Solun ana gövde partisine doğru

Erol Özkoray - 12/06/2011 15:26:21 (414 okunma)


Solun ana gövde partisine doğru 

Türkiye'de, gerçek demokrasiye geçilebilmesi için Kürt özgürlük hareketinin belirleyici bir rol oyanayacağını ve bunu gerçekleştirebilecek ülkedeki en önemli siyasi dinamik olduğunu artık biliyoruz. Seçimlerde “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” olarak karşımıza çıkan bu çoğulcu siyasi ekip, seçimlerden sonra Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) olarak parlamentoda grubunu kurduğunda, bu kez bütün Türkiyelilerin partisi olarak tarihi misyonunu yerine getirmek için kolları sıvamak zorunda. Omuzlarındaki yük çok ağır olacak, ama tek umut olarak her an desteğimizi de yanlarında hissedecekler. Çok çetin ve zaman zaman da çok sert bir mücadele söz konusu olan. 

Bir kere vazo çatladı ve hiçbir şey eskisi gibi değil. Statükonun korunması ve bilinen filmin tekrarı artık imkansız. Kısacası, 31 yıldır süren faşist rejimin süresi doldu ve iflas etti. Otoriter cumhuriyetten, demokratik cumhuriyete geçmek için, seçim sonrası gün saymaya başlanacak. Bu noktada her gecikme, ayak sürüme ve çözümsüzlük ülkeyi çok büyük bir kaos ortamına sürükler. Artık sabır da kalmadı, zaman da... Türkiye halkları demokrasi istiyor. Hem de hemen ve şimdi...

BDP Artık Türkiyelilerin Partisi

Tabii bu noktaya öyle kolay da gelinmedi. Kürtler müthiş bir demokrasi mücadelesi verdiler. Bu süreç onları da değiştirdi, bizim onlara bakışımızı da. Artık biz Türkiyeliler, Kürtlerden vazgeçemeyeceğimiz bir noktadayız. Dahası, bu demokrasi ve özgürlük kahramanlarının, üzerine titremeliyiz. Unutmayalım ki, bu ülkede demokrasi için elini taşın altına koyan en büyük grup Kürtler oldu. Türkler ise hâlâ ortada yok.

Süreç BDP'yi, sadece Kürtlerin değil, artık bütün Türkiyelilerin partisine dönüştürdü. Ama bu bile eksik kalır. BDP bu noktadan itibaren Türkiye'de solun ana gövde partisi de olmalı. Zaten olmak zorunda; çünkü ufukta başka bir seçeneğimiz de yok. Partinin sol içerikli siyasi söylemi, 12 Eylül faşizminden sonra yapılmış en kapsamlı ve demokratik seçim bildirgesine sahip olması ve sosyalistlerin ekipte ağırlıklı olarak yer alması gidilecek yolun ne olduğunu, ne olacağını gösteriyor. BDP bütün Türkiyelierin partisi olmasının yanı sıra, solun ana gövde partisi olma sürecini 13 Haziran sabahı başlatacak. Başlatmak zorunda. Böylesine kaliteli bir siyasi ekip bunu başaracaktır. Türkiye'nin en iyi, en birikimli, en tecrübeli ve bir numaralı siyasi kadrosundan bahsediyoruz.

Sivil Anayasa'dan Önce Solun Ana Gövde Partisi Olmak

Ülkedeki siyasi hastalığın (totalitarizm ve sinsi faşizm) tedavi edilebilmesi için birinci şart, acil olarak solun ana gövde partisinin hayata geçirilmesidir. Bu koşul sivil anayasanın yapılmasından bile önce gelir. Sol partinin bu akımın ana gövde partisi olarak konumlandırılması, taşların yerine oturmasını sağlayacak, bir dayanak noktası oluşturacak ve bu durum bütünü etkileyecektir. BDP'nin bu role soyunması, karşısındaki siyasi rakiplerin de siyasetin ikinci ana akımı olan sağ parti ekseninde kendilerini konumlandırmasına yol açacaktır. Siyaset tabii mecrasına oturunca, sivil anayasanın oluşturulması ve hayata geçirilmesindeki temeller atıldıgı için, darbeyle yolundan çıkarılmış ve dejenere olmuş bütün mekanizmalar doğal olarak işlemeye başlayacaklardır. Ana akımlarıyla siyaset doğal haline gelmedikçe, sivil anayasayı hem oluşturma süreci, hem de uygulanmasında çok büyük sorunlar ortaya çıkar ve çözümsüzlükler baş gösterir. Önce partiler sorununun acil olarak çözülmesi gerekiyor. Işte bu noktada BDP'nin solun partisi olmasından söz ediyoruz. Zaten Kürt özgürlük hareketi sosyalist kadrolardan ortaya çıkmıştır, partinin kadroları sol/sosyal demokrat/sosyalisttir, toplum projesi de sol içeriklidir. Hem parti bu rolü oynamaya artık hazırdır, hem de halkın beklentisi bu yöndedir.

“Radikal Reformist” Proje

Blokun/Partinin toplum projesi (yani seçim bildirgesi), 12 Eylül faşizminin mahvettiği bütün kurumları reforme edecek, yapının tümünde demokratikleşmeyi sağlayacak çok ileri ve devrimci bir siyasi metindir. Albert Camus'nün sözleriyle “radikal reformist” bir siyasi projedir. Böylesine çok kapsamlı bir toplum projesi ülkenin tümünü yakından ilgilendirir, bütün Türkiyelilerin hayatını olumlu olarak etkiler ve yurttaşların hak ettiği demokrasiye geçişi sağlar. 

BDP'nin, solun ana gövde partisi olarak, büyük bir kitle partisi olmasını ilk aşamada sağlayacak olanları üç kategoride toplamak mümkün: ilk olarak Kürtler, ikinci olarak Aleviler, en son olarak da Avrupalı Türkiyeliler (Bati Türkiye, Trakya bölgesinde yaşayanlar, Balkan kökenliler, Çerkesler, laikler, Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar). BDP'nin ilk aşamada hedef kitlesini bu üç grup oluşturacaktır.

Kürtleri ele alırsak bu noktada muazzam bir oy potansiyeli söz konusudur. Yüzde 10 seçim barajı olmasaydı zaten Kürtler, BDP'yi seçimlerde verdikleri oylarla uçururlardı. Bir kere bu kesimde seçim barajının kaldırılmasıyla birlikte oyların ezici bir bölümü BDP'ye akacaktır. 

Kürtler, Aleviler, Avrupalı Türkiyeliler Nüfusun Yüzde 65'i

Gelelim Alevilere... Kürtlerle birlikte ülkenin en bilinçli kesimini oluştururlar. ilericidirler, bilime inanırlar, kadın-erkek eşitliği gelenekleridir ve genelde ideolojileri soldur. Kürtlerle birlikte, iç dinamiğin en önemli aktörleridir. Aleviler baş kaldırdığı an Türkiye hemen demokrasiyle tanışır. Eğer Türkiye bugün islamcı bir ülke olmadıysa bunu Alevilere borçludur. Orduya filan değil... Bölünmüş olmaları bir sorun gibi gözükse bile, bu zaman içinde aşılabilir. Ama en önemli korkularını Sünniler oluşturur ve kendilerini korumak için, mecburen CHP için oylarını kullanırlar. Solda olmalarına rağmen, solla hiçbir ilgisi olmayan bu partiye sırf laik diye oylarını verirler. BDP, sol ve laik konumuyla Alevilerin bu çıkmazı aşmalarını sağlayabilir ve büyük bir siyasi çekim merkezini oluşturabilir. Alevilerin doğal müttefiği Kürtlerdir. Zaten Kürtlerin bir bölümü de Alevidir.

Avrupalı Türkiyeliler demokrasiyi benimsemiş olan üçüncü büyük grubu oluştururlar. Laiktirler ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden yanadırlar. Bu kesimin yüzü bütünüyle Batı'ya dönüktür. 
Üç kategoriyi ele aldığımızda toplam rakam 40-45 milyon yapıyor. Nüfusun yüzde 60-65'inden söz ediyoruz. 

Anadolu Türklerini hedef kitlenin dışında tutuyoruz. Anadolu Türklerinin bir kesimi muhafazakarlık ve dincilik yelpazesinde kendilerini görürken, diğer kısmı da milliyetçilik ve faşizm arasında gider gelir. Bu kesimin AB gibi bir derdi yoktur ve Osmanlı'dan beri tarih boyunca Avrupa hiçbir zaman ilgi alanlarını oluşturmamıştır. Daha ilerki bir aşamada solun ana gövde partisi bu kesime de mesajını ulaştırmalıdır. Ama öncelik kesinlikle bu kategoride olamaz. Bugün itibariyle bu grubun görüntüsü hiç de parlak değildir. Sistem, rejim ve devlet bu gruptan beslenir.

Rüzgar Eken, Kasırga Biçer

İlk üç kategori, eğer toplum projesi iyi anlatılırsa, çok iyi siyasi iletişim yapılırsa ve önümüzdeki dört yıl boyunca bu iletişim kesintisiz sürdürülürse, BDP'nin oylarını bir sonraki seçimlerde en az yüzde 20'ye, hatta yüzde 25'lere kadar çıkarmasını sağlayacaktır. Işte o noktada BDP, bütün Türkiyelilerin ve solun ana gövde partisi olma sıfatını elde edecektir. Iki seçim sonra bu parti yüzde 25-35 arasında oy oranına ulaşabilecektir.


Yukardaki analizler, tabii ki herşeyin genel anlamda düzgün gittiği bir siyasi ortamda uygulanacak verilerden oluşuyor. Eğer devlet yine kriz stratejisi uygularsa, şiddeti ana politikası haline getirirse, o zaman hareket, siyasi olarak projesini topluma anlatma önceliğini yitirir, ayakta kalma mücadelesi verir ve parti yine negatif enerji harcamaya başlar. Ama bu kez tarih tekerrür etmez, BDP toplumdan çok büyük destek alır ve çok büyük kriz çıkar. Kısaca bu sefer rüzgar eken, fırtına filan değil, kasırga biçer.