Keşke omasaydı *

 

 

1963 Hava Hava Harp Okulu mezunuyum. Hava Kuvvetlerinden

pilot sertifikam var. Ayrıca,Kara Kuvvetlerinin Tuzla Piyade Okulunu bitirdim.

Kütahya Hava Er Eğitim Tugayında birbuçuk yıl takım komutanlığı,beşbuçuk yıl da

bölük komutanlığı yaptım.Kıdemli üstteğmendim.Evliydim.İki çocuğum vardı.

31 MART 1972 tarihinde re’sen emekli edildim.

Altmışlı yetmişli yıllar. 1965 seçiminde Türkiye İşçi Partisi (TİP) onbeş milletvekili ile

TBMM’ne girmiş.Tek kelimeyle devrim.

Arkadan DEV-GENÇ dalgası geliyor.Dünyada ve ülkemizde sol fırtınalar esiyor. İlk defa

Marksizm’in klâsikleri, başta KAPİTAL Türkçe yayınlanıyor.Çetin Altan Meclis kürsüsünü

sallıyor. Akşam gazetesinde köşesi “TAŞ” Taş gibi şeyler söylüyor,düzene dair.

Etkilenmemek mümkün değil.Çetin Altan’ın müdavimi oluyorum.Gönlüm TİP’te.

Ama,halâ CHP’ye oy veriyorum.

O zamanlar 20. Asırdayız.Sovyetler Birliği var. Mao’nun Sosyalist Çin’i var. Fidel Kastro

Che GUEVERA kır gerillâsıyla Batista’yı devirmiş Havana’yı ele geçirmişler. Güney Amerika’nın

hertarafında şehir ve kır gerillaları kol geziyor.Viyetnam’da Ho Şi Min’in önderliğinde

viyetkong ABD’ye kök söktürüyor.İşte,dünya böyle bir dünya.

Derken,bizim Hava Harp Okulu’nun en meşhur devresi 68’lilerin piyadeleri Tuzla Piyade

Okunu bitirip Kütahya’ya geldiler.Tugayda Muhsin Batur’un cunta teşkilatı da var.

Genç subaylar okuyoruz olayları takip ediyoruz,aramızda tartışıyoruz.DEV-GENÇ’e

özel bir sempatimiz var.

Örgütlenmeye karar verdik.

1970 yılının sonları ekim veya kasım ayı olabilir.Beş subay benim odamda toplantı yaptık.

Marksizim doğrultusundaki program ve tüzüğü tartıştık kabûl ettik. Ve İKİNCİ KURTULUŞ

SAVAŞI ORDUSU adıyla illegâl örgütümüzü kurduk.Aralarında benim de olduğum

üç kişilik komiteyi seçtik.

Elle yazılmış bu program ve tüzük,ilaç tüpünün içinde Tugayda bir ağacın dibinde

gömülü olararak duruyor.Devlet izin verirse,belge olarak arşive girmesi için yerini

göstereblirim.

Bizim dışımızda Hava Kuvvetlerinde pek çok yerde örgütlenme çalışmaları var.Duyuyoruz,

biliyoruz. Nereleri derseniz; başta Ankara.Orada yüzbaşı Orhan Savaşçı var.Mahir Çayan’ın

kayınbiraderi olur.Başlangıçta örgütlenmenin liderliğini Muhsin Batur’un has adamlarından

rahmetli Binbaşı İbrahim Keskin yürütüyor. Sonra bizden ayrıldı.Ayrıca;Afyon,Eskişehir,

İzmir, İstanbul,Kayseri,Merzifon,Diyarbakır’da da faaliyetler var.12 Mart’tan sonra bu yerel örgütler Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü adı altında birleşti.

Ve 12 MART 1971 Muhturası. Demirel şapkasını alıp gitti.

12 Mart’ın hemen öncesi, Deniz Gezmiş yakalandı.İdamla yargılanıyorlar.

Mahir Çayan liderliğindeki gerillâ timi 17 Mayıs 1971 günü İsrail İstanbul başkonsolosu

Efraim Elrom’u kaçırdı.

TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTSİ-CEPHESİ imzalı bildiri yayınlandı.Deniz’ler idam edilmeyecekler.

Böylece, TÜRKİYE THKP-C’yi duymuş oldu.

22 Mayıs 1971 günü ELROM İNFAZ EDİLDİ.

1 Haziran 1971 günü Maltepedeki çatışmada Hüseyin Cevahir hayatını kaybetti. Mahir Çayan’da

tabancayla intihara teşebbüs etti ve ağır yaralı olarak yakalandı.

THKP’nin subay üyelerinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda,29 Kasım 1971 günü Mahir Çayan,

Ulaş Bardakçı,Ziya Yılmaz,Cihan Alptekin ve Ömer Ayna Maltepe Askerî Ceza Evinden kaçtılar.

THKP ikiye bölündü.Bir tarafta,bu yol yanlıştır diyen merkez komitesi üyeleri Yusuf Küpeli ve

Münür Ramazan Aktolga diğer tarafta Mahir Çayan,Ulaş Bardakçı,Ziya Yılmaz ve yuzbaşı

Orhan Savaşçı.

Askerî örgütün tamamı Mahir’den yana oldu.Yani,gerillâ savaşı halk savaşı doğru mücadele

yoludur dedik.

Ve şehir gerillâsı faaliyetini yürütecek,herbiri beş subaydan oluşan dört tim kuruldu.1972 Ocak

ayında tim toplantıları yapıldı.Bizim tim İstanbul’da Taksim cıvarında bir evde toplanmıştık.

Tim komutanı örgüt isimlerimizi açıkladı.Benimki Murat’tı.Eylem talimatı beklemek üzere

birliklerimize döndük.

Bir hafta kadar sonra birgün,örgütün genel koordinatörü teğmen Mehmet Alkaya Kütahya’ya geldi.

İrtibat görevlisi olarak istanbul’a gideceğimi söyledi.İstanbul’a geldim.Fındıkzade’de bir örgüt evine

gittim. İrtibat görevini bana tesllm eden arkadaş belde taşınması kolaydır diyerek,baretta marka bir

tabanca verdi.Mahir’in örgüt adının HASAN,Ulaş’ın CEVDET,Ziya’nın da MEMDUH olduğunu

söyledi.İş adamı Sıtkı Koçman’ın işyerlerinin ve evlerinin adreslerinin bulunduğu bir listeyi

vererek,bu adam kaçırılacak fidyealınacak,hakkında istihbarat yapacaksın dedi.

Ben İstanbul’a gelmeden birkaç gün önce Mahir Ankara’ya gitmiş.Karşılaşmak kısmet olmadı.

Levent’teki örgüt evinde Ziya,Ulaş ve Ülkü Cafer Ahmet kalıyorlardı.

13 Şubat 1972 günü Fındıkzade’den Levent’teki eve gittim. Akşamdı hava kararmıştı.Evin

yakınına geldiğimde askerlerle karşılaştım.Aralarından geçtim,evin önü polis kaynıyordu.

Meğer az önce baskın yapılmış,çatışma olmuş; Ziya,Ulaş ve Ülkü Cafer kaçmışlar.

Fındıkzade’deki eve döndüm.Arkadaşlara durumu anlattım.Ne oluyor öğrenmek için

Kızıltoprak’a gideceğim.Orada İstanbul sorumlusu rahmetli yüzbaşı Haldun Yeşil var.

Arkadaşlara bu gece dönmezsem,bilin ki yakalanmışımdır,ona göre tetbirler alınsın dedim.

Kızıltoprak’taki evde yakalandım.İki polis eşliğinde Kadıköy karakoluna götürüldüm.

Şimdi bütün derdim,Sıtkı Koçman’ın adres listesi.Âmire tuvalete gidebilrmiyim dedim.

Tabi dedi.Listeyi buruşturdum attım ve sifonu çektim.Hayatımın da en derin ohunu çektim.

Yarım saat kadar sonra,ilerki yıllarda adının Fehmi olduğunu öğrendiğim bir karacı albay,

yanında Amerikan filmlerindeki gibi siyah fötr şapkalı,uzun siyah paltolu iri kıyım iki kişi

hadi gidiyoruz dediler.Ellerim arkadan urganla bağlandı.Dışarı çıktık.Orada siyah steyşın

bir araba.Bindik.Albay önde.Ben ortalarında arkadayız.Gözlerim siyah bir bezle sıkıca

bağlandı.Hareket ettik.

Arabayı dolaştırıyorlar.Belli ki,yönümü şaşırıp istikameti tayin etmiyeyim.Yani.beni

götürdükleri yeri saklıyorlar,öğrenmemi istemiyorlar.

Korkunun ecele faydası yok.Şu anda orayı Türkiye ve bütün dünya biliyor. KONTRGERİLLA’nın

karargâhı ve işkencehanesi ZİHNİ PAŞA KÖŞKÜ.

Ben orada yirmiiki gün kaldım.Elektrik işkencesinin ilk uygulandığı kobaylarındanım.

İşkenceci de ,o zamanlar henüz çömez Mehmet Eymür. Analiz adlı kitabında yaptıklarını

aleni söylüyor ve de savunuyor.

Sorguda ben birşey bilmiyorum deyip,iş uzayınca durdular,gözlerimi açtılar.Karşımdaki

sandalyedebir karacı general oturuyor.İyi polis rolünde.Meğer Memduh Ünlütürk’müş.

Ben yine birşey bilmiyorum deyince,”gebertin bu pezevengi”deyip gitti.

Dışarıda neler oluyor hiç haberim yok. 19 Şubat 1972 gecesi saat 02.00 de

Fındıkzade’ki çatışmada Ziya ağır yaralı olarak yakalanmış.Ayni günün sabahı Arnavutköy’de

Ulaş’ı kaybetmişiz.

30 Mart 1972 Kızıldere’de,hem yoldaşım hem de silah arkadaşım 1968 mezunu Teğmen

Saffet Alp’le birlikte ON arkadaşımızı katlettiler.

TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ’nin geriye kalan kadrolarının tümü de hapishanelerde

ve işkencehanelerde.

Böylece,KONTRGERİLLA’nın 11 Şubat 1972 günü başlattığı operasyon kırkyedi gün sürmüş

30 Mart 1972 KIZILDERE katliamıyla da THKP-C bitirilmiştir.

Selimiye üniversitesinde ikibuçuk sene siyasi master yaptıktan sonra,1974 affıyla hapishaneden

çıktım. Siyaseten ne yapacağımı bilmiyordum.Ama,ne yapmacağımı kesinkes biliyordum.

Türkiye’de silahlı mücadeleyle bir yer varmak, bana göre mümkün değildir.Kendi tecrübemden

çıkardığım en önemli ders budur.

Kırkbeş yıllık siyasi hayatımda,KEŞKE OLMASAYDI dediğim tek konu; Türkiye Sosyalist Hareketine

silahlı mücadele fikrini sokan kişilerden biri olmak.

Halimiz ortada.Solun bir türlü vazgeçemediği silah sevdası uğruna ,her yanımız kan revan.

 

*KEŞKE OLMASAYDI 01 EYLÜL 2015 tarihinde TARAF gazetesinde yayınlandı.

 

*Oktay Etiman, Mahir Çayan’a “askerlere güvenme demiş.” İnternette var.

Mahir yaşamıyor. Cevabının ne olduğunu bilemiyoruz.Bilemiyeceğiz de.

Ama, KIZILDERE’de katledilen teğmen SAFFET ALP’in kemikleri sızlıyor.

Etiman’ı yoldaş zannediyordum. Hiçbirşey değilmiş.

Askerlere neden güvenilmezmiş? Etiman,başta THKP’nin subaylarına, assubaylarına,

Hava Harp okulu öğrencilerine ve de kamuoyuna açıklamak zorundadır.

Bir de, Mahir Etiman’a yüzbaşı İlyas Aydın’a MİT’ten ajanlık teklifi geldi demiş.Bunu

Yüzbaşı Orhan Savaşçı’ya (İlyas Aydın’ın devre arkadaşıdır) sordum. Yok öyle birşey dedi.