Ermeni Soykırımı: Yalanın sonu

n Erol Özkoray - 23/12/2011 2:51:22 (774 okunma)



Ermeni Soykırımı: Yalanın sonu

Konuya işin anayasası ile başlayalım. Birincisi, gazetecinin işi bir devletin âlî çıkarlarını korumak değildir. Bu, devlet adamları ve seçilmiş siyasetçilerin işidir. Gazeteci, her türlü iktidar odağını sorgulamak ve onlarla arasına ciddi mesafe koymak zorundadır. Bu misyonunu gerçekleştirirken gazetecinin yalanla, tahrifatla, dezenformasyonla bir işi olmaz. Onun için ABD’deWashington Post, Watergate skandalını su yüzüne çıkararak Başkan Nixon’ın istifasına neden oldu; ya da BBC, Falkland Savaşı’nda Başbakan Thatcher’e kafa tutabildi. 

İkincisi, soykırım inkarcılığı ifade özgürlüğüne girmez, kısaca bu patoloji, bir fikir, görüş ya da kanaat olarak algılanmaz, çünkü ırkçı nefrete teşvik eder. 

Üçüncüsü ise, Ermeni Soykırımı’nın tarihçiler tarafından bile tartışılması abesle iştigaldir, saçmadır (zaten resmi tarihçilerin dışında hangi saygın tarihçi bunu tartışmak istiyor ki!), çünkü olmuştur ve 3.000 yıldır bu topraklarda yaşayan koskoca bir halk yok edilmiştir. Ermeni Soykırımı’nı tartışmak, Fransız Devrimi oldu mu? Yoksa olmadı mı? diye tartışmakla aynıdır. 

Şimdi Fransa Millet Meclisi tarafından bütün soykırımları içeren ve bunları reddedenlerle ilgili ceza yasasının onaylanmasına geçebiliriz. Senatoda oylanarak kanunlaşacak olan yasaya göre, örneğin Ermeni Soykırımı’nı reddedenler 1 yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezasına çarptırılacaklar. Önce Fransa’nın soykırım inkârcılığı konusunda 32 yıldır hangi siyasi ve hukuki süreçlerden geçtiğini de bir görelim.

SOYKIRIM İNKARCILIĞI: SUÇA ÇAĞRI

Şimdi yine başa ifade özgürlüğü konusuna geri dönelim. İfade özgürlüğü, belli bir siyasi topluluğun demokratik olarak nitelendirilebilmesi için en önemli üç ilkeden biridir. İfade özgürlüğü hakkı ötekiler gibi bir özgürlük de değildir. O, özgürlüklerin anasıdır. Ne kurallaştırma, ne de istisna tanıyan bir özgürlüktür. Hiç şüphesiz insanın ölümü göze alabildiği yegâne özgürlüklerden biridir. Yalnız bir konu vardır ki ‘ifade özgürlüğü’ne girmez: Soykırımları inkâr etmek. İnkârcılık terimi, 1979 yılında Yahudi Soykırımı Shoah’nın gerçekliğini yadsımayı hedefleyen ideolojiyi tanımlamak üzere dayatıcı bir biçimde ortaya çıktı. Başını Prof. Robert Faurisson’un çektiği inkârcı tezler hiçbir ciddi argümana dayanmadıklarından, ötekinden nefrete endeksli olduklarından, sözde tarihî kılıklar altında ırkçı nefrete teşvikin yeni bir çeşidinden başka bir şey oluşturmadıklarından, sağlıklı yapısını korumaya özen gösteren bir demokrasi, işte bu nedenlerden ötürüdür ki, bunları yasaklamak zorunda kaldı. Demokrasiler, sağlam temellerini erozyona uğratmamak için, ‘inkârcılık’ savlarından kurtulmak, bu duruma bir son vermek için yeni kanunlarla özgürlük sistemlerini donattılar. Fransa, 1990 yılında ünlü Gayssot Yasası ile bu işe bir son verdi. Bu yasanın mükemmel etkileri görüldü, çünkü yazarlarını itibarsız kıldı ve bunları yayımlayanlara ağır para cezaları getirerek, ‘inkârcı’ yergilerin ortadan yok olmalarını sağladı. Örneğin Faurisson üniversiteden uzaklaştırıldı ve Gayssot Yasası sayesinde sürekli mahkum oldu.

ABD’de Connecticut College’de siyaset felsefesi hocası Prof. Christian Delacampagne’ın görüşleri yukardaki yargıyı doğrulamaktadır: “İnkârcı tezler, bütün ötekiler gibi bir tez, tartışmak, benimsemek ya da dışlamakta özgür olacağımız görüş ve kanaatler değildirler. Bunlar gerçek anlamda ‘suça çağrı’ oluşturmaktadırlar. Bu nedenledir ki, ihtiyatlılık, bunların –çok geç olmadan- bastırılmasını buyurmaktadır. Kendi payıma, benzer yasaklayıcı önlemlerin, aynı nedenlerle, XX. Yüzyılda cereyan etmiş iki başka soykırımın gerçekliğini inkâr eden söylemlere de uygulanmak zorunda olduğunu ekleyeceğim: Ermenilerin (1915) ve Ruanda’da Tutsilerin (1994) uğradıkları soykırımlar. Nitekim, bu sonuncuların inkârı, Gayssot yasasının kapsamına girmemekte, çünkü anılan yasa, Nürnberg Uluslararası Askerî Mahkemesi’nin (1945) tüzüklerinde yer alan ‘insanlığa karşı işlenmiş olan suçlar’ın tanımına atıfta bulunmakla yetinmektedir. Burada, yasa koyucunun gidermek zorunda olduğu bir boşluk vardır, çünkü Ermeni soykırımıyla ilgili olarak Türkiye’nin desteklediği ‘inkârcı’ propaganda, üniversite çevreleri de dahil olmak üzere, dünyada her zaman çok faaldir”.

Şimdi Fransa bu hukuki açığı kapattı. Artık Türkiye, yalana dayalı ‘inkârcı tezleri’ni ve faşist politikasını özgürlükler ülkesi Fransa’ya ihraç edemeyecek. Bu durumdan en çok memnun olanlar ise bugün sayıları 500 bine ulaşmış olan Fransız vatandaşı Ermeniler olacak. Dünkü cellatlarının torunlarından çıkan ırkçı hakaretleri duymayacaklar; çünkü Türkiye’nin diplomatlarını kullanarak Fransa’da yaptırdığı düzmece faşist ve ırkçı mitingler son bulacak. Beyaz Türk Faşizmi’nin sözcüleri Fransa’da, insanlığa karşı işlenmiş olan suçu ve soykırım suçunu yüceltemeyecekler, oralara artık ancak turist olarak gidecekler.