Siyasal İslamdan kurtulmanın yolu: Demokrasi

Siyasal İslamdan kurtulmanın yolu: Demokrasi 

 

2002'den beri değişen hiçbir şey yok aslında: Recop Tazyik Gazdoğan aynı islâmcı, partisi AKP de islâmcı bir parti. Ama nasıl görmek istenirse öyle görünür her şey... Mazlum olduğu için, ezildiği için ve ortada da herhangi başka bir seçenek olmadığı için bazı aydınlar, ceberrut devlete karşı bu adam ve partisinin bir çözüm olduğunu sandılar, bunlardan bir demokrasi beklentisi içine girdiler ve yanıldılar. İslâmcılara karşı olanlar da -örneğin TSK ve onun temsilcisi CHP- ceberrut devletin ve statükonun temsilcileri oldukları için, bu işbirlikçi aydınlar siyasi konumlandırmalarının doğru olduğuna inandılar. Gazdoğan ve AKP de bunları kullandı. Halbuki doğru siyasi tavır, ceberrut devletten kurtulmak için, 12 Eylül'le birlikte kurulan Sinsi Totaliter Rejim'le hesaplaşarak, hem militarizme, hem de islâmcılara karşı çıkmaktan, gerçek demokrasinin kurulması için entelektüel ve siyasi faaliyette bulunmaktan geçiyordu. Bu yanılgı topluma çok pahalıya patladı, 10 yılda islâmcılar kendi otoriter rejimlerini kurdular, haki militarist rejimden yeşil faşizme geçtiler ve tek adam diktatörlüğüne giden yola dolu dizgin girdiler. Buna “dur!” diyen de ayaklanan halk oldu. Başkaldırı durumu halen sürüyor ve bu süreç devam ediyor. Bu isyanın sonunda Türkiyeliler demokratik devrimi gerçekleştirerek sonunda gerçek ve çağdaş demokrasi ile tanışacaklar. 

Gazdoğan bu beklentilerle hiçbir ilgisi olmayan ve kendisinden demokrasi beklenebilecek en yanlış kişiydi. Burada 10-11 yılın bir bilançosunu yapmanın, içinde yaşadığımız kalkışma ortamında fazla bir anlamı da yok, çünkü zaten herkes bu durumu anlayıp çözdüğü için ayaklanmış durumda. İnsanlara bildikleri birşeyi anlatmak, inanılmaz direnişi göstererek yaşamlarını yitirenlerin de olduğu ve çok fazla yaralı veren halkımıza saygısızlık olur. O görevi yazılarımızla, AKP'nin seçimleri kazandığı 2002'den beri zaten her aşamada yapmıştık. Ama insanların, başlarına neyin geldiğini, hangi tür belaya çattıklarını anlamaları için ne yazık ki bu 10-11 yılı yaşamaları gerekti. Yine de eğer yarın ayaklansalardı çok geç olacaktı, onun için tam zamanında oldu diyerek halkımıza da haksızlık yapmayalım. Çünkü sonuç olarak ellerini taşın altına koydular, özgürlükler ve demokrasi için bedel ödediler. Bu yurttaşlarımızın, başımızın üstünde yerleri var.

 Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Gazdoğan bu 10-11 yıl içinde ne söylediyse yanlıştı, hatalıydı, yalandı, sinsice idi, takiye idi. Yani ben bugüne kadar söylediği her şeyin, ama her şeyin bu denli yanlış olduğu başka bir siyasetçi görmedim. Tarihten sadece bir örnek verebilirim: Hitler. O Nazi'nin de söylediği her şey yanlıştı ve bunun sonucu olarak kendi ülkesi ile birlikte bütün insanlığı felakete sürükledi. Diğer taraftan, söylediği her şey yanlış olan birinin zaten bilançosunu yapmaya da değmez. 

Bu dönemde kendimiz açısıdan çok önemli bir konu atlandı. Siyaset bilimine göre, laikliğe karşı olan bir kişi, parti ve ideolojinin değil demokrasiyi kurmak, demokrasi düşmanı olması meselesi. Eğer Türkler ve Türkiyeliler bu bilimsel veriyi baştan bilselerdi işler bu noktaya gelmezdi; daha en başından takke düşer kel görünürdü. Tabii bunu kimler yapacak? Partiler, parti liderleri, parti sözcüleri, kamuoyu önderleri, basın, medya ve aydınlar. Partiler çapsız olunca, medya zaten iktidarlara hizmet için çalışınca, aydınlar da yanılınca bu bilgi topluma yansıtılamadı. Bu adam da “ileri demokrasi” gibi yalan bir söylemle fiilen yeşil faşizmini kurdu. Çapsız medya mensupları ve partilerin çok yetersiz olan sözcüleri, üstelik “ileri demokrasi” tanımlamasını kullanarak, bunun üzerinden ironik yazılar yazarak ve demeçler vererek, DEMOKRASİ kavramının içini boşalttılar.

 Günümüzde demokrasi ile laiklik arasında doğrudan bir bağ vardır. Özetle “Laiklik=Demokrasi”. Demokrasi bağlamında laiklik, çoğulculuğu garanti eden bir kamu alanı, hoşgörü ve özgür düşüncenin güvencesidir. Yani laikliğe saldıranlar demokrasiyi hedef almış olurlar. Artık laikliği sağlam temellere oturtmak isteniyorsa, ileri bir demokrasi gerekiyor. Laiklik demokrasiyi garanti edemiyor, ama tam tersi geçerli. Yani demokrasi laikliğin teminatıdır. Devlet işin içinde olduğu için bizde dejenere olmuş bir formülü bile geçerli olsa, laikliğe düşman olan bir lider ve partisinin, aynı zamanda bir demokrasi düşmanı da olduğu bu durumda çok açıktır. Yani böyle bir parti iktidara geldiğinde “icraatına bir bakalım” denemez. Ne olduğu, ne olacağı, ne yapacağı ezbere bilinir. Nitekim de öyle oldu. İslâmcılık ve laiklik -dolayısı ile demokrasi- su ile ateş gibidir. Birlikte kesinlikle var olamazlar. İslâm cemaatçi bir din olduğu için ve toplumun tümünü organize etme misyonuna sahip olduğundan, buradan siyasette gidilecek noktalar bellidir: Diktatörlük, otoritarizm ve totalitarizm. İşte, Türkiye bu tuzağa düştü ve sonunda karşımızda acilen kurtulmamız gereken bir bela olarak bu diktatör ortaya çıktı. 

Şimdi yapılacak şey belli: Siyasi islâmdan ve bu diktatörden kurtulmak için demokrasiye geçmek. Bunun çok acil olması gerekiyor. Gerçekleşmesinin de yolu yeni bir siyasi örgütlenmeden ve partiden geçiyor. Gerçek demokrasiye geçişle birlikte, cumhuriyet de demokratik olacak (bugüne kadar olduğu gibi otoriter değil) ve gerçek laikliğe geçilerek bu da garantiye alınacak. Bu noktada siyasi örgütlenmenin acilen yapılması, kadroların ve toplum projesinin ortaya çıkması gerekiyor. Eğer bunlar zamanında gerçekleşmezse, aynı 2001 yılında Arjantin iflasında görmüş olduğumuz gibi, iktidardan gönderilen dinozor siyasetçiler, bir süre sonra yine eski yerlerine geri dönerler. Bu büyük başkaldırının meyvelerini toplayıp, demokrasiye geçebilmemiz için, bütün demokratik aktörlerin kollarını hemen sıvamaları şart. Özetle halkımızın “yeter artık, çek git!” demesi yetmiyor, yerine neyi koyacağımızı bilmemiz ve yerine ne konacaksa (yeni bir parti) onun da halka projesini anlatması için zamana ihtiyacı olduğunu unutmamamız gerekiyor.