Ayak Takımı Meselesi

 Erol Özkoray - 06/06/2011 12:16:33 (418 okunma)

Ayak Takımı Meselesi

Ayak takımı önemli bir tanımlamadır. Naziler için kullanıldı, faşistler için de, hatta İranlı mollalar için bile... Üç örnek totalitarizmlerle bu kelimenin uyuştuğunu bize gösteriyor. Kelimenin, Faşizm'le doğrudan bir bağlantısı olduğu çok açık. Bazıları hadlerini aşarak, örneğin işçi sınıfını, emekçileri, sendikacıları ve yurttaşları kastederek “ayaklar baş olmaz” diye bu kelimeyi asıl anlamından saptırmaya da çalışırlar. Deyimin bu şekilde kullanılması tabii ki cahilliğin kanıtıdır. Ama, kullanan da faşizmden besleniyor demektir. Zamanı geldiğinde muhatabına, halklar tokat gibi bu hakaretin cevabını verirler. Özellikle bu vakada, “cehalet, insanı ayak takımı yapar mı?” sorusunu da sormak gerekiyor. Evet, yapar.

CEHALET, AYAK TAKIMI VE FAŞİZM

Mesela “entelektüeller bizi ilgilendirmiyor!” diyen bir kişi, sadece cahil olarak mı tanımlanır, yoksa doğrudan ayak takımı statüsüne de girer mi? Entelektüeli olmayan (onları yok eden), entelektüeline güvenmeyen ülkelerin sonları felakettir. Çünkü o tür ülkelerde, entelektüellerin asli işi olan kılavuzluğu, kargalar yaparlar. Karganın kılavuzlugundaki ülkeler de iflah olmazlar. Dünya tarihi bize böyle söylüyor. Böylesine vahim bir zırvanın cehaletten kaynaklandığı ortada. Bu durumda, cehaletle ayak takımı ve faşizm arasında doğrudan bir bağ var mı? Evet, var. 

Entelektüele, fikre, düşünceye, kültüre, sanata düşman birisini tanımlamak için tek sıfat vardır: Faşist! (bu kavramı çekinmeden kullanın, çünkü referans tanımlamadır, belli durumların anlatılması için şart ve elzemdir).

Ayak takımı sözünü ilk kez Şahpur Bahtiyar'dan duymuştum. Mollaları kastederek şöyle demişti; “İran'da ayak takımı iktidar oldu”. Bahtiyar'ı çok severdim. Bir kere herhalde dünya siyaset tarihinde böylesine yanlış anlaşılan başka bir kişi olmadığı için. Sen gel Şah'ın hapishanelerinde altı yıl yat, sonra son bir şans olarak İran'a parlamenter demokrasiyi getirebilmek ve ülkeyi yeşil faşizme teslim etmemek için başbakan ol, bir ay sonra da İran'ı terk etmek zorunda kal. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de Humeyni'nin ayak takımı tarafından Paris'te katle uğra. Hem de 10 yıl arayla iki suikast girişimi sonunda... 

“KÜLTÜR SÖZÜNÜ DUYUNCA SİLAHIMI ÇIKARTIRIM!”

İkinci olarak ise Bahtiyar, daha gençlik yıllarında bütün totalitarizmlere karşıydı, bir entelektüeldi de. Üstelik sözde değil... Bahtiyar hem cumhuriyetçilerin safında Franco'ya, hem de Fransız ordusunda Nazilere karşı savaşmış müthiş bir eylem adamıydı. Bahtiyar'ın Sorbonne'dan hukuk ve felsefe lisansı ile siyasal bilimler doktorası vardı. Tabii entelektüel olması dinciler için büyük bir tehdit de oluşturuyordu. Ayak takımı (Naziler, faşistler, İslamcılar) entelektüellerden nefret eder (Nazi Baldur von Schirach'ın sözü meşhurdur: “Kültür kelimesini duyunca, silahımı çıkartırım!”). Tabii biz entelektüeller de onlardan... İnsanın celladını sevmesi için ağır mazoşist olması lazım! Adam ülkesine demokratik bir çıkış yolu bulmak için, o dönemde bir siyasi intihar olan başbakanlığı kabul edip, başarılı olamadığı için artık yurtdışına yerleşmisken, bu kin ne kadar da inanılmaz. Ama Umberto Eco'nun da söylediği gibi “entelektüeller vahşi hoşgörüsüzlükle mücadele edemezler, çünkü düşüncesi olmayan salt hayvanlık karşısında, düşünce silahsızdır” (Türkiyelilerin kulağına küpe!). 

Bugün İranlılar ayak takımından kurtulmak için direniyorlar. Tabii totalitarizmden bugünden yarına kurtulunmuyor. O dönemde başbakan olarak siyaseten intihar eden Bahtiyar'ın ne kadar haklı olduğu bugün ortada. Ayak takımı bir kere iktidarı eline geçirince, bunları düşürmek için iç ayaklanmalar bile yetmiyor, dış savaş gerekiyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü başka bir ayak takımı iktidarı, yani Nazizm, ayak takımının hakim olduğu ülkelerde muhalefet yok edildiği için, ancak savaşla iktidardan def edilebildi. Yoksa Almanya'da Nazizm onyıllar boyunca iktidarda kalırdı. 

“AKLIN, AYAK TAKIMI ÜZERİNDE HİÇBİR ETKİSİ OLMAZ”

Nazizm deyince buradan Hannah Arendt'e geçelim... Ayak takımı kelimesini siyasete ilk uyarlayan ve “Totalitarizm” adlı dev eserinde bunu ilk kullanan Arendt oldu. Bu kitabı 1975 yılında okumuştum, ama o dönemde atlamışım. Gençlik ve tecrübesizlik. Son 10 yıldır totalitarizmle çok uğraştığım için yeniden okuduğumda, bu kez kelimeyi yakaladım. Ayak takımı aslında Fransızca bir kelime olan “populace”ın tercümesidir. Halk ise Fransızcada “peuple” demektir. Halk kelimesi bir demokraside olumlu hangi anlamlara geliyorsa, ayak takımı da (yani “populace”) bunun zıttı olan her şeyi içerir. Hannah Arendt, Naziler için şöyle der: “Ayak takımının arzusu, kendini yok etme pahasına da olsa, tarihe geçmekti”. Arendt eserinde ayak takımını sosyolojik bir olgu olarak da işler.

Jean Racine, ayak takımı için şunları söyler: “Aklın, ayak takımı üzerinde hiçbir etkisi olmaz”. Voltaire ise ayak takımını şu sözlerle tanımlar: “Ayak takımı akıl yürütmeye kalkınca, her şey biter”. Böylesine acı gerçeklerden sonra, bir umut vermesi ve mücadele alanı yaratması için sözü Victor Hugo'ya bırakalım: “Ayak takımı sadece kargaşa çıkartabilir. Devrim yapmak için halk gerekir!”

Racine'den Voltaire'e, Hugo'dan Arendt'e, Bahtiyar'dan Eco'ya kadar bütün büyük üstadlar, ayak takımının nasıl büyük bir bela ve acilen kurtulunması gereken büyük bir patoloji olduğunu yazmışlar, düşünmüsler, buna çözümler üretmişler.

Son söz olarak: Ayak takımı ile halk biribirine karıştırılmaz. Birbirlerinin anti-tezidir. Ama, seçim kazanmak ve iktidar olmak için ayak takımı, halkı manipüle edebilir.

Tanrı bizleri ulusal ve dinci soslu ayak takımından korusun!