Heykel kültürü


Heykel kültürü




"Mart 2000.... İstanbul'da polisler Zeytinburnu'nda bir lokantaya yemek yemeye gider. Fakat masalarda bir tuzluk vardır ki, insanın gözünün içine içine bakar. Yüzü de tanıdıktır. Polislerimiz düşünür düşünür, sonra kendi aralarında "Apo lan bu" der ve harekete geçerler. Operasyon startı verilir ve çarşıda pazarda satılan tuzluğumuz suç unsuru olur. Lokantaya baskın düzenlenir. Üstelik lokanta sahipleri de Karadenizlidirler. İşe bakınız! Her neyse, göz altına alınırlar ancak götürüldükleri emniyetin müdürü biraz aklı selimdir. "Olay yayılmadan bırakın şunları" der ve bizim uşaklar  serbest bırakılırlar.

Fakat tuzluk olayı hayatta yansımasını bulmuştur. Kürtler tuzlukları gördükleri yerde heyacanlanıp,"Sarı-yeşil-kırmızısı vardır?" deyip, bir biblo gibi vitrinlerine koymaya başlamıştır. Hatta ve hatta, şahsım da bir olaya tanık olmuştur bu konuyla ilgili. Yer Diyarbakır. "Dalak var, ciger var, böbrek var...." diye başlayan mönünün sunulduğu bir lokantada fukara bir tuzluk gözüme ilişti. Geliniz görünüz ki tuzluğun kafası yok. Yani Öcalan'a benzetilen kısmı yok. Önce adamların ne kadar 'Tırsonek' (Korkak) olduklarını düşünmeye başladık. Garsona çaktırmadan sorduk, "Bunların kafaları nerede" diye. Adamcağız, "Walla çalıyorlar Apo'ya benziyor diye" dedi. Aslında haklıydı, çünkü daha sonra bir yerde o tuzlukla karşılaşmış, "Aaaa bunlar hala var mı piyasada" diyerek sorduğumda, "Filanca lokantadan çaldık" demişlerdi" ("Mayoz Bölünme Hikayeleri" Evrim Alataş) 

Açlık grevleri bitti. Açlık grevlerinin bana göre, en sevindirici yanlarından birisi, ölümle sonuçlanan bir sonucunun olmaması. 

Kuşkusuz sevindiren yanlarının yanında, ders çıkarılacak bir çok yanları da oldu “açlık grevi”nin. Bunlardan iki tanesi, benim aklımda en fazla yer eden konulardan oldu. 

Bir tanesi, liderlik olgusunun bir kısım Kürtlerde ne kadar etkili olduğunun bir defa daha görülmesi. Abdullah Öcalan’ın bir cümlesi ile ölüme yatan binlerce insan, sevindirici bir sonuçla, açlık grevlerine son verirken, Abdullah Öcalan’ın müzakere sürecinde nasıl bir konumda yer alması gerektiğinin de altını kalın çizgilerle çiziyordu. 

Diğeri de Selahattin Demirtaş’ın Mardin-Kızıltepe’de yaptığı konuşma idi. Bu konuşmada Demirtaş şöyle diyordu: “…… Onun posterleri okullarda, meydanlarda asılıyor, Kürt halk önderinin posteri niye asılmasın? Bal gibi asarız. Biz daha önder Apo'nun heykelini dikeceğiz heykelini' dedi. 

Son dönemde ciddi bir araştırmaya muhtaç olan, dikkatimi çeken nokta, bir kısım Kürtlerin, Türkler üzerinden Kürtleri ifade etme, anlatma, tanıtma anlayışı. 

Türkler tarihlerini Orta Asya’dan-Ergenekon’dan çıkarak mı başlatıyor. Mezopotamya’dan dünyaya yayılan Kürtler anlayışını anlatıyor bu arkadaşlar. Türkler “Mu-Güneş” teorisi ile dünyaya dillerini ve medeniyetlerini yaydıklarını mı anlatıyor, bazı Kürt arkadaşlar da bu konuda, ne kadar belge olacağı bana göre çok kuşkulu olan bir belge ile aslında antik Yunan ve Roma’lılar medeniyetlerini, Mezopotamya’dan dünyaya yayılan Kürtlerden öğrendiklerini söyleyebiliyor. 

Acaba Selehattin Demirtaş'ın da dile getirdiği de bu Tek Tip’çi-Ulusalcı otoriter anlayışın bir tezahürü mü? Yanıldığımı ve bunun anlık, tepkisel bir refleks olmasını, herkesten fazla arzuluyorum. 

Zira bakıyorsunuz, Kemalist Türklerde ne kadar bayrak fetişizmi varsa aynı boyutta Kürtlerde de var. Kemalist Türkler’de lider, başbuğ, ulu önder vs anlayışı ne boyuttaysa, dönüp bu bir kısım Kürt’lere bakıldığında, aynı boyutta hatta belki de daha üst boyutta bir “Serok” anlayışı var. 

Genelleme yapmak ne kadar doğru olur bu nokta tartışılabilir, ancak görünen bazı ip uclarına bakılırsa, Kemalist Türkler nasıl Kemalizm’i hücrelerine kadar işleyerek bugünlere taşımışlarsa. Aynı durum, her ne kadar Kemalizm’e karşı olduklarını söyleseler ve şiidetle karşıyız deseler de, bazı Kürtler için de söz konusu. 

Kemalizm’in bir düşünce olduğu düşünülürse Kürtlerin de başka kişiler, semboller üzerinden ürettikleri veya yansıttıkları bana göre başka bir şey değil. Umarım Türklerin 90 senedir içinde yaşadıkları çıkmaz sokak sürecini, Kürtler de yaşamak istemezler. 

Kemalist Türkleri bir çok noktada 90 sene geriden takip ederek bilinç altlarını yansıtan, Kemalist Türkler gibi kendilerini anlatmaya, tanımlamaya ve ifade etmeye çalıştıkları gibi, bir doksan sene de Kürtler “Kürt Kemalizm”iyle mücadele etmek durumunda kalmazlar diye ummak istiyorum.