2000'e sekiz kala*

    

     20. asrın sonuna geldik. Yani, insan soyunun İsa'dan sonra ikibin yıllık geçmişinin; 3000'inci senesine doğru sürecek serüvenin eşiğindeyiz. Şimdi, bu asrın halen yaşayan bireyleri olarak şu soruyu sormalıyız kendimize: nedir içinde bulunduğumuz durumu belirleyen temel unsurlar? Birincisi: insanlığın eşitlik için sömürüsüz bir dünya için köleci toplumdan bu yana verdiği uzun kahırlı mücadelelerin sonunda, üzerinde yaşadığımız gezegenin bir bölümünde bu asrın başında  (Ekim 1917'de) kurduğu yeni düzenin başarısızlığa uğrayıp, asrın sonunda (1980'li yıllarda) çökmesi ve yok olmasıdır. Bu durum, emeğin kurtuluşuna, insan düşüncesinin özgürleşmesine kendini adamış çağımızın yaşayan biz insanlarına büyük acı veriyor, derin ruhsal bunalımlara neden oluyor. Birinci olgu bu.  Ve yarattığı görünüm iki kutuplu bir dünyadan, tek kutuplu bir dünya fotoğrafı. Bu fotografta, tek bir sistem kapitalist bir sistem ve onun en gelişmişi A.B.D. nin engellenemez zannedilen sınırsız gücü imajı yansıyor. Tabii ki bu bir görünüm ya da görünümün bir parçası. Oysa hakikat bundan ibaret değil ; olmaz, olamaz, olamayacaktır da. Çünkü insanlık onuru sömürüyü hazmedemez. A.B.D. nin kölesi olmaya da razı olmaz. 

    Şimdi izninizle , içinde bulunduğumuz durumu belirleyen temel unsurlar nedir sorusuna bir kez daha dönelim. Milattan sonra geride kalan ikibin yıla bir göz attığımızda; canlı alemin muhteşem yaratığı insanın , en muhteşem parçası 1300 gr. ağırlığındaki beyninin bilim, sanat, teknik ve kültürel alanlarda ürettiklerinin birikiminin bir patlamasını yaşıyoruz 20. asrın biz insanları. Adını hepimiz biliyoruz:Bilimsel Teknolojik Devrim. İşte bu belirleyici en genel ikinci olgu. Bu ise,birincinin yarattığı karamsarlığın tam tersine, umut veriyor yeniden insana ; bol üretin sayesinde sömürüsüz ve savaşsız bir dünya kurmak için. 

     Buraya kadar içinde bulunduğumuz durumun analizinde , sözünü ettiğimiz iki temel unsurun öne çıkması , bir yandan en genel geçeri tesbit edebilme endişesinin , diğer yandan da siyasi bakış açısının esas alınmasının bir sonucudur. Oysa biliyoruz ki , insanlığın içinde bulunduğu bu günkü durumu belirleyen temel unsurlar , sorunlar çok daha fazladır. Örneğin; eşitliğe varabilmede cins ayrımcılığının son bulması, bilhassa ülkemiz için ulusal sorun, sömürünün devam etmesi, insan haklarının ihlalleri;işkencelerin sürmesi , idam cezası, çevre sorunları, Afrika da açlık , geri kalmış ülkelerin zengin ülkelere borçları ( Türkiye'nin 50 milyar dolar) Tüm bunlar , yer ve zamana göre değerlendirilecek , saydığımız iki unsur kadar siyaset yaparken hesaba katılacak belirleyici sorunlardır. Örneğin; Türkiye'de Kürt sorunun çözümünün güncel yakıcılığı gibi... Ya da Biafra da ki açlık ... Ya da tropikal ormanların yok olması... Ya da kadınların erkekler tarafından dövülmesi, tecavüze uğraması gibi... 

     Buraya kadar aklımızın yettiği ölçüde durum tespiti yapmaya çalıştık. Şimdi işin en zor kısmına geldik. Biz siyasetçiler aynen hekimler gibi olmalıyız. Öncelikle çözmek istediğimiz soruna doğru teşhis koymalıyız. O zaman hiç korkmadan, gelin birlikte kendimize soralım;nedir dünyanın bu hali? Ünlü halk deyişiyle '' ÇİVİSİNİN YERİNDEN OYNADIĞIDIR''. Çok doğal ki buna bağlı olarak bizlerin de beyin çivilerinin yerinden oynamış olmasıdır. İşte bu nedenledir ki bu gün, sorunların çözümünde mevcut kavramlar, değer ölçüleri , düşünce kalıpları, kurumlar, yapılar ve sistemler akla yatkın çareler üretemiyorlar. Bu yüzdendir ki hayat YENİLENMEYİ dayatıyor ayrımsız herkesin önüne. 

       Bu büyük alt üst oluşun , bu derin karmaşanın içinden çıkabilmek, yol gösterici olabilmek için çaba harcayan biz siyasetçiler, politik faaliyetin en yaşamsal meselesine İLKE sorununa gelmiş bulunuyoruz. Siyasetin kabul etmediği tek şey karamsarlık ve umutsuzluktur. Gerçekten de bugün insan aklının ölüm hariç çözemeyeceği hiç bir şey yoktur. O zaman çıkış için yöntemsel ilke ne olmalıdır? Çağımızda bu ,ARAYIŞtır. Beyinlerimizin hummalı bir arayış içinde olmasıdır. Yöntemsel araç ise her taşın altında kötülük aramak değil; hakikati bulabilmek için kuşku duymak. Yıkmak için değil; yapıcı olmak katkı yapmak için eleştirel ve aynı zamanda tabulardan ve dar kalıplardan arınmış ön yargısız bir mantık. 

      Sonuç olarak bu asgari ortak noktaları yakalayabildiğimiz ölçüde nisbeten de olsa işlerimiz kolaylaşacak gibi geliyor insana. 

 

Bu yazı, 23-KASIM-2015 tarihli  Taraf gazetesinde yayınlanmıştır.                                                   

 

      

 

 

       * 2000'e sekiz kala 5 Ekim 1992 tarihinde yazılmıştır. Eşitlik mücadelesinde bir kez daha mağlup olan insanların ruh halini anlatmaya çalışmaktadır.