Partini de al git !

Partini de al git ! 

                                                                                                      

 

Ayaklanan barışçıl halka ÇAPULCU diyen kişi siyasette biter ve yok olur. Ayaklanmanın 12. günü itibarı ile artık Recop Tazyik Gazdoğan ve partisi AKP bitmiştir. Siyasette bu öylesine bir kanamadır, öylesine büyük bir erozyondur ki, isyan/başkaldırı/ayaklanma/devrim ortamında, her gün yüzde 3-5 oy kaybedersiniz. Yani her gün en az 1 milyon oyunuz buharlaşır. Sosyal, siyasal ve kültürel olan, dipten gelen, toplumun tümünün içinde olduğu bu fenomeni anlamazsanız ve anlamamakta direnirseniz sonunda elinizde sadece 50 milyon dolarlık parti binanız kalır. Eee, o da bir işe yarar elbet. Onu da AVM'ye çevirisiniz ve sonunda muradınıza erersiniz! 

Tabii bizim için Gazdoğan'ın bu fenomeni anlamaması çok ama çok iyi. Bu olağanüstü toplumsal dalgayı kültürel konumu, islamcı bakış açısı ve sınırlı bilgisiyle anlaması zaten imkansız. Yani Gazdoğan ve partisinin geleceği bir hiçlik. Bu garanti. Yani bundan sonra ne yapsa fayda etmez. “Doktor ne yerse yesin!” sözü var ya, işte durumu tam da böyle. Ama eğer es kaza Taksim'e ve halka saldırmaya kalkarsa bu ülkede kalamaz, kaçacak delik arar. Bu saatten sonra yapacağı en son hata da bu olur. Ölümcül bir hata!

 

Bu ülkede seçimlerde yüzde 22 oy alarak birinci çıkan ve hükümeti kuran DSP adlı parti, sadece iki yıl sonra yüzde 1 oy aldı. Bu dünyanın hiçbir ülkesinde gerçekleşmemiş mucizevi bir durumdur. Hiçbir ülkenin parlementer tarihinde yoktur. Lideri hasta olduğu için seçmenler DSP'yi sildiler. Asıl neden de şudur: İnsanlar gelecekleri için oy atarlar, çocukları için oy atarlar, torunları için oy atarlar. Bu halk böyle inanılmaz bir halk. Herşeyi görür ve kesin kararını verir. Geriye de dönüp bakmaz.

 

Eee, peki kendisine ÇAPULCU diyeni bu halk ne yapar? Hemen siler ve yok eder. Kendisine ÇAPULCU denilen halk, çocuğuna ve torununa ÇAPULCU dedirtir mi? Dedirtmez! Geleceğini de böylesine nobran bir adama teslim etmez. Kendisine yeni yollar, yeni çözümler, yeni çıkışlar arar. Ve bulur. Hem de eğer kalkışma ve ayaklanma ortamındaysa hemen bulur. Elinin tersiyle, söz konusu kişi, parti ve gurup ne ise onu doğrudan hak ettiği yere, çöpe postalar. Hiç ama hiç kimse, aşağılanmaya, hakarete, küçümsenmeye dayanamaz, tahammül edemez. Etmez. Bir de bu durum eğer 10 yıldır devam ediyorsa, işte ortaya böyle bir tablo çıkar. Buna ilaveten, üstelik halk, bir de bütün ülkenin meydanlarındaysa, ayaktaysa hemen gereğini yapar. Zaten de yapıyor.

 

Bugün itibarı ile Recop Tazyik Gazdoğan iktidarı gaspetmiş pozisyondadır ve meşruiyeti kalmamıştır. Yani %50 nutku tamamen bir safsatadan ibarettir, boştur ve siyaseten hiçbir anlam ifade etmez. Bir de bir siyaset bilimci olarak acayip sinirlendiğim şu %50 meselesine gelelim. Zaten oyu %49'dur. Yani 2011 seçimleri itibarı ile azınlıktadır. Üç yıl öncesinin verisine göre, yüzde 51 ile halkın çoğu karşısındadır. Çoğunluk zaten bizdedir. şimdi ise o %49'un yerinde yeller esiyor. Bugünü temel alırsak oy oranı %20-25 arasındadır. Çizgisini devam ettirmesi oy erozyonunu çok hızlı bir biçimde devam ettirecek, destek eriyecek, sonunda islamcıların katı çekirdegi olan %10-15 arasına sıkışıp kalacaktır. Bu da kesin. Kısaca geçmis olsun Türkiye! Gazdoğan ve AKP defteri bir daha açılmamak üzere kapanmıştır. Ülkenin başına bela olan sorunu, halkımız 12 günde halletti.

 

Peki, diğer partilerden CHP ve MHP bu durumu anlayabiliyorlar mı? Hayır! Eğer bunu anlayabilselerdi, toplumu okumayı bilselerdi, toplumun dinamiklerinden haberdar olsalardı bugüne kadar gereğini yaparlardı. Bunlarda herhangi bir ışık yok. Bu halkın ne istediğini, niçin böylesine büyük bir kalkışma içinde olduğunu hâlâ çözebilmiş değiller. Halk tam olarak ne istiyor? Gerçek bir demokrasi istiyor. Otoriter rejim ve yeşil faşizm altında artık yaşamak istemiyor. İtilip kakıldığı ortamı reddediyor. Taleplerini dile getirdiğinde şiddet gördüğü bir ortamdan nefret ediyor. Kendisine karışılmasına (şu kadar çocuk yapacaksınız! İçki içemezsiniz! şöyle düşüneceksiniz! Böyle davranacaksınız!) çıldırıyor. Özgürlüklerine dokunulduğu an tepesi atıyor. Tüm bunları tek tek kişi temelinde, bir birey olarak reddediyor. Bu kalkışmanın temelinde birey olma, bireysellik yatıyor. Yani milyonlarca insan tek tek yanyana gelerek, bir birey olarak, sadece kendi özgür iradesiyle başkaldırarak bu noktaya geldi. Bunu başarırken de korkuyu defetti. Bir kere korku ile hesaplaşınca, artık korkmayınca işin çok büyük bölümü hallolur. Önünüzde demokrasiye giden çok geniş ve büyük bir otoyol açılır. Bütün otoriter sistemler, totaliter rejimler korku ile ayakta durur. Korkmayınca dağları devirirsiniz. Artık Türkler, Türkiyeliler korkmuyorlar. Bir halk ta eğer hiçbir şeyden korkmuyorsa, istediği hedefe ulaşır. Önünde kimse duramaz. Bu büyük isyanın da ana hedefi demokrasidir. Müjdeyi vereyim: 90 yıl sonra ülke nihayet demokrasiye geçecek. Biraz daha sabır!

 

Halkın bu arzusu nasıl siyaset alanına taşınacak? Tabii ki bir parti ile, yeni bir parti ile... Bu parti insan haklarına saygılı olacak, bireyi ve yurttaşı sistemin merkezine koyacak, özgürlükçü olacak, fikir ve ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama ve sınır koymayacak, yurttaşın hizmetinde olan bir devleti öngörecek, çoğulculuğa saygılı olacak, bütün kültürlere ve bütün etnik gruplara eşit muamele yapacak, her türlu inanca ya da inançsızlığa açık olacak, adalet ve eşitliği temel alacak. Kurulacak olan parti bütün bu değerleri savunarak, toplumun çok geniş ve zengin katmanlarını içinde barındıracak. Kısaca ayaklanan halkın değerlerinin sentezini yapacak. Böyle bir parti ilk genel seçimlerde kesinlikle iktidardır. Bunun için geniş bir toplumsal mutabakat sağlanacak, yeni liderler ve yeni kadrolar ortaya çıkacak ve Türkiye'yi Avrupa Birliği üyeliğine kısa yoldan götürecek bir toplum projesi ortaya çıkartacak. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi, büyük oy potansiyeli ve çok büyük siyasi tecrübesi olan Kürtler de, Türklerle birlikte bu partinin oluşmasında rol oynamalıdır ve bu şarttır. Türkler, Gazdoğan'ın gaz bomblarını yedikçe, Kürtlerin son 30 yıldır neler çektiklerini sonunda anladılar. Çok geç oldu ama nihayet oldu.

 

Yaşadığımız durumun ne kadar olağanüstü olduğunu anlamak için futboldan bir örnek vererek noktayı koyalım. Otoriter rejimlerde halkın afyonu olan futbol bile isyanda rolünü oynadı. Yani bu bile dünyada görülmemiş bir durum. İlk kez Beşiktaşlı, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı taraftarlar hep birlikte direnişe katıldılar ve dayanışma gösterdiler. Artık benim çocukluğumda '70 li yıllarda olduğu gibi, hep birlikte maçları izleme zamanı geldi. Sadece bu örnek bile halkın dayanışmada ulaştığı boyutu göstermesi açısından olağanüstü. Bu arada müsadenizle, Galatasaray Lisesi mezunu, Fenerbahçe'yi de seven bir Beşiktaşlı olarak, Çarşı'ya da, direnişte gösterdi kahramanlık için bir selâm çakayım.