Erdoğan son solcuyu da temizledi

 Erdoğan son solcuyu da temizledi

Ertuğrul Günay'ı CHP'den tanırım ve severim. Dost sayılırız, pek sıklıkla görüşmesek de. Her ikimiz de oldukça saf bir biçimde, CHP adındaki faşist partiyi sosyalizme çekmek gibi sonu gelmeyen bir misyona soyunmuştuk. Beraber de çalıştık, görüş alışverişinde bulunduk. Ben 2002'de bu partinin iflah olamayacağını nihayet anlayınca profesyonel anlamda Türk siyaseti ile ilişkimi tamamen kesme kararı aldım (tabii bu siyaset yapmadığım anlamına gelmiyor), o da 2007'de sürpriz bir biçimde AKP'den milletvekili seçilerek akabinde Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Bati normlarında ileri bir sosyalist ve sosyal demokrat olan Günay'ın bu seçimi solculara çok tuhaf geldi ve hemen mahkum edildi. Ama ben onlardan değildim. Benim için parti değil oradaki sahsın nitelikleri önemliydi. Zaten parti olarak bakarsak daha ilk günden AKP'yi tarihin çöplüğüne gömmüştüm. Bugün de bu parti ile ilgili görüşüm değişmedi ve 2002 de Libération gazetesine yazmış olduğum yazı da birebir doğrulandı. Ben hayatımı AKP diye bir fenomen yokmuş gibi sürdürüyorum, tabii her faşist uygulamada yurttaşlardan yana tavır alarak.

Erdoğan nasıl solcuları hiç takmıyor, onlar yokmuş gibi davranıyor ve canlarına okuyorsa, ben de en tabii hakkım olarak bu adamı on yıldır hiç takmadım, ses tonunu bile bilmem. Tabii siyaset yaptığımız için (yazı yazmak, kitap yayınlamak, konferans vermek, önemli gündemlerde yer almak gibi) haliyle demeçlerini bağımsız internet ortamında takip ettim. Arkadaşlarım hep, “sokak diliyle siyaset yapıyor”, “konuşması mahalle bıçkını gibi” diyerek bana hakkında bilgiler verdiği için stilini biliyorum, yoksa o dahil hiçbir AKP'linin sesini on yıldır duymadım. Nöronları korumanın en iyi yolu. Ama Günay'ın sesini bilirim konuştuğumuz için. Ben Günay'ı da anlıyorum: Sen kendindeki kapasite, seviyen, birikimin ve pozitif hırsınla ait olduğun siyasi ailede (solda) linç ediliyorsun ve elindeki kozları kamu yararına uygulayamıyorsun, yani siyasi sorumlu olamıyorsun, o zaman haliyle ülkede iz bırakabilmek için takkeyi önüne koyup düşünüyorsun. “Ülkeye nasıl faydalı olabilirim, fikirlerimi en kısa yoldan nasıl uygulamaya koyarım?” diye. Hayat kısa, zaman da akıp gidiyor. Benim Günay'la ilgili değerlendirmemin kriterleri bunlar ve bu kadar da basit görüyorum olayı. Çünkü sekter değilim, bütün o yavru Stalinciler gibi! O açıdan Günay'ın bakanlığı beni hiç rahatsız etmedi ve ona hep sempati ile baktım. Zaten son on yıldır BDP'liler ve CHP'li Hüseyin Aygün gibi diğer siyasiler olmak üzere, sempati ile baktığım tek AKP'li de o oldu. Diğerlerini muhatap bile almak zaten mümkün değil.

Ama Günay'ın gönderilmesi şunu kanıtladı: Erdoğan'ın iflah olmaz bir solcu düşmanı olduğunu! Nesli gitgide tükenmekte olan yakın bir gazeteci dostum daha geçtiğimiz gün bana, bu adamın nasıl soldan ve solculardan nefret ettiğini örnekleri ile anlattı. Bu nefretin 12 Eylül rejiminin aktörlerinin nefreti ile bile yarışabileceğini çok güzel kanıtladı. Bu nefretin nedenini o da bilmiyor, ben de bilmiyorum. Bir zahmet anlatsa da biz de anlasak. Ama ortada bir nefret olduğu çok açık. Siyasette nefret de ancak faşistlerde görülen bir patolojidir. Rejimin artık “yeşil faşist” olması da bunun en somut kanıtı. Parlamentosuna da bakınca BDP hariç, zaten bütün partiler Faşizm'den, Nazizm'den, ırkçılıktan, aşırı milliyetçilikten ve siyasi İslam’dan besleniyorlar. Kahverengiden, siyaha, oradan da yeşile kadar faşizmin bütün tonları maşallah TBMM'de mevcut. İşte, böyle bir ortamda Ertuğrul Günay da partinin yetkili son solcusu olarak patronu tarafından temizlendi. Değişik olana tahammülsüz olmanın varabileceği son nokta olarak patron (ya da Padişah, Duce, Führer), partisini tek tip hale getirdi. Toplumu önümüzdeki günlerde ne tür belaların beklediğinin göstergesi olarak bu durum birçok şeyi tabii ki ele de veriyor.

Türkiye'nin 1993, 1994 ve 1997/1998 yıllarında turizm tanıtımını Avrupa'da şirketimle yapmış bir kişi olarak, bakanlığı yakından tanırım. İlk kez benim kampanya yaptığım dönemde, 1997 yılında, Türkiye'ye gelen turist sayısı hedeflenen 10 milyon kişiye ulaşmıştı. Ardından bu bakanlıktaki büyük yolsuzluk nedeniyle görev şirketimden alınınca, rakam düşmüş ve ancak 2000 yılında, o da aradan üç yıl geçtikten sonra yine 10 milyon turiste ulaşılabilmişti. Ben de 1998'de, bakanlığa karşı Paris'te TC tarihinde bir ilk olan davayı açmıştım (Cumhuriyet tarihinde yurtdışında TC'ye karşı açılmış olan ilk ve son ticari dava). Bu arada 2007'de Ertuğrul Günay'ın bakan olması ile birlikte ülkeye gelen turist sayısı bugün neredeyse 30 milyona kadar ulaştı. Bu inanılmaz, çok büyük bir basarıdır. Benim dava ise tam 12 yıl sürdü ve Aralık 2010'da bitti. Günay'dan önce hiçbir bakan (toplam altı adet) mahkeme kararlarını uygulamadı. Bu dava (40 kadar dava ve hukuki prosedürden oluşmuştu) aynı matruşka bebekler gibi içinden dava çıka çıka bitmek bilmedi. Ara kararları da hiçbir turizm bakanı kaale bile almadı. Bu dava ayrıca Genelkurmay ve Doğan Grubu dahil Türkiye'nin o dönemde en güçlü kurumlarını da işin içine soktu. Bu iki kurum beni linç etme kararını alarak uyguladılar (Hrant Dink'ten önceki ilk linç). Alacak davası tam bir yolsuzluk davasına dönüştü. Kazanılan ana dava, yan davalar, lehime ara kararlar, temyiz ve en sonunda Yargıtay kararlarından sonra bir birey olarak devlete karşı zaferimi ilan ettim. Bir hukuk adamı olarak Ertuğrul Günay (kendisi meslekten avukattır) ayni zamanda bir devlet adamı olduğunu da kanıtladı ve mahkeme kararlarını aynen uyguladı. Sadece bu olay bile (bu davanın kitabini da hazırlıyorum) Günay'ın diğerleriyle kıyaslandığında kalitesini gösteriyor.

AKP'deki son solcu olarak Günay bundan sonra ne yapar? Bence siyasette misyonuna ulaştığı ve altı yıl boyunca siyasi sorumlu olarak alanında iz bıraktığı için orada, İslamcıların içinde yapacağı fazla bir şey kalmadı. Ama artık ciddi ihtiyacımız olan yeni bir sol parti ve oluşumda onun da yeri vardır ve olmalıdır. Bu ülkede sinsi faşizme ve sinsi totalitarizme bir son vermek için bütün solculara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Yoksa Başkanlık seçimiyle birlikte açık faşizme bir adım kaldı!