Vavriye ana, Diyarbakır, kaçak elektrik ve göç-2



Yıl 1992. Yer Diyarbakır’ın Dicle ilçesinin, eski ismi Zaza’ca Kelkom olan, Kelekçi köyü. Köye 20 Mart 1992’de gelen Güvenlik güçleri, köyün 24 saat içinde boşaltılmasını emreder ve gider. Ne yapacağını şaşıran köylüler şaşkın ve çaresiz durumda köyde beklemeye başlarlar.

Beklemeye başlarlar zira, gidecekleri hiçbir yerleri yoktur. Devlet köyü boşaltmalarını emretmiş, ancak nereye gideceklerine ve nasıl gideceklerine dair hiçbir şey söylenmemiştir. Nereye ve nasıl giderlerse gitsinler kimsenin umrunda değildir. Sadece 24 saat içinde köyü boşaltmaları emredilmiştir. 

Bu insanların doğdukları ve yaşadıkları Kelkom köyü: Yüzlerce yıldır Dicle nehrinin kenarında hayvancılık, tarım ve Dicle nehri üzerinde keleklerle nakliye işi yaparak geçimlerini rahatlıkla sağlayanların yaşadığı bir yerleşim yeri. Keleklerle nakliye işi yaptıkları için de, devlet köyün Zazaca ismini Kelekçi olarak değiştirir. Köyde rahatlıkla geçimlerini sağladıkları ve rahatlıkla sürdürdükleri yaşamlarını nasıl birdenbire terk edebilirlerdi? Bekleyeceklerdi çaresiz. 

21 Mart 1992 tarihinde köye gelen güvenlik güçleri, köyün hala boşaltılmadığını görünce, bir yandan köyü kaba kuvvetle, dipçik gücüyle boşaltmaya zorlarken, bir yandan da boşaltılan evler yakılır. Köy aynı gün içinde hem yakılır, hem de yerle bir edilir. İşte, köylüler böylesi bir günde yola koyulurlar. Ağırlıklı olarak Diyarbakır’ın Saraykapı, Fatihpaşa gibi, kendileri gibi göç eden köylülerin yerleştiği, kaçak elektrik oranının yüksek olduğu mahallelere yerleşirler. 

Vavriye Ana 

Boşaltılan Kelkom köyünden gelenlerden birisi de Vavriye anadır. Vavriye ana, Fatihpaşa mahallesindeki yoksul hanelerinden birinde yaşar. 84 yaşında olan Vavriye ana, bir göz odada kendisi gibi göç eden oğlu, gelini ve beş torunuyla birlikte yaşıyor. Kelkon’dan geldiklerinde sırtını sura yaslayan bu evleri kendi elleriyle yaparak yerleşirler. Evlerinin sırtını sura yaslarlar, böylece evin bir duvarını yapmaktan kurtulurlar. Köyde güvenlik güçlerince yakılan, yıkılan evleri, bu uyduruk biçimde yaptıkları mekana göre saray gibi olsa da, başka alternatifleri olmadığı için yaşamlarını bu evde sürdürmek zorundadırlar. 


Evin bir odasına baktığınızda, bir kenarda üst üste yığılı birkaç yatak, birkaç battaniye, bir kanepe ve tabi ki tek ısınma araçları elektrik sobasını görürsünüz. Vavriye ana kendisiyle yapılan bir röportajda* köyü nasıl terk ettiklerini anlatırken, üstündekileri gösterip “sadece bunları alabildik, canımızı zor kurtardık” der. Battaniyeleri ve diğer eşyaları göstererek “bunları da bize başkaları verdi” der. 

"Biz köyümüzün en zenginiydik, şehrin en fakiri olduk. Köyümüzde tarlamız, ağaçlarımız, ineklerimiz vardı. Burada perişan olduk, dilenmeye başladım, yıllarca dilenerek geçim sağladım. Ama iki yıldır çok hastayım. Onun için dilenemiyorum." 

Eşinin Diyarbakır’a geldikten iki ay sonra geçirdiği kalp krizi sonucunda öldüğünü anlatır. Oğlunun da akciğer kanseri olduğunu ellerindeki üç beş kuruşu da ona harcadıklarını “Ama iyileşemedi” diyen Vavriye ana Zaza’ca yaktığı bir ağıtla kendilerini bu durumlara düşürenlere lanetler okur. 

Vavriye ana’nın bir ferdi olduğu, Kelekçi köyü sakinleri, AİHM’de devlet aleyhine dava açtıkları davayı kazanırlar ve elde ettikleri tazminatla, 2004 yılında köylerinde yıkılan evlerini onarırlar, köylerini yaşanacak duruma getirirler ve yıllarca ayrı kaldıkları köylerine dönerler. Darısı köyleri yakılan ve yıkılan 4000 civarındaki köylere diyelim. 

İşte bu insanları suçlamak çok kolaydır. Nasıl olsa dilin kemiği ve vicdanı yok. Sorunu anlamak ve soruna çözüm getirmek ise işin en zor olan yanıdır. Kaçak elektriği görenler nedense bu sorunun kaynağını araştırmadıkları gibi, sorunun kaynağını da görmek istemezler. Çünkü sorunun kaynağını görmek soruna çözüm bulmayı da beraberinde getirir. 

Diyarbakır’da, böyle göç eden insanların yaşadığı onlarca mahallede durum üç aşağı beş yukarı aynen böyledir. Yaşamlarını alt üst ettiğimiz bu insanlara bırakın elektriği, barınma, beslenme, sağlık vs. gibi bir çok ihtiyaçlarını devletin karşılaması gerekirken, bu insanların hayatları yoksulluk içinde sürerken, yaşamları kötü biçimde tükenip yok olurken, bu insanların yaşamak için tükettiği elektrik üzerinden ırkçı propaganda yapmak ne kadar insani? Nasıl bu kadar vicdansız olunabilir? 

Bu insanların yaşamı üzerine en ufak araştırma yapmayanlar, bırakın ilgilenmeyi, kaçak elektrik üzerine DİE’nce verilen rakamlarına da utanmadan objektif yaklaşmıyorlar. 

Evet Diyarbakır’da tüketilen kaçak elektriğin oranı yüksek. Ama nedense bu oranın Türkiye’nin batısına oranla rakamların ne olduğuna ise hiç değinmiyorlar. 

Diyarbakır gibi 13 ilimizin (Diyarbakır, Ağrı, Bingöl, Tunceli, Van, Muş, Bitlis, Hakkari, Urfa gibi 13 ilimizin) ve Türkiye genelinin elektrik tüketimlerine** bakalım: 

Türkiye’de üretilen elektrik miktarı: 140.580.500.000 KWh % 100 

Türkiye’de tüketilen elektrik miktarı: 111.766.000.000 KWh % 80 

Türkiye genelinde kaçak elektrik miktarı: 28.814.500.000 KWh % 20 

13 ilimizdeki toplam tüketilen elektrik miktarı: 4.249.892.000 KWh'dir. 

13 ildeki kaçak elektrik oranının, yüzde yüz olduğunu kabul edelim. Yani 13 ilimizdeki kaçak elektrik miktarının bir an için 5.000.000.000 KW olduğunu, hatta gelin 9.000.000.000 KW kabul edelim, Türkiye’nin batısında geriye kalan 20.000.000.000 KW kaçak elektrik miktarı nedense bizim ırkçıların hiç dikkatini çekmez. Buna ilişkin de araştırmaları ve incelemeleri hiç yoktur. Türkiye’nin batısında organize sanayi bölgelerindeki kaçak elektrik oranı ve miktarı nedir? diye hiç sorgulamazlar. 

Rakamlara takla attırıp, sırf haklı görünmek adına ırkçılık yapmak yerine, Diyarbakır’ın yoksulluk haritasını çıkaran, Yoksullara elinden geldiğince yardım etmeye çalışan “Sarmaşık Yoksullukla Mücadele Derneği” gibi derneklerle ilişkiye geçerek yaşamını alt üst ettiğimiz insanlara bir yardım eli uzatsak nasıl olur? 

Göç ettirilen ve boşaltılan 4000 köyün sakinlerinin köylerine geri dönüşü için, devlet desteğinin sağlanması noktasında gerekli işlemlerin başlaması için illa da AİHM’de davaların birbiri ardına kazanılması mı gerekiyor? 

Irkçılık yaparak bu insanlardan nefret edilmesini sağlayacağımıza, bu insanlara ya burada yardım etmek zorundayız. Ya da köylerine dönüşleri için yardım eli uzatmalıyız. 



*Gazeteci İrfan Uçarın Vavriye anayla Bianet’de yaptığı röpartajından. 
**DİE’den istemem üzerine bana gönderilen 2004 yılı rakamlarına göre.