'Gezi' protestosunda satır arasında kalanlar

'Gezi' protestosunda satır arasında kalanlar



Şehirli aydınların, şehirli orta tabakanın üst kesiminin öncülüğünde gelişen bu şehir hareketini, bir yabancı provakasyonu, ajanlar hareketi vs. diyerek abartılı biçimde kötülemek ne kadar yanlışsa, aşırı övgü dolu bir abartma anlatımı ve analizi de o kadar yanlış. Her iki abartılı anlatış biçimi, bu protestonun özünü anlamaktan alıkoyuyor hepimizi diye düşünüyorum.

Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da, olduğu gibi görme yeteneğini kaybetti bir çok kişi. “Gezi” protestosunu anlatanlara dikkat edin ya abartılı biçimde kötülüyorlar. Ya da abartılı biçimde olumluyorlar. 

Bu bir “devrimdir” diyeninden, RTE’yi kesinlikle devirecek olan bir “ihtilal” hareketi olduğunu söyleyenine kadar, ne kadar abartılı anlatım ve söylem varsa hepsi bu gök kubbe altında söylendi. Analizler bu boyutta olunca kaçınılmaz olarak abartılı “Gezi” olumlamaları da olmak zorundaydı. Abartanların bir kısmı ideolojik duruşlarına uygun olan hayallerindeki beklentileri yazıp çizerken, bir kısım eski solcuda da romantizm hakimdi. Yaşayamadıklarını bu protesto içinde yaşadıkları için, kendilerini kaptırdıkları hayallerin içinden, aşırı abartılı analizlerde bulunuyorlar. 

Garip bir biçimde, abartılı olarak “Gezi” olumlaması var. 

Bu protesto eylemi içinde var olan olumlu yanları ben de görüyorum ve de kimsenin bana bu olumlu yanları anlatmasına ihtiyaç duymayacak kadar da farkındayım. 


Evet bu protesto eyleminin içinde yeni bir kitle var, yeni bir gençlik var , bunların kendilerine özgü düşünceleri ve pratiği var vs. ama varılan noktaya ve yaşananlara bir bütün olarak baktığımızda "ağırlıkla" (dikkat edin, tamamen demiyorum, ağırlıkla diyorum) geçmişte ülkemizde yaşanan bir çok kitle eyleminden "özde farklı olmayan" bir noktaya geldi dayandı. 

3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen Susurluk kazasıyla, Mercedes’in içinden fışkıran derin devlete karşı 1 Şubat 1997 tarihinde başlatılan Susurluk protestosu eylemleri de aynı olumlu noktalarda başlamıştı hatırlanırsa. Susurluk protestosueylemini başlatan, olumlu ve yaratıcı eylemleriyle bu eylemin genişlemesine katkısı olan kesimlerin amacı, Susurluk eylemleri sürecine genelde hakim olan güçlerin sürükleyerek vardırdığı 28 Şubat Muhtırası yapmak değildi. Ama oldu, sonuçta 28 Şubat Muhtırası oldu, hatırlanırsa. Yani eylemlerin içindeki olumlu yanları abartarak öne çıkarırsanız ve sürecin geneline mal ederseniz, sürecin yöneldiği ana yöneliş gözlerden kaçırılmış olur. Susurluk sürecinde de ne yazık ki bu durum yaşandı. 

“Gezi” protestosu sürecinde nasıl bir noktaya varılacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Bir “Devrim”“İhtilal” vs mi olacak, yoksa protesto ile elde edilen kazanımlar ile geri çekilinmesi bilinecek mi ya da bir provakasyon süreciyle acı sonuçlarla mı sonuçlanacak hep birlikte göreceğiz. Ben şahsen bu aşamada bir çok kazanım elde edildiğini düşünülerek bu protesto eylemine son verilmesini arzu edenlerdenim. 

“Gezi” protestosu derken, sadece Taksim'deki Gezi Parkı'nın içinde yaşananları anlamadan, Türkiye’nin her tarafında “Gezi”ismi adı altında yaşanan her yerden bakarak anlamanın doğru olduğunu düşünüyorum. “Gezi” protestosu adı altında yaşananlar, Gezi Parkı'ndan Beşiktaş’a, Ankara’dan İzmir’e kadar yaşananların hepsidir diye düşünüyorum. “Gezi” derken, abartılı olumlayan ya da abartılı kötüleyen kişinin, “Gezi”yi içinde yaşadığı birkaç metre karelik alan olarak düşünmeden, fotoğrafın tamamına bakması ve anlaması gerektiği inancındayım. 

Varılacak noktayı hep birlikte göreceğiz ama inanın varılacak sonuç satır aralarındaki ayrıntılarda saklı. Görmek isteyenler için bu ayrıntılar o kadar net ki. Bu ipuçlarını görmemizi engelleyecek abartılı yaklaşımların hepimize çok zarar vereceğini düşünüyorum. Bunu gözlemlediğim birkaç somut noktayla örnekleyerek anlatmak istiyorum: 

Gezi ile ilgili hangi fotoğrafa bakarsanız bakın o fotoğrafta, ya bir kadın vardır ya da bir genç. Kadınsız ve gençsiz bir Gezi anlatılamaz. 

Ancak her ne hikmetse, Taksim Gezi Komitesi olarak tespit edilen komitede, direnişin bu iki ana unsuru yer almadan şekillendi. Bana göre komitenin en az yarısının kadın olması gerekirken, bir tane bile kadının yer almaması ve en az bir tane gencin bile komitede bulunmayışı bana çok manidar geldi. Bana göre bu durum, Gezi'nin başlangıcından polisin çekilmesine kadar hakim olan ruha hiç uymadı diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum? Ülkemizde geçmişte yaşanan eylemlerde de bu böyle değil miydi? 

Atılan sloganlara bakın, ağırlıkla cinsellik içerdiği gibi, cinsellikte de kadını ve eşcinselleri aşağılayan, erkek egemen bir anlayışın nasıl egemen olduğunu görürsünüz. Üstelik de bu eylemin içinde yer alanların yarıya yakınının kadın olmasına rağmen. Bu konuya ilişkin bir örnek verilecek olursa, bu eylemi olumlayanların en başta olumladıkları Çarşı grubunun attığı en meşhur slogan ve marşın bir yerinde bakın ne diyor: “ …..delikanlı kim bakalım ….." Eylemcilerin yarısı kadın ama “delikanlı kim” deniyor. Ne kadar manidar değil mi? 

Başbakan RTE’ye yönelik kitle halinde söylenen sövgü içerikli sloganlara baktığınızda, eylemi başından bu yana destekleyen LGBT üyelerine küfür ettiklerinin hiç farkında değil RTE’ye küfür ettiğini zannedenler ya da bilerek yapıyorlardı bu sövgülerini. 

Ağırlıkla kitle halinde atılan sloganlar ve sövgüler hiç de yeni bir anlayışı simgelemiyor. Eskinin tıpatıp aynısının devamından başka bir şey değil. Eylemin ve eylemcilerin içinde barındırdığı hep yazılagelen olumlu yana ve yanlara rağmen. 

Taksim'de fotoğraflara yansıyan çocuk fotograflarına ne demeli? Tomaların hareket ettiği yerlerde bulunan çocuklardan, ideolojik propagandaya malzeme edilen çocuklara kadar hepsini doğrusu içim daralarak izledim. 

Hele Taksim alanındaki Kandil kutlamasına, Cuma namazı kılınması vs.ye ne demeli? 1920'lerdeki meclisin ilk açılışından bugüne kadar egemenlerce sergilenen popülist anlayışın tekrarından başka bir şey değil diye düşünüyorum. 

Kuşkusuz Gezi protestosu eylemi geleceğe derslerle dolu bir yaşanmışlık bırakacak ama bu yaşanmışlık abartılı anlatımlarla olmamalıdır. Olduğu gibi anlatılır ve aktarılırsa insanlık adına faydalı bir şey yapılmış olur. 

Gezide her şey var, çok güzel anlar ve yaşanmışlıklar var ama halka soralım demek yok, halkın görüşü nedir diye merak etmek yok. Hiç dikkatinizi çekiyor mu? Ne Gezi'deki eylemcilerden böyle bir talep var, ne de hükümetten... “Gezi” sürecinde şu ana kadar hakim olan düşünce; “biz halk adına en iyisini düşünürüz”

Hükümeti anlıyorum, bir zamandır (referandumdan bu yana) otoriter olma sürecine girdi. Peki ama sivil ve özgürlükçü olduğunu söyleyenlerden neden böyle bir talep gelmez? Neden özgürlükçü olduğunu söyleyenler de hükümet gibi bir dayatma içine girdi? Benim önerim hemen İstanbul’u ilgilendiren bazı konularda, Gezi ParkıAKM vs. gibi ana başlıklardareferanduma gidilmeli. Hemen halkın ne dediği öğrenilmeli. Yani İstanbullular karar vermeli diye düşünüyorum. Özgürlükçü olmanın, demokrat olmanın ilk adımı da halka gitmekten geçmiyor mu? 

Gezi Parkı'nda istenen oldu. Polis çekildi ve alana girildi. Polis, Gezi Parkı'nı tamamen boşalttı. Polisin çekilme kararı yerinde ve çok doğru bir karardı. Keşke onca sıkıntı ve acılar yaşanmadan, bu anlamsız inatlaşmadan ve orantısız gaz ve şiddet kullanmaktan vazgeçilseydi. Geç bile kalınmış bir karar olsa da, olumlu bir karardı. 

Gezi protestosu kritik bir noktaya gelip dayandı. Bu noktada ciddi bir şekilde düşünmek zorundadır herkes. Protestocular ya polisin parktan çekilmesine odaklanıp eve zaferle dönecek ve bunu başarmış bir grup olarak ciddi bir siyasi güç elde edecek ya da "devrim"“ihtilal”"hükümeti devirmek""iktidarı ele geçirmek" vs gibi hedeflerle bu eylemi radikalleştirip, siyasi manipülasyona ve iste
nmeyen acı sonuçlara yol açacaklar.