Rafaël Lemkin ve Soykırım (2)

Erol Özkoray - 25/04/2010 12:46:46 (873 okunma)



Rafaël Lemkin ve Soykırım (2) 


Soykırım nedir?
Soykırım kavramını bulan Yahudi asıllı Polonyalı Rafaël Lemkin’i derinden etkileyen ve bir hukukçu olmasını tetikleyen olay Ermeni Soykırımı oldu. Ünlü savcı, Nazilerin Polonya’yı işgali ile birlikte tam yedi ay süren maceralı bir kaçıştan sonra, Soykırım kavramını yaratacağı ve bu konuda uluslararası rol oynayacağı ABD’ye Nisan 1940’ta varabildi. 

Son zamanlarda, bazı aydınlar kasıtlı olarak sıkça, 1915 Olayları’nı SOYKIRIM yerine ”Katliam” olarak adlandırmak ve SOYKIRIM kavramını unutturmak için adeta devletle yarış halindeler. 1915’e Katliam diyerek sanıyorlar ki bu kanlı dosya, otoriter ve faşizan devletin kanatları altında, çapsız seçilmişlerin denetiminde ilerleyecek! Çok büyük bir yanılgı ve aldatmacadır. 1915’e, Soykırım yerine Katliam demek, Ermeni Sorunu’nu sadece geriletir. Problemin özünü yok eder ve sulandırır. Sinsi Totaliter Devlet bunları kullanır, dosyayı tarihçilere havale eder, sonra her şeyi aniden boğarak (Osmanlı gibi) yine çözümsüz bırakır. Demokrasinin olmadığı yerde çözüm yoktur, John Rawls’un dediği gibi hukuk ta işlemez. 

1915 Olayları’na küçük adamlar “katliam”, Büyük Adamlar ise SOYKIRIM der. Tabii faşistler ve ırkçılar ise tümüyle inkar eder. SOYKIRIM kavramını reddetmek, 20. yüzyılda tam 10 Soykırım’ın yaşandığı ve devleti hâlâ soykırımcı olan bu sinsi totaliter rejimde Kürtleri, Alevileri, Yahudileri ve Ermenileri yeniden ateşe atmak anlamına gelir. Durum bu kadar ciddidir. Yani Soykırımı Katliam olarak adlandırmak büyük bir sorumsuzluk ve aymazlıktır. Bu bir siyasi intihar olur; çünkü içinde yaşadığımız devlet hâlâ ırkçıdır ve Soykırımcıdır. Onun için bu yazıda SOYKIRIM kavramının üzerinde duruyoruz. Hiçbir çıkar gütmeyen ve bir hesap peşinde olmayan gerçek entelektüeller için, 1915 Olayları’nı tanımlamak, tek bir kavramdan geçer: SOYKIRIM. Ancak böyle bir siyasi tavırla totaliter devletin sinsi politikaları püskürtülür ve yarının SOYKIRIMLARI engellenebilir.


*************************

Rafaël Lemkin, ABD’de, Ermeni Soykırımı sırasında ABD’nin Osmanlı Büyükelçisi Henry Mongentau’nun 1915’teki rolünün aynısını oynadı: Yahudi Soykırımı için tehlike çanlarını çalmak. İlk önceliği Hitler’in projesini anlatmak oldu. Washington’a gittiğinde 1937 yılında tanımış olduğu, Kongre Kütüphanesi Hukuk Bölümü sorumlusu John Vance ile görüştü ve ona Nazi Almanya’sında hukukun işleyişini, uluslararası anlaşmaların nasıl reddedildiğini, ırkçı teoriyi yapan Alfred Rosenberg’in fikirlerini anlattı. Görüşlerini kanıtlamak için dostuna, Nazilerin hakimiyetlerini kurmak için uyguladıkları bazı önemli kararnamelerin tercümelerini yapmayı önerdi. İşte bu ağır çalışmanın sonunda Aralık 1942’de, başyapıtı olan “Key Laws, Decrets and Regulations issued By the Axis in Occupied Europe” adlı eserinin temeli ortaya çıktı. 

Lemkin, 1942 Haziran’ında Ekonomik Yönetim Organı’ndan danışmanlık teklifi aldı ve onu yönetim kademelerine yakınlaştıran bu göreve başladı. Çalışma arkadaşlarını mükemmel bir şekilde bildiği Nazi politikası konusunda bilgilendirdi. Ancak başarılı olamadı, çünkü muhatapları, I. Dünya Savaşı sırasında müttefiklerin Alman politikasını kötüleyen abartılı tezlerin yeni bir biçimi karşısında olduklarına inanıyorlardı. Başkan Yardımcısı Henry Wallace ile görüşmesi de fiyasko ile sonuçlandı. Bu arada Yahudilere karşı “Kesin Çözüm” (Solution finale) uygulamaya konulmuş, ancak Londra’nın bu konuyla ilgili raporları Washington tarafından gizli olarak değerlendirilerek kamuoyuna açıklanmamıştı.


Yahudi Soykırımı’nın başlaması (Ocak 1942 – Ocak 1945) ile birlikte Lemkin tüm ailesini de kaybeder ve bu onda derin izler bırakır. Başkan Roosevelt ile görüşmeye çalışır ve ondan bir sayfalık bir görüş bildirmesi istenir. O da tamamen hukuk alanında kalarak kitlesel imhaların cezalandırılması ile ilgili bir metin hazırlar ve bütün tarafların bunu bir uluslararası anlaşma olarak imzalamaları gerektiğini bildirir. Birkaç hafta sonra Başkanın tehlikeden haberdar olduğu kendisine bildirilir, bu tür bir anlaşmanın zorluğundan bahsedilir ve sabırlı olması tavsiye edilir. 

İnsanlığa karşı kendini sorumlu hisseden yoğun stres altındaki Lemkin’in sağlığı ciddi olarak tehdit altınadır. Bundan sonra siyasi karar vericilerle uğraşmak yerine, Yahudi Soykırımı (SHOAH) konusunda kitap yayınlayıp doğrudan Amerikan halkını bilgilendirmeye karar verir.

Soykırım kavramı doğuyor


Lemkin ünlü eserini yazmaya başlar ve 1943 Kasım’ında tamamlar. Kitap ancak 1944 sonlarında ABD’de basılır. Kitabının 9. bölümünde Soykırım, yani “Génocide” (Jenosit okunur) kelimesini eski Yunancadan uyarlayarak ilk kez kullanır. Genos (ırk, kavim) ve cide (öldüren) kelimelerinin birleşmesinden Génocide (Soykırım) kelimesi ve kavramı doğar. Lemkin “Soykırımı”ın yeni bir kelime olduğunu, ama insanlık tarihi kadar eskiye dayanan kötülükleri anlatmaya çalıştığını ifade eder. Lemkin kavramın hukuki,ahlaki ve insani yanlarının ona yaşamsal değerde uluslararası bir boyut kazandırdığını yazar. Hiçbir devletin ya da güçlü bir grubun böylesine büyük bir suçu kendi başına organize edemeyeceğini ve Nazilerin, yargılandıkları Nürnberg’deki davada Yahudilere, Polonyalılara, Çingenelere ve diğerlerine karşı sistematik soykırımla suçlanmaları gerektiğini belirtir.


Özetle, SHOAH öncesi,bir ırkı plânlı ve sistematik olarak yok etmeyi tanımlamak için böyle bir kavram yoktu ve benzer olaylar da açık olarak adlandırılamıyordu. Ermeni Soykırımı (1915-1917) olduğunda uluslararası hukuk da yetersizdi. Uluslararası hukuk, bir devletin başka bir devlete savaş sırasında yaptığı insanlık dışı uygulamaları kapsıyordu. Halbuki Ermeniler, Osmanlı vatandaşı idi. İnsanlığa karşı işlenen suçların, kendi vatandaşlarına karşı yapılması durumunda, hukuki uygulama, ilk kez Nazilerin yargılandığı Nürnberg Mahkemesi ile başladı ve uluslararası hukuk gerekli hukuki altyapı donanımına böylelikle kavuşabildi. 

Lemkin Kriterleri ve Birleşmiş Milletler 

Lemkin’e göre Soykırım, sadece bir milletin aniden yok edilmesi anlamına gelmiyor. Tabii eğer bir milletin hızlı bir biçimde topyekûn yok edilmesi durumu varsa bu zaten Soykırım’dır. Ancak Soykırım daha çok, yaşamın esasına kasteden çeşitli aksiyonların koordineli bir biçimde ulusal bir gruba uygulanarak, bu grubun yok edilmesinin hedeflenmesi anlamına geliyor. Bu politikanın hedefleri, grubun siyasi ve sosyal örgütlerinin, kültürlerinin, dillerinin, ulusal bilinçlerinin, dinlerinin, ekonomik varlıklarının, güvenliklerinin, sağlıklarının, özgürlüklerinin, insanlık onurunun ve hatta yaşamlarının yok edilmesi anlamına geliyor. Soykırım, bir gruba karşı yapılır, o gruptaki kişinin şahsına karşı olarak değil, o gruba ait olduğu için gerçekleştirilir.


Soykırım iki aşamadan oluşur: Ezilen gruba has özelliklerin ve niteliklerin ortadan kaldırılarak yok edilmesi; ardından ezen güçlünün ulusal niteliklerinin ezilen gruba zorla kabul ettirilmesi. Bu durum yaşamasına müsaade edilen ezilen gruba uygulanır; ya da bu grubun yaşadığı bölge tamamen boşaltılarak, ezen gruba ait kişiler buralara yerleştirilerek kolonileştirme başlatılır.


Lemkin’e göre Soykırım teknikleri toplam olarak sekiz ayrı alandadır. Buna göre:

1/ Siyasi Soykırım: Bölgedeki sokaklar,caddeler, yerleşim yerleri, ilçeler ve illere kadar adlarının değiştirilmesini öngören politikaların uygulanması.

2/ Sosyal Soykırım: Özellikle entelektüeller ve grubun aydınları hedeflenir; çünkü onlar grubun önderleri olarak direnişin fikrî örgütçüleridir.

3/ Kültürel Soykırım: Yerel halkın dilini okullarda konuşması ve kendi dilinde yayıncılık yapması yasaklanır.

4/ Ekonomik Soykırım: Grubun ekonomik gücünü elinden alınca, sadece hayatta kalabilmek için yaşama hedeflenir, böylelikle ulusal grubun kültürel gelişmesi önlenir, düşünme kapasitesi azaltılır ve ulusal problemlerle ilgilenmeleri engellenir.

5/ Biyolojik Soykırım: Hedef, grubun nüfusunu azaltmak, doğumları engellemektir; diğer taraftan aileleri yetersiz beslenmeye zorlamak, gıdasız bırakmak da hem doğumların azalmasına yol açar, hem de yetersiz beslenen ailelerden doğan çocukların hayatta kalma şansları ciddi olarak azalır.

6/ Fiziki Soykırım: Fiziki güçsüzlüğe yol açmak, hatta grubu ortadan kaldırmak için üç yöntem uygulanır.

a) Beslenme kısıtlanması ile ırkçı ayrımcılık: Örneğin grubun üyelerine hiç et verilmez ve %0 protein kısıtlaması uygulanır.

b) Sağlığın ciddi tehdit altında olması: İlaç vermemek, grubun üyelerini insanlık dışı koşullarda telef olmaları amacıyla bir yerden bir yere nakletmek.

c) Sistematik yok etme (öldürme): Gruba ait üyelerin sistematik olarak öldürülmeleri. Entelektüellerin ortadan kaldırılmaları öncelikli uygulamadır; böylelikle direnişin örgütlenmesi kırılacaktır.

7/ Dinsel Soykırım: Toplumda etkin olduğuna inanıldığı için dini yasaklama, kiliselerin sistematik tahribatı.

8/ Moral (ahlaki) Soykırım: Ulusal bir proje peşinde koşmak yerine, grubu çok daha kolay alanlara çekmek, alkolizme alıştırarak pasifize etmek gibi.



Yukarıdaki Soykırım tekniklerinde de görüldüğü gibi, Soykırım, ulusal, etnik ya da dinsel bir grubu yok etmeye yönelik bir suçtur. Tabii bir de Soykırımın sadece savaş sırasında işlenen bir suç olduğu sanılmamalıdır; barış dönemlerinde de Soykırım suçu işlenebilir. Unutmamak gerekir ki bir devlet ortamını hazırladığı, ya da bizzat işlediği Soykırım suçu için kendini hukuken takip etmez. İşte o nedenle uluslararası planda bunun hukuken takip edilmesi gerekir. Bunun koşulları Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Lemkin’e ısmarlanan çalışma sayesinde gerçekleşti ve Soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğu 9 Aralık1948 tarihinde kabul edildi.


Lemkin BM için yaptığı çalışmada Soykırımın tarifinde üç kategoriyi ön plana çıkardı: Fiziki Soykırım, Biyolojik Soykırım ve Kültürel Soykırım. Buna göre BM’nin 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren ve Lemkin’in eseri olan kararı aşağıdaki gibidir: 

“Ulusal, etnik veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla aşağıdaki fiillerden herhangi biri, Soykırım suçunu oluşturur:

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;

b) B) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;

c) Grubun bütünüyle veya kısmen,fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;

d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbir almak;

e) Gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek.”



Soykırımlar Yüzyılı olarak da tanımladığımız 20. Yüzyılın bu Modern Don Kişot’u, hayatının en önemli eseri olan ve yaşamının amacını oluşturan SOYKIRIM’ın uluslararası hukuk alanına girmesini sağlarken, insanlık tarihinin Büyük Adamları’ndan biri de oluyordu. 1955 ve 1956 yıllarında adı Nobel Barış Ödülü için geçmesine rağmen, izole yaşamı onun bu hak ettiği ödülü almasına engel oldu. Lemkin bazı durumlarda tarihi tek bir insanın yaptığını da kanıtladı. Milyonları kurtarmak için yaşamını adamış olan bu Büyük Adam, 1959 yılında kalp krizinden New-York’ta öldüğünde cenazesine sadece 7 kişi katılmıştı.


Ermeni Soykırımı ve ülkede yaşanmış olan diğer Soykırımlar için bize düşen, Lemkin’in çabasını halkımıza aktarmak, onun eseri olan BM Soykırım tanımlamasını tüm ülkeye yaymak ve özellikle gençlerimizi resmi tarihin zehrinden uzak tutarak, bir an önce tarihimizle yüzleşmemizi sağlayacak olan, gerçek demokrasiye geçiş dinamiklerini canlandırmaktır.