Sanmayın ki aptalız!

 

 

Kaybettiğimiz kimliğimizi arıyoruz. Gerçekten vardı da mı kaybettik dersiniz. Sanmıyorum. Daha henüz inşa edemeden kaybettiğimiz bir şeyler var ama buna da tüm topluma ait bir kimlik demek doğru değil. Kaybettiğimiz kimliğimizi arıyoruz ama bunun böyle vurdulu kırdılı olması gerekmezdi. Bu kimlik inşasını daha barışçıl yollardan yapabilirdik. Örneğin bu inşaada en önemli sayılabilecek “anayasa” meselesini böyle yüzde 50, yüzde 50 değil de toplumun tamamının destekleyeceği bir etkililikte yapabilirdik. Ama olmadı, özellikle geçmişin bu topraklarda en etkili kimliği olan İslam kimliğinin bu temsilcilerinin ne çapı ve ne de kıraatı buna yetmedi. Bence her şeyi eline gözüne bulaştırdılar ve bulaştırmaya da devam ediyorlar.

Alın şu Fettullah Gülen örgütü meselesini. Ülkenin ikinci büyük kimliği olan “seküler” ya da “laik” kimlik mensuplarının böyle bir örgüte takılabilme ihtimali yüzde kaç olabilir? Özellikle, doğruluğu tartışılabilir ama pozitivist bir eğitimden geçmiş, ancak Cuma’dan Cuma’ya alnı secdeye değen bu kesimin, Allah’la konuştuğunu söyleyen birisine prim vermesi onun peşinden koşması yüzde kaç olasılıklı bir durum olabilir? Ahmet Şık’ın Cumhuriyet davasında "Cumhuriyet'te aradığınız çete, siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor" demesi de bu nedenle İslami kesimin iktidardaki kadrolarına “Bunlar sizin arkadaşlarınız, biz onları nereden tanıyalım da örgütlerine katılmış olalım” anlamında haklı bir itirazdı.

Sahiden bu FETÖ davalarında bu kadrolardan neden insanlar yok? Sıradan insanlardan söz etmiyorum. Bakanlardan, milletvekillerinden söz ediyorum. Gülen’le boy boy resimleri olan, yemeklerde, törenlerde yanında görünmek üzere birbirleriyle yarışa giren siyasiler -AKP’li siyasiler- önünde ceketlerini ilikleyenler neredeler? Hatta Sayın Cumhurbaşkanı? Yanlış yaptığını, kandırıldığını ve affedilmesi gerektiğini söylemesi hukuk karşısında ne ölçüde yeterli? En azından bunca yakınlıktan sonra tanıklıkları bile yararlı olmaz mıydı mahkemelere bu örgütün toplumdan tümüyle temizlenmesi için?

Kimse kusura bakmasın ama biz de “salak” değiliz! Bize anlatılanların (ya da anlatılmayanların) bu konuda bir kanaat geliştirmek için illa gerekli olduğu gibi bir konu da yok. “Kör gözün parmağına!” diye bir laf var bu ülkenin kültüründe. 15 Temmuz darbesinin gelmekte olduğu önceden görülmüyor olabilir miydi? Bence görülüyordu ve bu konuda ilk uyanan da Sayın Cumhurbaşkanı’nın kendisi oldu. Bildiğiniz hikaye tekrar etmeye gerek yok.

Şimdi iktidar partisinin yetkililerine bakıyorum da- tabii başta Sayın Cumhurbaşkanı’na- FETÖ konusunda bu kadar ısrarlı, kesin ve sert demeçler vermelerine bakarak şaşırıyorum. Bazı kişilerin ihtimaliyet hesaplarına girmesi bile sorun olabilecek derecede düşük olasılıklarla FETÖ ile ilişkilendirilmeye çalışılmalarına, örneğin Cumhuriyet yazarları gibi, ya da Şahin Alpay, Murat Aksoy, Altan kardeşler gibi… Üstelik de bunu yürümekte olan davalar üzerine devlet ve siyaset adamlarının konuşmaması gerektiği kuralını çiğnemeyi göze alarak yapmalarına bakarak şaşırıyorum…

Peki ama neden?

Sanırım bu durumun basit bir açıklaması var: suçluluk duygusu. Sadece suçluluk duygusu… Çünkü FETÖ denilen organizasyon devlet tarafından önceden bilinmesi gerekirdi, bu bir. İkincisi ise, 250 insanımızın ölümüyle sonuçlanmış darbe girişimi önlenebilirdi. Bugün iktidarda bulunan İslamcı siyaset kadroları bunları yapamadıklarından dolayı başarısız oldular. Sıkıntıları da, öfkeleri de toplumu kutuplaşmaya devam etmeleri de ondan. Tabii İslami kesimlerin hepsi bunlardan ibaret değil. Kuşkusuz vicdanlı, demokrat ve duyarlı çok sayıda insan da var aralarında.

Sanmayın ki aptalız! Her şey gözlerimizin önünde oldu. Belki hala bilmediklerimiz var ama hikayenin ana fikrini biliyoruz.

Tartışmayı da çok isterdik. Ama…