Ya sol, ya da totalitarizm

Erol Özkoray - 26/03/2010 22:38:42 (579 okunma)


Ya sol, ya da totalitarizm

Bu ülkede niçin güçlü bir sol parti ve kurumsallaşmış bir liberal (sağ) parti olmadıgını hiç düşündünüz mü? Türkiye'de klasik bir sol ve sağ parti yok diye hep söyleriz de, bunun nedenlerine pek eğilmeyiz, hele hele bu yokluğun siyasi olarak ne sonuçlar doğurduğuna da pek dikkat etmeyiz. Aslında Siyaset Bilimi açısından açıklanabilir bir durum karşısındayız. Ülkede çok mühendisi olduğu için bir de onların dilinden konuşursak, saf matematiksel bir olgu karşısındayız .

Geçen gün sevgili Hüseyin Çakır ' ın arşiv yazılarını okurken, beynimde bir şimşek çaktı. Aşağı yukarı şöyle diyordu: "Kardeşim demokratikleşmeden bahsediyorsunuz da, içinizde kaç kişi bugüne kadar demokrasi içinde yaşadı, bunun ne olduğunu biliyor da, demokratikleşme politikaları üzerine ahkam kesiyor" . Ana fikir buydu. yurtdışında okuduğum, orada uzun yıllar çalıştığım, siyaset yaptığım ve hala bir ayağım orada olduğu için demokrasi benim için normal bir ortamı oluşturuyor. Dolayısı ile Çakır'ın sınıflamasına girmiyorum, ama onun bu saptaması sayesinde kendi durumumun farkına varabildim. Demokrasiyi tanımamak ve demokrasi kültürü yoksunluğu bazı sözler ile davranışların "[b]normal" gibi kabul edilmesine bile yol açıyor Örneğin bir televizyon programında Balçiçek Pamir’in “peki, sivil dikta, askeri diktadan daha iyi değil mi?” sorusu buna en güzel örnek. Ana kavramlar eğitimle verilmediği için, insanlar çok ilginç bir şey söylediklerini sanarak böyle siyasi garabetlerin içine düşüyorlar. Pamir’in her programında en az birkaç tane böyle ağır siyasi gaf var. Aynı yolu izleyen bir başka program da Medya Müfettişi. Oradaki kızcağız ise, hiç ama hiçbir şey bilmiyor. Siyaseten söylediği hemen her şey yanlış. Tabii her iki program da pek izlenebilecek gibi değil. Davetli olan bazı seviyeli entelektüeller –örneğin Burhan Şenatalar- ayar vermeseler yanlış ve hatalar yürüyüp gidecek. Bu durum Hüseyin Çakır’ın saptamasını da doğruluyor: Demokrasi mi gördünüz ki, doğru olanın ne olduğunu biliyorsunuz!

Paris, Londra, Roma, Berlin ya da Madrid'de yaşamadığımıza göre, maalesef insanların siyasi terminoloji ile ilgili fazla bir şey bilmediği, kasten öğretilmediği, ya da yanlış bildikleri varsayımından yola çıkmak durumundayız. Türkiye'de sol ve sağ partilerin bulunmaması bilimsel olarak faşizm'le açıklanır . Aynı anda hem sosyalizme, hem de liberalizme düşman olan dünyadaki tek siyasi doktrin faşizm'dir. Türkiye'de sol ile sağ partiler bugün yoksa ortadaki tarihi ve siyasi gerçek şudur: Demek ki, faşizm bu ülkeden geçti! Siyaset Bilimi açısından durum bu kadar net ve berraktır.

Peki hâlâ sol ve sağın olmaması nasıl açıklanır ? Faşizm demek ki hâlâ sürüyor! Bunu sürdüren de 12 Eylül rejimidir. Solda olduğum, çoğulcu ve demokratik sosyalizme İnandığım için, beni özellikle genel olarak SOL'un durumu ilgilendirdiğinden bu akımın önünü açmak ve kitleselleştirmek için, 12 Eylül'ün 1982 Anayasa'sının temellerini attığı Sinsi Totaliter Rejim 'de ( STR) tamamen ortadan KALDIRILMASI gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi de yeni bir Sivil Anayasa ile olur, demokratikleşmeyi engelleyen, Solun önünü tıkayan makyaj Anayasa revizyonları ile değil. Demek ki SOL'un önünü açmak için ilk önce faşizm'i ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu arada, nasıl tek totalitarizm yok totalitarizmler varsa, tek bir faşizm de yoktur, faşizmler vardır. 12 Eylül'le vücut bulan, yerleşen ve tam 30 yılda kurumsallaşan da Türk Usulü Faşizm'dir. Onun için Ergenekon'lara rağmen STR yerinden kıpırdamıyor, sadece cilası gidiyor. STR'nin kurumları yerli yerinde, fırtına geçtikten sonra iş bir tek yeni boya ve cilaya kalmış! Totalitarizm bugünden yarına yıkılmıyor. Ama SOL'un ve DEMOKRASİNİN önünü açmak için yıkılması şart. Bunun da yolu, tamamen askerden arındırılmış, sivil Anayasa'dan geçer. Faşizm'den başka kurtuluş yolu yok.

Peki , sağ ve sol partilerin olmaması nasıl bir siyasi sistem doğurur? Bunun bir tek cevabı var: Totaliter Rejim. Bir siyasi sistem ve partiler sistemi içinde sol ve sağ partilerin yer almaması doğrudan totalitarizmi tetikler, totaliter ciddi tehlike karşısında kalınır ve rejim totalitarizme kayar. Askerler 1980 yılında STR'yi kurarken zaten ana hedefleri solu ve sağı yok etmekti. Bunu başardılar ve STR hayata geçirildi. Sol ile sagı silmek için merkez diye bir Garabet icat ettiler. Halbuki siyaseten merkez diye bir ana akım yoktur. Ana siyasi akımlar çifttir ve sol ile sağdan oluşur. Siyasi konum olarak bir merkezden bahsedilebilir, ama bu durum da geçicidir. Merkez partiler çıkarcı partilerdir, yolsuzlukları desteklerler, koalisyonlara Stepne olurlar, işlevleri bitince de en iyi ihtimalle küçülürler, normal olarak ise yok olup giderler. İşte ANAP ve DYP'nin durumları. Onun için bugün İslamcı Parti ile TSK Partisi baş başa kaldılar. Her ikisinden çıkacak yolun da demokrasi ile uzaktan yakından bir ilgisi yok. Her iki seçenekte de, totalitarizm devam edecektir.

Totalitarizm belasından kurtulmanın yolu, Acilen SOL'u inşa etmekten, SOL'u kurmaktan geçiyor. Bu SOL demokratik sosyalist olacak ( ve ağırlıklı önemli bir kanadını da sosyal demokrasi oluşturacak ) ve hedefini de geniş bir kitlesel parti olarak belirleyecek. 10 Aralık Hareketi gibi olumlu çabaların, Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) gibi yeni kurulan SOL partilerin başımızın üstünde yeri var. Ben SOL parti olarak Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ni de görüyorum. Özellikle Kürtler ve Aleviler üzerinden geniş bir SOL mutabakat sağlanabileceğine ve bunun totalitarizmi sona erdireceğine, demokrasiye geçişi hızlandıracağına da inanıyorum. Totalitarizm’den kurtulmak için, ilk önce kendimize, yani SOL’a güvenelim. Islam soslu otoriter çözümler, orduya karşıymış gibi görünen sözde sinsi mizansenler, bizim demokrasi projemizi sadece geciktirir. Önümüzde iki seçenek var: Ya totalitarizm sürecek, ya da SOL, faşizmi sona erdirecek olan iktidar yolunda yürüyecek.