Bu oyuna son verelim

 

Anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan ve arkadaşları için referandumun-bırakın şaibeli olmasını- yüzde 50+1kişi olmasıyla ilgili bir sorunları bile yok. Yani hiçbiri, bu anayasa değişikliğinin toplumun yarısının desteğini almamış olmasını dert etmiyor. Olur böyle şeyler deyip geçiyorlar, bir oyla bile olsaydı referandumu biz kazanmış olurduk. Atı aldık Üsküdar’ı da geçtik diyorlar.

Mantıkları bu.

Oysa bu sonuç dünyanın neresinde olursa olsun bir anayasanın kabulü için yeterli değildir. Farklı görüşlerin en azından bir uzlaşmanın konusu olup toplumun tartışmasını sağlamış olmak gerekirdi. Ama, diyorum ya bu arkadaşların mantıkları ve anlayışları bu kadar. “Biz yaptık oldu”dan öte değil.

Her neyse, öyle ya da böyle geldik bu günlere. Dün Aysel Tuğluk’un annesinin ölüsüne yapılanlar geldiğimiz günlerin de nasıl günler olduğunu bizlere açık bir biçimde gösterdi. Ülkede ne kadar kaldığından kuşku duymaya başladığımız insanlığın da kutuplaştırılarak ne hale gelmiş olduğunu gördük.

Daha önceleri çeşitli defalar söyledim ve söylüyorum. Bu hükümetin, mevcut anayasal çerçeveleri çiğneyerek biçimlediği bugünkü siyasi düzen “parlamenter demokrasiyi” rafa kaldırmıştır. Bugünkü düzen baskıcı bir ara rejimdir ve gücü ellerinde bulunduranların güçlerini kullanmaktan vazgeçmeyecekleri de ortadadır. “Uzlaşı” üretmek üzere oluşturulmuş parlamentonun bu işlevinin ortadan kaldırılmış olması parlamentoyu gereksiz bir organ haline getirmiştir. Muhalefet partilerinin bugün parlamentoda olmalarının da hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur, kalmamıştır.

Bu durumda yapılması gereken, “parlamenter demokrasiyi” ortadan kaldıranlara karşı meşruiyet sağlayıcı hiçbir katkıda bulunmamaktır. O nedenle de muhalefet milletvekillerine kalan tek seçenek “sine-i millete dönmektir”. Bu hem CHP ve hem de HDP için geçerlidir. Böyle yaparak hem oyunun parçası olmaktan kurtulmak, hem “tek adam” rejiminin daha açık seçik görünür hale gelmesini sağlamak ve hem de toplumla daha fazla haşır neşir olarak toplumu 2019 seçimlerine hazırlamak bu ara rejimden tek çıkış yoludur.

CHP’nin, parti olarak, böyle bir muhalefeti götürmesinin, şu andaki liderliğini de dikkate alırsak pek mümkün olmadığı ortadadır. Ama CHP’ye gönül ve oy vermiş vatandaşların CHP’nin bugünkü “payanda” görüntüsü veren pasif tutumuna itiraz etmeleriyle oluşturabilecekleri daha cesur ve gerçekten “adaleti” dikkate alan yeni bir hareketlenme yaratabilmeleri mümkündür. Tabii ki böyle bir siyaset yalnızca CHP’ye gönül ve oy vermiş insanlarımızla değil referandumda “hayır” demiş herkesin içinde yer alacağı, sorumluluk paylaşacağı bir hareketlenme biçiminde olmalıdır.

Böyle bir siyasi hareketlenme mümkün müdür ve nasıl örgütlenebilir bilmiyorum. Ama böyle bir siyasi hareketlenme gerçekleştirilemezse Türkiye’nin daha özgür ve demokratik bir ülke olması hayaline taşıyanlar açısından 2019’un büyük bir hezimet olacağını biliyorum. Çok fazla zamanımız yok. CHP’li arkadaşlar kusura bakmasınlar ama, karşılaştığımız tehlike böyle “adalet” deyip de “karından konuşmalarla” kazanılacak bir mücadele değil. Biz onlardan, daha cesur, kararlı ve istekli olmalarını ve ilk adım olarak da partilerindeki “devletçi” duruşa karşı tavır almalarını bekliyoruz.

Gün bugündür