Darbelere karşı tek çözüm: Profesyonel Ordu

Erol Özkoray - 01/03/2010 11:27:18 (399 okunma)




Darbelere karşı tek çözüm: Profesyonel Ordu

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bugüne kadar ülkede toplam olarak 38 darbe girişiminde bulundu, darbe planı yaptı, darbe gerçekleştirdi, muhtıra verdi, e-darbeyi icat etti, hatta post-modern darbeyi bile yarattı. Başarılı (tabii onların açısından), ya da başarısız olmuş, planlanmış ama uygulan(a)mamış darbe sayısı açısından bakılırsa, dünyada TSK’nın yanına bile yaklaşmak mümkün değil. Üstelik biz 38 rakamını telaffuz ederken sadece bildiklerimizden bahsediyoruz. Ya bilmediklerimiz? Ortaya inanması daha da güç bir sayının çıkacağından hiç endişeniz olmasın; çünkü TSK’nın Genelkurmay’ı, özellikle de İslamcı hükümet kurulduğu 2002 tarihinden bugüne kadar geçen 8 yıllık süre içinde her gün darbeyi düşündü, planlar üretti ve bu yazıyı okuduğunuz şu an bile yeni darbe planları hazırlamakla meşgul. Rekor darbe rakamlarının yanı sıra, darbe kültürünün zenginliği açısından bakarsak, dünyada TSK ile yarışabilecek yine başka bir ordu yok. İki darbe konseptinin patenti bile TSK’ya ait: Post-modern darbe ve e-darbe. Dünyada demokratik ülkeler hariç (orada bile ordular bazen sapıtabilirler; 1968 Mayıs krizinde Fransa’da az kalsın Devlet Baskanı Charles de Gaulle orduya darbe yaptırıyordu) ordular genelde darbecidir ama, böylesine büyük uzmanlık kazanmış, darbe uygulamalarında çeşitliliğe gitmiş, darbe yöntemlerinde patenti kendine ait olan başka ordu yoktur. 700 yıllık geçmişi ve tarihi olan bu büyük ülke her konuda nal mı toplayacak ve sonuncu mu olacak? Tabii ki hayır! Darbeler konusunda ülkemiz bir numaradır. TSK çok özen gösterdiği ve cimri olduğu bu konuda dünyada birinciliği kimseye kaptırmaz!

TSK LAĞVEDİLMELİ

TSK lağvedilince tabii ki bir ordu olacak; ama bu darbeci, ırkçı, faşist değil, sivil hükümetlere bağlı, demokrasiye saygılı, sayıca daha orta halli, ama teknolojik olarak güçlü ve –burası çok önemli- profesyonel bir ordu olacak. Ordunun profesyonel olması zorunlu askerliğin de kalkmasını beraberinde getiriyor. Orduya sadece meslek olarak askerliği seçenler girecek. Bu ülkeye bu kadar çektirdikten, darbelerle yüzbinlerce insanımızı işkencelerden geçirdikten, seçilmiş Başbakanı astıktan, 1977 yılından (Kanlı 1 Mayıs’tan) beri ülkede her türlü kaosu yarattıktan, kısaca bu ülkedeki siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel dokuyu mahvettikten sonra, şimdi bedel ödeme sırası onlara geldi. Orduyu ve askerliği sevenler bu işi yapsın. Bakalım gönüllü kaç kişi bulacaklar göreceğiz. Askerliği çekici kılmak ve gençleri ikna etmek için göbekleri çatlayacak. Amerika’da ordu asker bulmak için nasıl yırtınıyor? Şimdi sıra Türkiye’de olmalı. Yani beni öyle 3-5 generalin, ordu komutanının tutuklanması kesmiyor artık. Gözaltına alınacaksa ve tutuklanacaksa zaten bütün apoletlilerin aynı muameleyi görmesi lazım; çünkü Genelkurmay başkanlarına kadar hepsi suçlu. TSK yaptıklarının karşılığında ciddi bedel ödemeli ve bu ülkenin önü artık demokrasiyle birlikte açılmalı. Kısaca, bu kurum artık tamamen amacı dışına çıktığı, kuruluş felsefesini bütünüyle unutup her şeyi dejenere ettiği, ülke ve halkın aleyhine çalıştığı, sürekli kendi iktidarı ve çıkarı peşinde koştuğu, şizofreniden paranoyaya varan patolojisini tedavi etmek imkansız olduğu için lağvedilmeli. Yeni ordu demokratik temeller üzerine yeniden yapılandırılmalı.

Aslında artık ordulara, bayraklara, marşlara, sınırlara, gümrüklere filan da gerek yok. Ulus devletler ortadan kalktıkça, dünya da bu noktaya gitmek zorunda. Bu kadar savaştan sonra, aslında bunların bugün yaygın bir şekilde uygulanıyor olması gerekirdi. Ama her şeye rağmen Avrupa Birliği’nde (AB) bu yöne doğru bir gidiş var. AB demek, ulus devletlerin zayıflaması ve zaman içinde yok olmaları demek. Biz de o coğrafyaya ait olduğumuza göre… AB ülkeleri arasında sınırlar kalktı, AB ortak marş kullanıyor, ortak para geçerli, bayrak da ortak. Buradaki marş ve bayrak tabii ki folklorik. Ülkelerin alışkanlıkları da kolay kolay geçmiyor; ama bir Fransa bile profesyonel orduya geçti. Beş yıldır Fransa’da askerlik sadece bir gün yapılıyor. Sabah evden çıkıyorsunuz, aynı gün mesai bitiminde dönüyorsunuz ve askerlik bitiyor. Tren biletinizi onlar veriyor, bir-iki konferansın ardından öğle yemeği ve sivil kıyafetlerinizi bile çıkartmadan askerlik sona ermiş oluyor. Bir süre sonra AB’nin ortak ordusu olacak. Bu da kaçınılmaz. Barış kulübünün ordusu da savaşmak için değil, kendini ve diğer toplumları savaşlar ile soykırımlardan korumak için görev yapacak. Bunun ilk çarpıcı örneğini de Makedonya’da iç savaşı ve muhtemel bir soykırımı önleyerek yaptı. Dramatik Bosna fiyaskosunun (Bosna Soykırımı) ardından, Kosova’da soykırımın sınırından dönerek dersini çalışan AB, sonunda Makedonya’da sınıfı geçti.

Asıl sorun şu: Biz bu TSK ile ne yapacağız? Bu kuruma, bu darbeci haliyle daha ne kadar tahammül edeceğiz? Ülke olarak, bütçeyi de inanılmaz ölçülerde talan eden bu organizasyona (Batılı bağımsız kaynaklara göre bütçenin %30’u) nereye kadar katlanacağız? Bu üç soru yaşamsal önemde; çünkü bu kurum Türkiye’nin, bizlerin, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini çalıyor.

Öyle bir ahtapotla karşı karşıyayız ki kolları her tarafa uzanıyor: 1982 Anayasası ile rejime ve devlete; Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ile iktidara; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile ülke yönetimine; Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) ile rejimin kalbine ve en son OYAK ile ekonomiye… Bu arada elde ettiği yukardaki devasa güçlerin yanında, ikinci derecede önemli olan yan örgütlerini, ya da istediği zaman kullandığı kurumları saymıyorum bile. Kaldı ki o kurumlar parti bile kapatabiliyor, ya da istediği an arzuladığı yönde kamuoyu oluşturuyor. TSK’dan kurtulmak ve bu orduyu normalleştirmek, yukarda sıralanan anormalliklerin de sona ermesi anlamına geliyor.

İÇ DÜŞMAN PARANOYASI

Aslında her şey, iç düşmanla başladı ve her şey gelip iç düşmana dayanıyor. TSK’nın bugün hastalıklı bir yapıya dönüşmesi, toplumu patolojik olarak okuması, sürekli faşist toplum modellerinin peşinde koşmasının altında yatan temel neden iç düşman konusudur. TSK’yı yönlendiren ana unsur iç düşmandır. Stratejisini ve ideolojisini iç düşmanın belirlediği bir ordu da darbecidir. Bu iç düşman saplantısı ile hemen bütün halkı gerçek ve potansiyel düşman olarak gördüğü ve bu durum hastalıklı bir takıntıya dönüştüğü için, sonunda halkın önemli bir bölümü de TSK’ya düşman oldu. Zaten onun için tam kestiremiyorlar ve açık darbe yapamıyorlar. Halkın kendilerine düşmanlığının hangi boyutta olduğunun farkında değiller; hâlâ halkı kurtarma iddiasındalar; fakat Türkiyelilerin ana gündemi asıl TSK dan kurtulmak; çünkü ancak bu yolla demokrasi yolu açılacak, refah gelecek ve AB üyesi olunacak. TSK Totaliter Rejim’le demokrasiyi engelliyor, anormal silahlanarak ülkede refahı önlüyor ve iktidarını korumak için de AB Projesini sabote ediyor. 

Bu iç düşman belasından ülkesini, müthiş bir politika uygulayarak kurtaran sosyalist Başbakan Felipe Gonzales oldu. 40 yıl süren Franco diktasıaltında ezilen İspanya’da ordunun en önemli özelliği iç düşmanla mücadele etmesiydi. Bu öylesine vahim bir paranoyadır ki sonunda bütün halkınız iç düşman statüsüne geçer. Türkiye’de de böyle olmuştur ve her dönem iç düşmanlar değişmiştir. Önce solcu gençler (ki onlara anarşist dediler), daha sonra Kürtler, şimdi İslamcılar ve AB yanlıları. Aslında bu son dörtlü hala iç düşmandır. İç düşman yakında Tekel işçileri olursa hiç şaşırmayın; ardından sübvansiyonlar kesilirse ve traktörleri ile sokağa çıkarlarsa köylüler de iç düşman olacaktır; memurlar gelirleri sürekli düştüğü ve başkaldırmaya meyilli olduklarından ciddi bir iç düşman adayıdır. Haklarını aramaya başlayan Aleviler de yakında iç düşman olarak ilan edilebilirler. Kısaca iç düşmanın sonu yoktur ve her iç düşman bunların asker kafasına göre darbe nedenidir. İşte onun için Gonzales orduyu profesyonelleştirdi ve ülkesini bu iç düşman denen faşizme payanda olan beladan kurtardı. Gonzales, İspanya’nın sadece dış düşmanı olabilir (o da eğer hakikaten varsa) ve ordunun görevi de dış düşmana karşı ülkeyi savunmaktır dedi ve belayı defetti. Türkiye’nin, bizim gibi faşizmden çok çekmiş olan, İspanya modelini alıp birebir uygulaması lazım. Faşizmden kurtuluşun, dolayısı ile demokrasiye geçişin yolu İspanya örneğinden geçiyor. İşi profesyonel siyaset olanların, hemen bugünden İspanya dosyasını çalışması, Felipe’nin politikalarını yutması ve bunları uygulamak için partilerini etkilemeleri gerekiyor. 

Şimdi Türkiye’ye İspanya’daki gibi bir siyasi tavır ve siyasi irade lazım. Bunun yolu da orduya açıkça tavır almaktan geçer. Bu yolun sonunda gerçek demokrasi ve AB üyeliği bulunmaktadır diye de kamuoyunu oluşturmak ayrıca şarttır. Çeyrek politikalar, yarım formüller, hedef gizlemeler, sinsi mizansenlerle hiçbir şey olmaz. Üstelik bu devasa iktidar sorunu sadece yargı ile de çözülmez. Yargı sivrisineklerle uğraşır, bataklığı siyasetçi ve devlet adamı kurutur. Yani bugünkü durum aynen sürerse, ne demokrasi gelir, ne AB üyeliği gerçekleşir, ne de ordunun iktidarı sona erer.

DEMOKRASİYE İNANAN SİYASETÇİ VE DEVLET ADAMI ÇÖZER

Öyle bir ordu karşısındayız ki, asıl işi siyaset olduğu ve bir siyasi parti gibi davrandığı için, ülkeyi dış düşmanlara karşı koruması gerektiğini unuttu. Tabii sabah akşam darbe düşünüp siyaset yaptığı için, varlık nedeni olan savaşmayı da unutmuş oldu. Kurtuluş Savaşı’ndan beri TSK tek savaş yaptı: Kıbrıs Savaşı. O savaşta kendi jetleriyle, kendi savaş gemisini batıran bir ordunun savaşma kabiliyetinin ne düzeyde olduğunu artık tahmin edin. Onun için umarım İran Krizi bölgesel bir savaşa dönüşmez; çünkü TSK bu nitelikleri ile herhangi bir savaş yapamaz.

Şimdi hangi birine yanalım? Vergilerimizle anormal silahlanan ve böylelikle halkımızın hayat seviyesini düşüren (ülkede sağlık, eğitim ve sosyal adaletin çökme nedeni ordunun aşırı silahlanmasıdır) bu ordu dış düşmana karşı doğru dürüst savaşmayı bile bilmiyor; yine vergilerimizle beslediklerimiz hergün bize karşı komplo üretip hem darbe ile canımıza okuma planları yapıyor, böylelikle hem demokrasiyi engelliyor, hem de ülkenin tek ulusal projesi olan AB üyeliğini bloke ediyor. Bu durumun aynen sürmesi toplumumuzu hem hasta eder (zaten nörotik bir toplum olduk), hem de yukarda sayılan belalardan zevk aldığımız anlamına geleceği için mazoşist olmamıza yol açar.

Daha önce de yazdım ve söyledim; entelektüeller bir toplumun süpabıdır, sorunları tespit ederler, yol gösterirler, çözüm üretirler ve yolu açarlar. Bizler öneririz. TSK’nın lağvedilmesi ve yerine profesyonel ordunun kurulması çok ciddi bir öneridir. Siviller ile askerler arasındaki iktidar sorununu radikal bir biçimde çözer. Bunu değerlendirecek olan demokrasi kültürünü içselleştirmiş, gerçek siyasetçiler ve devlet adamlarıdır. Bugünkü problematik bu nitelikteki insanların hem yönetimde olmamaları, hem de ortada pek görünmemeleridir. Bu iki niteliğe sahip insanlar iktidara geldiğinde (siyasetçi ve devlet adamı) ordu sorunu çözülmüş olacak ve Türkiye düzlüğe çıkacaktır.