeni'ler, nedense bilinmeyen bir sebepten dolayı köyü terk edip gitmişler. 

Bu anlatım bana ilginç gelince, bundan altı yıl kadar önce sitenin sorumlusuna yazarak, hazırladığı internet sitesi için teşekkür ettikten sonra, 

"Bu kadar güzel bir köyü, Ermeniler neden durup dururken terk etmişler?" diye sordum. 

Köyün güzelliğini, verimliliğini yakından gören ve bilen bir yaşayanı olarak, mantıklı bir yanıt vermekte, haklı olarak, çok zorlandı bu arkadaşımız. 

Siz olsanız terk eder miydiniz durup dururken? 

Bu anlayış bir zihniyet olarak topluma nüfuz etmiş olsa gerek. Bir televizyon kanalında, tarihçi olduğu söylenen bir profesör 1915’i anlatırken öyle bir anlatış tarzı vardı ki, nerdeyse mealen “Pikniğe çıkacak kadar donanımlı şekilde yola çıkan Ermeni’lerin bir kısmının onca uyarıya rağmen dikkat etmeyip ayağı kayıp uçurumdan düşerek, bir kısmı yüzme bilmediğinden girdiği nehirde boğularak, bir kısmı ağaçtan aşağıya kendini bırakarak, bir kısmı ayağı yere takılıp taşın üstüne kafa üstü düşerek, bir kısmı bulaşıcı hastalıklar vs. sonucunda ölmüşlerdir” diyecek kadar pervasız olursa, gerisini varın siz düşünün. 

Bu konu her açıldığında kendim düşündüğüm kadar, herkese sorar ve düşünmeye davet ederim: 

“1915’den önce Anadolu’nun dört bir yanında, Hakkari’den, Edirne’ye, İzmir’e kadar, Ermeni’lerin yaşadığı onbin (10.000) civarında köyden sadece bir tane köyün (Antakya’daki vakıflı köyünün) kalması üzerine düşünmek lazım” derim. 

Gerçekten de ne oldu bunca köyde yaşayan Ermeni’lere? Buhar olup uçtular mı? Bu köylerin sakini olan Ermeni’ler, Sinek köyünün sitesini hazırlayan yetkilinin dediği gibi, “bilinmeyen bir sebepten dolayı” mı terk ederek ölüm yolculuğuna çıktılar.