Türkiye’nin en önemli gazetecisi: Doğan Özgüden

Erol Özkoray - 27/01/2011 18:53:33 (441 okunma)



Türkiye’nin en önemli gazetecisi: Doğan Özgüden

Bu ülkede bir zamanlar gazete de vardı, gazeteciler de... AKŞAM gerçek bir gazeteydi ve bizim eve girerdi. İlkokulda iken üstad Çetin Altan’ı okurdum. O gazeteyi de büyük bir gazeteci çıkartırdı: Doğan Özgüden. 

Doğan Özgüden’in yarattığı gazeteyi elimde tuttuğumda daha çocuktum. O gazete her gün evimize giren en değerli şeydi. Gazete adeta bir ayin yapar gibi okunurdu ve kutsaldı. Daha o çocuk yaşımda Hürriyet alanların küçümsendiğini hatırlıyorum. Bizim evde Hürriyet alanlar pek adam yerine konmazdı, ailece boş ve kültürsüz adam olarak görürdük. Bugün bu tespit çok daha yaygın. O sıralarda Galatasaray’ın ilkokulunda Boğaz’da, bugün üniversite olan yerde yatılı olarak okuyordum. Sınıf birincisi olmama rağmen hafta sonları AKŞAM’ı yuttuğum için babam, derslere daha fazla zaman ayırmam için bana takılırdı: “Gazete nerede basılıyor, öğrendin mi bakalım?

İşte o meşhur AKŞAM’ın yaratıcısı gazeteci Doğan Özgüden’le aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra 16 Mayıs 2007 tarihinde tanışma şerefine eriştim ve gerçek bir dost olduk. Darbeci TSK’nın verdiği e-muhtıra ertesi yayıncım Ragıp Zarakolu ile birlikte “Türkiye’de militarizm ve basın özgürlüğü” konulu bir konferansı Doğan’ın Brüksel’deki mekanında hep birlikte vermiştik. Bu büyük ve karizmatik insanı bu sayede tanıdım. O günden sonra da ilişkimiz gelişerek sürdü. 

Türkiye’de artık nesli tükenmiş olan gerçek bir gazeteci olması Doğan’ı daha da değerli kılıyor. Zaten hep söyleyip yazmışımdır: “Türkiye’nin gerçek gazetecileri vardır, ama bunların hiçbiri yerli medyada çalışmazlar” diye. Doğan onların en önde gelenlerinden bir duayendir. Bence şu an aktif olan Türkiye’nin en önemli gazetecisidir. Doğan’ı çok iyi tanıyan yabancı gazeteciler, yayıncılar ve entelektüeller de onun Türkiye’nin “bir numaralı”gazetecisi olduğunu kendilerinden emin bir biçimde rahatlıkla söylerler. Ben bu sözü Avrupa’da iken çok duydum. Peki, niçin bir numaralı gazeteci? Çünkü bir gazetecinin en önemli görevi her türlü iktidarı (siyasal, askeri, ekonomik, vs) kamu adına sorgulamaktır. Bu noktada bayrak, marş, milliyet, tabular gerçek bir gazeteci için vız gelir tırıs gider. Gazeteci doğru bildiği konularda, başına bir şey gelip gelmeyeceğinin hesabını yapmadan elini taşın altına koyar ve kamuoyuna yazı, haber, röportaj, söyleşi, kitapla bunları açıklar. Doğan bunu ilk yapan, herkesten önce yapan, hiç korkmadan yapan ve her şeyi masaya -hem de 1960’lı yıllardan itibaren-yatırarak yapan olduğu için en büyüktür. Tabii bunun bedeli de çok ağır oldu, çok sevdiği ülkesinden ayrı kaldı. Öncü olmak öyle herkesin harcı değil.

Türkiye’de çok ahmakça bir değer yargısı vardır, ciddi eleştiri getiren bir muhalif hemen “ülkesine düşman” olarak damgalanır. Tabii bu yaklaşım ancak totaliter rejimlerde görülür ve tipik faşist bir görüştür. Eğer bir ülke demokrasiden nasibini almamışsa, hâlâ sinsi faşist ve sinsi totaliter bir rejimle yönetiliyorsa, o ülkenin kendisi değil ama sistemi, rejimi ve devleti her türlü ağır eleştiri ve radikal mücadeleyi hakkeder. Bunu kimi fikirle yapar, kimi de silahla. Yani durumun Nazi Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı ya da Vichy Fransa’sıyla fazla bir farkı yok. Totaliter rejimlerle mücadele her bireyin, demokratın, liberalin, sosyalistin, komünistin en tabii hakkıdır. Bu noktada nefret edilen ülke, ya da halkı değil, rejimin bizatihi kendisidir. Fransızlar bile 2010 yılında nihayet Vichy rejiminin gerçek adını ancak koyabildiler: Faşizm. Burada hâlâ faşist bir rejimde yaşadığımız bilinmiyor. Türkiye’deki rejimin adı siyaset bilimine göre tipik bir faşizmdir. Tabii biz burada ülkenin Başbakanının, demeçlerinde sürekli Nazizm ve Faşizm arasında gidip gelmesinden bahsetmiyoruz. O küçük bir detaydır. Kurulmuş olan devlet ve rejimin niteliği 12 Eylül darbesiyle birlikte faşist olmuştur. İşte Doğan herkesten önce bu faşizmi tespit etmiş, yazmış, yayınlamış ve mücadelesini vermiş ve hâlâ veren bir gazeteci olduğu için en büyüktür. Bu tür insanlara “Büyük Adam” denir. Türkiye’de on yıllardır her düzeyde başbakanlardan bakanlara, genelkurmay başkanlarından gazete yöneticilerine kadar hep küçük adamlarla muhatap olunduğundan, Büyük Adam’ın ne anlama geldiğini pek bilen kalmadı. Ama dünya tarihini iyi bilenler siyasette olsun, entelektüel dünyada olsun Büyük Adamlar’ın kimler olduklarını çok iyi bilirler.

Şimdi Doğan, bu Büyük Adam’lığa giden yolu, yazdığı ve geçtiğimiz günlerde Belge Yayınları’nda çıkan otobiyografisi ‘Vatansız’ Gazeteci adlı kitabıyla anlatıyor. İlk bölümü sürgün öncesini kapsıyor. Yayınlanacak ikinci bölüm ise sürgün yılları olacak. Nasıl Büyük Adam olunacağını öğrenmek için okumakta sayılmayacak kadar yarar var; çünkü bu ülkenin gerçek bir demokrasiye geçmek için yeni Büyük Adamlar’a ihtiyacı var. Hem de çok acil olarak...