Demirtaş'tan iyisini bulamazsınız!

 

Erken seçim kararı alınınca seçimlere katılamayacağı ortaya çıkan İYİ Parti'nin seçimlere katılabilmesi için CHP’nin 15 milletvekilini İYİ Parti'ye vermesi ortalığı karıştırdı. Genellikle muhaliflerin “iyi hamle” olarak değerlendirdiği bu adımın arkasından bir de “Abdullah Gül’ün adaylığı konu olunca siyasette tansiyon daha da arttı. Söz düelloları ortalığı kapladı.

“Seküler cephede” “Abdullah Gül” ismi kimilerince bir tür “kurtarıcı” olarak yankılanınca, aynı cephe içinde tepkiler de arttı. “İslami cephede” ise Gül’ün adı “hain” olarak yankılandı ve benzer biçimde tepkilere neden oldu vs.

Geldiğimiz noktadan geriye baktığımızda ilerisi için neler söyleyebiliriz? Aslında bu seçim kararıyla birlikte ortaya çıkan tablodan çıkarılabilecek en anlamlı tespitlerden biri Türkiye’de “muhafazakar” siyasetin de “seküler” siyasetin de geleneksel pozisyonlarından kurtulamamış olduklarıdır. Aralarındaki ilişkiler, benim yaş kuşağımın (1950’li doğumluların) iyice bildiği Menderes-İnönü, Demirel-Ecevit, Özal-Demirel ilişkileri gibi üretken olmayan, toplumu bir ortak kimlik etrafında değil de karşı kutuplar içinden gören çatışmacı bir siyaset ilişkisi. Bu durum bütün hızıyla bugün de devam ediyor.

Peki böylece yapısallaşmış bu siyaset ilişkisinde bugün değişen nedir? Sanırım “seküler” kesimin, kendi söyleminden, toplumu ikna etmede yetersiz kalmış olduğu kabulünden hareketle güvensizleşmesi ve “muhafazakar” siyaset içinde parlak bir “fikir” ya da parlak bir “kişi” arar hale gelmiş olmasıdır. Bu durum kendine güvensizliğin bir işareti olduğu gibi toplumu da değişmez bir toplam olarak görme yanlışıdır. Özellikle CHP böyle bir yanlışın içindedir. Ekmeleddin olayı bunun en açık kanıtıdır. Bence “Gül” meselesi de öyledir.

Haksızlık yapmak istemem. Abdullah Gül’ün Erdoğan’a benzemez yanları önemli ve değerlidir. Demokratik değerlere daha aşinadır, bunu biliyoruz. Hele hele “tek adam” yönetiminden rahatsız olduğu kendisiyle ilgili bilinen özelliklerinden biridir. Ama Abdullah Gül, şimdiye dek bu rahatsızlıklarını ancak sosyal medyada birkaç, o da fazla dikkatli bir üslupla yazılmış, mesajlardan öteye topluma taşımamıştır. Oysa bizim bu, neredeyse yüz yıla yaklaşan çatışmacı ve kimlikçi siyaset anlayışını sona erdirebilmek için toplumun önüne çıkıp da bu anlayışa meydan okuyabilecek, bu toplumun ortak bir kimlik etrafında nasıl toplanabileceği konusunda korkmadan konuşabilecek gerçek bir lidere ihtiyacımız var. Abdullah Gül, bu kişi değildir. Olabilir miydi? Tabii ki olabilirdi. Ama dediğim gibi risk alarak, Erdoğan ve onun etrafındaki İslamcı kliğe meydan okuyarak, daha özgürlükçü, daha adaletçi ve barışçı bir söylemle toplumun önüne çıkmış olsaydı, olabilirdi. Ama onun kişiliği ve ilişkileri böyle bir misyonu üstlenebilmesine uygun değil. O nedenle de olmadı…

Oysa geçen Anayasa referandumu toplumun taleplerinin değiştiğini ve başka bir siyasi anlayışa yönelmekte olduğuna dair sayısız işaretler taşıyordu. Daha önce de çeşitli kereler yazdığım gibi, referandumun bir tarafında “iktidar partisi”, devlet, medya, para ne derseniz deyin vardı, diğer tarafında ise ne söylediği anlaşılmayan, örgütsüz, medyasız ve parasız bir muhalefet vardı. Ve yarış-eğer hile yoksa- neredeyse başabaş bitti. Bu kaba bakış bile toplumun iktidar partisinden sıkıldığının yeni bir toplum hayali peşinde koştuğunun açık bir kanıtı değilse nedir ki?

Bence bu durumu CHP okuyabilseydi Abdullah Gül yerine “seküler kesim” içinden bir aday çıkararak ya da böyle bir adayı destekleyerek toplumun AKP’den sıkılmış muhafazakar kesimine de seslenebilecek yeni bir çıkışa yönelebilirdi. Ama bu da olmadı.

Aslında böyle bir aday bence Selahattin Demirtaş’tır. Toplumun böyle bir kişiye yönelebileceğini anlayanlar onu kriminalize edip hapse atmayı bir yol olarak gördüler. Ama bu durum bu gerçeği değiştiremedi. Nitekim HDP de onu aday olarak duyurdu.

Seçimlerin sonuçlarını şimdiden bilemeyiz. Ama kafaları ve ruhları karışmış toplumumuzun, çatışma ve kutuplaşma yerine, özgürlük, adalet ve barış öneren, böyle bir toplum hayalini seslendiren Demirtaş’ın toplumumuzun ihtiyaç duyduğu lider olduğu ortada. Eminim ki bu seçimler bunun da kanıtlanacağı seçimler olacak…