CHP çıtayı çok yükseğe koydu

 

CHP’nin “Adalet” yürüyüşü ilginçti. Bir itirazın ifadesi olarak “yürümek” tarihte rastlanmadık bir eylem biçimi değildi ama CHP’nin tarihinde bir ilkti. CHP nasıl böyle bir adım atabildi diye düşünürken, bu ilhamın, CHP’nin içinden çok dışından gelmiş olma olasılığının daha yüksek olduğunu düşündüm. Düşündüm çünkü CHP dışından CHP’ye öyle eleştiriler olmaktaydı ki CHP (ya da Kemal Kılıçdaroğlu) artık böyle bir adım atmak zorunda hissetti kendini. O nedenle de yürüyüşün sonunda Kılıçdaroğlu, bu yürüyüşün verdiği özgüvenle  artık CHP’nin “eski CHP” olmayacağını müjdeledi.

Tabii bu cümleler CHP konusunda ikna olması zor olan kesimlerde nasıl bir etki yarattı bilinmez ama cılız bir özeleştiri olduğu da ortada. İnsan biraz daha cesur siyasetçiler bekliyor seküler kesim adına konuşanlar da. “Evet, geçmişte şöyle şöyle şeyler yaptık ama bütün onlar doğru değildi” diyebilecek birilerini. Yine de başından sonuna kadar on binlerce insanın katılımıyla yapılan bu yürüyüşte CHP sembollerinin kullanılmamış olmasında ben, “adalete” duyarlı olan sol ve demokrat kesimler kadar bazı dindar kesimlerin eleştirilerinin de önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Bir başka biçimde söyleyecek olursak, CHP, CHP siyasetinin dışında, ona “kimlik” olarak yakın ve fakat “fikri” olarak eleştirel olan “sol ve demokrat” kesimler kadar dindar çevrelerin de etkisiyle böyle bir adım atmış  gibi görünüyor.

Bir toplantıda bir arkadaş “CHP, parti olarak kendini görünmez kıldıkça etkisi artıyor” mealinden bir cümle kurmuştu. CHP’nin kendini görünmez kılması, kendi sembollerini kullanmamak kadar kendi bildik siyasi söylemlerinden de bir ölçüde vazgeçmekle mümkün ki bu da ancak kendi dışında söylenen eleştirilere kulak vermesi anlamına geliyor.  Nitekim bu yürüyüş de sözünü ettiğim, özellikle parti dışı kesimlerde büyüyen eleştiriler kadar büyüyen “adalet” talebinin yarattığı baskıyla oluşmuş sıradışı bir yürüyüş oldu.

Ama diyebilirim ki Kılıçdaroğlu ve CHP bu yürüyüşle çıtayı çok yükseğe koydu. Öyle yükseğe ki iktidar partisinden, yürüyüşün hemen arkasından gelen meydan okuyucu sözlere cevap vermek zorlaştı. Üstelik bu durum önümüzdeki günlerde daha da zorlaşacağa benzer. Örneğin dün, Sayın Cumhurbaşkanı bir konuşmasında: "Sokaksa, sokak diyerek kendi aklınca milleti ve devleti tehdit eden bu kişi böyle bir yanlışlığa sapması halinde, asıl kendisinin sokağa çıkamaz hale geleceğini iyi bilmelidir" demiş.Doğrusu bir Cumhurbaşkanı’nın böyle bir cümleyi nasıl kurabilmiş olduğunu benim anlamam mümkün değil ama bir meydan okuma olduğu çok açık olan bu cümlelere CHP nasıl cevap verecek? Denebilir ki Gandi gibi yapıp daha barışçıl bir dil ve tavra devam etmek ve bu tür çıkışlara da cevap vermemek.

Peki bu mümkün olabilir mi? Bilmiyorum…

Türkiye, freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağıya doğru hızla ilerliyor. Siyaset eliti anlaşılması zor ve karmaşık sebeplerle uzlaşma yerine kavga üretmeye devam ediyor. Öyle ki her gün dozu daha fazla artıyor. Belki bu doz artışını tam olarak hissedemiyor olabiliriz ama dikkatli gözler bu gerçeği görüyor.

Umalım ki sağduyu hakim olsun.

Ya da umalım ki yokuş uygun bir eğimdedir ve kamyonun kendiliğinden yavaşlaması, oraya buraya vurmadan durması mümkün olsun.