Sayın Devlet Bahçeli

Sayın Devlet Bahçeli


 Sizin, zamanında MHP’li gençleri darbecilerin cirit attığı platformlardan uzak tutmaya çalışmanızı, MHP tabanının darbecilerce yer almasını çok arzuladıkları zeminlerden uzak tutma çabalarınızı hep övdüm. Ne zaman 12 Eylül Darbesi öncesini hatırlasam, "Keşke o günlerde Devlet Bahçeli olsaydı MHP'nin başında" diye düşünürdüm. 2000'li yılların başlarında da MHP'nin başında sizin olmanızı Türkiye için hep bir şans olarak düşündüm.

Ancak, 23 Mart 2013'de Bursa'da düzenlenen mitingde, "Vur de vuralım, Öl de ölelim" türünde demokratik olmayan, saldırganlık, şiddet ve vahşet içeren slogana anında verdiğiniz tepki ile, hemen arkasından grup toplantısında bu tepkinizi hararetle savunmanız, en son olarak da 20 Nisan’da İzmir’de düzenlediğiniz mitingde taşınan pankartlar ve yaşananlarla, sizin de demokratik olmayan çözümleri düşünmeye ve ilgilenmeye başladığınızı gösteriyor. Demek ki siz de, demokratik yollardan iş başına gelemeyeceğinizi ve giderek eriyen marjinal bir parti olacağınızın farkına varmaya başladınız



Demokratik hukuk devletinde hiç kimse kendini"Vuracak, Öldürecek ve Öldürülecek" bir makam ve kurum olarak tayin edemez. Hele hele sizin başında olduğunuz kurumlar (Parti) demokrasilerde kendini bir saldırı ve saldırganlık aracı gibi gösteremez. Bu yaptığınız demokratik sistemlerde suçtur. Kimi, ne adına vurma yetkisini kendinizde görebiliyorsunuz? Kim size bu yetkiyi veriyor ve ne hakla veriyor? Her önüne gelen“ben vurma, ölme ve öldürme yetkisini kendime veriyorum” derse ne olur? 

90 gündür bir tek gencimizin ölmemesinin sizi rahatsız ettiğini mi düşünmeliyiz? Acaba oyuncağı elinden alınan çocuğun gösterdiği tepkiler olarak mı değerlendirmek lazım, bu hırçınlığınızı. Silahların kesin olarak susacağı bir dönemde eski söylemlerinizin bir anlamı kalmayacağı için, yeni döneme ilişkin söylemelerinizin de olmaması korkusundan mı kaynaklanıyor bu sertleşmeniz. 

İlk önce bir sokak kabadayısı gibi tehdit ederek başladığınız bu sertleşme eğiliminiz, giderek saldırırız diyen bir lider olma noktasına geldi. Mitinglerinizde "Vur de Vuralım" sloganları artık daha rahat biçimde atılmaya başlandı. Şimdi soruyorum,"yarınlarda oluşacak saldırı ve şiddet ortamının tetikleyicisi ve baş kışkırtıcısı” olmakla suçlanırsanız, nasıl kendinizi savunabilirsiniz?, "Biz bu saldırı olaylarının içinde yokuz, bizi alet ediyorlar" tarzında klasik savunmanıza kim inanır sayın Bahçeli? Yol yakınken bu eğiliminizi terk edin, 12 Eylül öncesinde de aynen bu şekilde oynanan bu oyunda, siz de bir figüran olarak rol almayın. “Oyun bitince Şah da, Piyon da, aynı kutuya konur” der bir filozof. Bu filmi daha önce de seyrettik, bu filmin insani ve demokratik hiç bir sonucu yok. Bu filmi yönetmek için locada oturanlar, işleri bittiğinde, aynen Alparslan Türkeş’i ve o dönemin ülkücülerini bir kenara attıkları gibi, sizi de bir kenara atacaklar bundan emin olun. 

Sayın Devlet Bahçeli bir düşünün, bu hararetle savunduğunuz, saldırganlık, şiddet ve vahşet içeren sloganları çok karşı olduğunuz BDP yapsaydı ne derdiniz? Nasıl tepki gösterirdiniz? 

Siz bu şekilde saldırganlık ve vahşet noktasına yönelirken, bakın o çok eleştirdiğiniz ve karşı olduğunuz partinin genel başkanıSelahattin Demirtaş ironi yaparak, ne kadar insani ve düzeyli bir yanıt veriyor size: 

"Devlet, bahçeli olsun ama bu bahçede rengarenk çiçekler olsun. Devlet, bahçesiz olmasın ama bahçede kan, gözyaşı olmasın. Bu bahçede Isparta'nın gülü de Hakkari'nin lalesi, sümbülü de olsun" 

Bir düşünün Sayın Bahçeli, sizin tabanınıza verdiğiniz, vurma ölme ve öldürme içeren mesaj mı güzel, yoksa Demirtaş’ın verdiği mesaj mı? 

Yol yakınken sizin de bir an önce yeniden, eskiden olduğu gibi, demokrasi sınırları içinde kalan eski çizginize dönmenizin ve de gerginliği azaltan, şiddete dönüştürmeyen, “yasal sınırlar içinde olan eleştiri ve teşhir” çizginizin, sizin için de, ülke için de en hayırlısı olacağını bilmenizi istiyorum.