İKİ MUSTAFA KEMÂL

 

 

 

 Mustafa Kemâl Paşa: 19 Mayıs 1919’da Samsun’a  çıktım. Nutuk’tan;cilt1,sayfa1,satır1 

Amasya Tamimi 22 Haziran 1919 Kurtuluş Savaşının gerekliliği,  amacı, ilkeleri. 

 

Erzurum Kongresi 23 Temmuz-7Ağustos 1919 Doğu Bölgesi temsilcilerinden  oluşur. 

 

Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919 Ülkenin her tarafından gelen delegeler.  Genel Kongre. 

23 Nisan 1920 ve en nihayet, Mustafa Kemâl Atatürk’ün en büyük eserim dediği; Türkiye Büyük Millet Meclisi; gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken Meclisimiz, 

Kurtuluş Savaşını yönetmiş, dünyada bir eşi daha olmayan; Gâzi Meclisimiz açılıyor. 

 

Peki, biz ne yaptık, ne yapıyoruz? 

27 Mayıs 1960’tan beri; onun îtibarını iki paralık etmek için, ne lâzımsa yapıyoruz. 

 

12 Mart,12 Eylül,28 Şubat,2007 Elektronik muhtıra say say bitmiyor.  

 

Ve en nihayet utanç verici 15 Temmuz. İkiyüzkırkdokuz demokrasi  şehidi, ikibini aşkın gâzi. 

Jetler Meclisi bombalıyor, makineli tüfeklerle tarıyor. Hava Kuvvelerinden sertifikam var;  ekmeğimi kazanmak için pek çok iş yaptım. Ama, ikisine  aşığım; biri pilotluk diğeri sendikacılık. 

 

O gece pilotluğumdan utandım.  

O pilotların FETÖ’cü olduğuna inanmadım. Hâlâ da inanmıyorum. Onlar karışık; Atatürk’çü cuntacı damar, fetöcüler ve ERGENEKON. Fetö ile Ergenekon yapışık ikiz iblis. 

 

15 Temmuz darbesinin beyni de, gerçek vurucu gücü de ERGENEKON’DUR. 

 

Onu bilir,onu söylerim. 

Gelin biz, mâkus tâlihimizin döndüğü zamanlara dönelim; Sakarya Meydan Muharebesine 23 Ağustos 1921-13 Eylül 1921. 

 

Yunan ordusu Sakarya nehrinin doğusundan taarruza geçmiş; Ankara’yı almak için. 

Yirmiiki gün, yirmiiki gece boğaz boğaza, göğüs göğse tarihin en uzun en kanlı meydan muharebesi. 

Sakarya kırmızı akıyor. 

 

Ve tarihin sahnesine askerî bir dehâ çıkıyor. 

Ordusuna, o güne kadarki savunma stratejilerini  altüst eden, emrini veriyor; ”hattı müdafâ yoktur, sathı müdafâ vardır. Satıh; vatanın her bir karış toprağıdır.” 

 

En ön safta subaylar; düşen düşüyor; yok olan birliğin yerine yanındaki geçiyor. Onun için Sakarya  Meydan Muharebesinin bir adı da; Subay savaşıdır. 

 

Cephe böyleyken; TBMM’de tartışmalar; meclisi doğuya taşıyalım. Top sesleri Polatlı’dan duyuluyor. 

 

Kürdistan milletvekili beyaz sarıklı, aksakallı Giyap Ağa ilk defa söz istiyor ve kürsüye  çıkıyor; ‘Ben buraya kaçmaya değil; ölmeye geldim. Çekilmeye karşıyım.’ 

Yunan ordusu da cepheyi yaramayıp; çekilmek zorunda kalıyor. 

 

Meclis, isminin başına GÂZİ ünvanını eklerken; Gâzi Mustafa Kemâl Paşa’ya da mareşal rütbesi veriyor. 

Buraya kadar, Gâzi Mustafa Kemâl Paşa kâlbimde ve başımın üstünde. 

 

*”ÖLÜMSÜZ ATATÜRK”     

  Tarih,29 Ekim 1923 Gâzi, sandalyenin üstüne çıkmış, Meclis’te konuşuyor; ”Efendiler, bugün cumhuriyet ilân edilecek. İhtimâl ki bâzı kelleler gidecek.”  

Ve, cumhuriyet 21 pâre top atışlarıyla kabûl ediliyor. 

Halkın bundan haberi var mı? Yok.  

 

İşte, bu tarihten 10 Kasım 1938’e kadar; Mustafa Kemâl Atatürk’ün tepeden inmeceliğine, tek adamlık yönetim tarzına ve yaptıklarına hayır. 

Hele, Dersim katliamı gerçeğine vâkıf olduktan beri; yüreğim acıyor, vicdanım isyan ediyor. 

Ve yine karşıma bir pilot çıkıyor; hem de kadın. 

Ata’nın manevî evlâdı; ne hazindir ki, bir Ermeni kızı; Sabiha Gökçen. 

 

Yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek demeden insanları nasıl bombaladığını; arkadan da makineli tüfekle  nasıl taradığını rahatlıkla anlatabiliyor. 

Ata’sından da madalyasını alıyor. Mâsum insanları öldürmek; ne büyük kahramanlık! 

En vahimi; ulus devlet yaratacağım diye;1915’ten başlayarak Ermenileri ve tedricen çeşitli yollarla Rumları yok derecesine getirdik. 

 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte; Kurtuluş Savaşını birlikte yaptığımız; bir taraftan Müslüman da olan ve  federasyon sözü verdiğimiz, onbin yıldır Mezepotamya’da yaşayan anadilleri Kürtçe’yi  konuşan; Kürtlere de yoksunuz dedik. 

Etki tepki yasası; onlar da, varız diyorlar. 

 

Sonuç: cumhuriyet tarihi boyunca yirmi dokuz KÜRT İSYANI. 

En sonuncunun bedeli;1984’ten bu yana ellibinin üzerinde insanımız can verdi. Onbinlercesi de  rûhen ve bedenen sakatlanmış olarak aramızda dolaşıyorlar. 

Hâlâ, tutturmuş Atarürkçülük diye gidiyoruz. 

 

Yükselen değermiş; yok öyle bir şey. Atatürkçülük diye, Kemalizm diye bir ideoloji yok. 

 

Menfaati olanların, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşındaki saygınlığı üzerinden, uydurdukları bir şey bu. 

En büyük kötülüğü de, ona yapıyorlar. 

 

İdeoloji diye, bugün ne var? “İzmir’in dağlarında çiçekler açar.” Başka; Nutuk var. O, ideolojik veya 

teorik bir metin değilki. Atatürk orada kendi bakış açısıyla, kendine kayırarak Kurtuluş Savaşının 

hikâyesini anlatmış. Bir de, Kâzım Karabekir Paşanın “İSTİKLÂL HARBİMİZ” kitabına bakın. 

 

Ha bir de, CHP’nin altı oku var;” cumhuriyetçilik, devletçilik, milliyetçilik, halkçılık, lâiklik, devrimcilik” 

Bunların kaçı günümüzde geçerliliğini koruyor? Kaçı bize sorunlarımızın çözümünde yol gösteriyor? 

Yirmibirinci asırdayız. 

 

Cumhuriyet kurulalı doksandört yıl, Atatürk öleli yetmişdokuz yıl olmuş. Ölmüş bir insandan medet ummanın bir anlamı yok. 

 

Atatürkçülük, Türkiye demokrasisinin önünde en büyük engeldir.Takozdur. 

 

CHP altı oku kendi ameliyat masasına yatırabilecek mi? 

Gâzi Mustafa Kemâl Paşa’nın Samsun’daki, Ankara Ulus meydanındaki ve İzmir Alsancak meydanındaki heykelleri onu unutmamamız için yeterlidir. 

 

Bir de, Kurtuluş Savaşının tüm şehitleri ve gâzileri için “Kurtuluş    Savaşı Şehitleri ve Gâzileri Mezarlığı  yaptırmalıyız. Mustafa Kemâl paşa ve silâh arkadaşları yan yana; Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet Paşa, Amiral Rauf Orbay, Kâzım  Karabekir Paşa, Salih Omurtak, Celal Bayar(Galip Hoca)…. 

 

Ayni, Hz.Muhammed Mustafa’nın Medine’de Mescid-i Nebi’de yol arkadaşları; Hz. Ebûbekir, Hz.Ömer’le yan yana yattığı gibi. 

 

Bir âyet;”aklını iyiliğe kullanmıyanın başına pislik yağdırırım. ”diyor. 

 

Gelin biz de, yakıcı sorunlarımızı en iyi nasıl çözebiliriz aklımızı kullanalım. 

 

Öncelikle akan kanı nasıl durduruz? Burada, iş PKK’ya düşüyor. Türkiye’de silahlı mücadeleyi bırakmalıdırlar. 

Kürt sorununu da demokratik siyasetle; Kürtler ne istiyor, nasıl yaşamak istiyor konuşarak;  

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDE çözmeliyiz. 

Evrensel demokrasinin kazanımlarını kapsayan, kendi demokrasi deneyimlerimizi harmanlayan, herkese eşit adâlet sağlayan bir hukuk sistemi, her türlü inancı ve fikir özgürlünü, yaşam biçimlerini güvence altına alan; YEPYENİ BİR ANAYASA yapmalıyız. 

 

Faik Güleçyüz 

“emekli subay” 

 

*ÖLÜMSÜZ ATATÜRK  Vamık D. Volkan psikiyatri profösörü   Norman Itzkovıtz tarihçi( Bağlam yayınları) 

Bu kitabı,Atatürk’çülerin mutlaka okumalarını tavsiye ederim.