Türkler ve Kürtler

 

 

Kürtler, Mezopotamya ‘daki beşbin yıllık yaşamlarının  en önemli virajına girmek üzereler; “25 Eylül Bağımsızlık referandumu”  Bağımsız devlet, Kürtlerin analarının aksütü gibi helâl. 

Birleşmiş Milletlerin Merkezinin önünde,sarı yeşil kırmızı Kürt bayrağı, yüzdoksandördüncü devleti temsilen dalgalansa; kıyamet mi kopar? 

Kürt millî takımları,sporcuları olimpiyatlara katılsa,güzel olmaz mı? 

Bence,dünyaya yepyeni bir heyecan dalgası gelir. 

BARIŞ rüzgârları eser. 

Anadilde eğitim; Kürtlerin, yaradılıştan  gelen; analarının aksütü gibi en helâl hakları. 

Bu dünyada, istedikleri gibi yaşamak; “NE MUTLU KÜRDÜM” diyebilmek; analarının aksütü gibi helâl. 

Biz Türkler, M.S. 1071 yılında Malazgirt  ovalarına gelmişiz. Anadolu’ya  ayak basmışız. 

Geldiğimizde; M.Ö. 2500 yılından beri,orada yaşayan Kürtler vardı. 

Kürtçe konuşuyorlardı. Kur’an ve Hz. Muhammet’e inanıyorlardı. 

Namaz kılıyor, oruç tutuyorlardı. 

Şafî idiler. Fark, o kadar. 

Ülkemizi, düşmanlar istilâ etti. 

19 Mayıs 1919 Kurtuluş Savaşı başladı. 

23 Nisan 1920 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ açıldı. 

Yurdun dörtbir yanından seçilmiş gelmiş millet vekilleri; Lâzistan’dan, Kürdistan’dan  Trakya Rumeli’nden, Egeden,Akdeniz’den hertaraftan.. 

Derken; Yunan ordusu geldi,Sakarya’ya dayandı. 

Türk ordusunun savunma hattı, düştü düşecek. 

Ve; tarihin sahnesine Mustafa Kemâl Paşa çıktı. 

O güne kadarki; bütün savunma stratejilerini altüst eden emrini verdi  ordularına;  Hattı  müdafâ yoktur. Sathı  müdafâ vardır. Satıh; vatanın  her karış toprağıdır.” 

Göğüs göğüse, süngü süngüye,gırtlak gırtlağa bir savaş başladı. Subaylar ve Mehmetçikler omuz  omuza, yan yana düşüyorlar toprağa. 

Yirmiiki gün yirmiiki gece insan kanı aktı oluk oluk. Sakarya kana bulandı. 

Top sesleri, Polatlı Topçu Okulundan duyuluyor. 

Ankara tehdit altında. 

TBMM  toplantı halinde. Ankara’dan Meclisi,daha içeriye doğuya doğru taşıyalım; Kayseri’ye, Sivas’a, Erzurum’a.. 

O güne kadar hiç söz almamış,konuşmamış;  Kürdistan milletvekili Giyap Ağa;  başında kocaman beyaz sarığı, göğsüne inmiş aksakalları; “Ben buraya kaçmaya değil, ölmeye geldim. Çekilmeye karşıyım.” diyor ve kürsüden iniyor. 

 

29 Ekim 1923 Cumhuriyeti ilân ettik. 

Ve, hayâtımızın yanlışını yaptık; KÜRTLER yok dedik. 

Bugünlere geldik. Hertarafımız kan revan. 

Oysa; federasyon olacaktık. Kürtlerin de devleti olacaktı. 

Olmadı. 

Eli kulağında; Irak’ta kurulacak Kürt devleti elbette ki, bizi doğrudan ilgilendiriyor. 

İran’ı da, Suriye’yi de ilgilendiriyor. 

Ama,bizim bir farkımız var.Türkiye’de Kürtler ve Türkler,etle tırnak gibiyiz. 

Kürtler, Ayvalığın Altınova kasabasından tutun; metropollere kadar; İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Bursa… Ülkemizin her tarafında varlar. 

 

Peki, biz ne yapmalıyız? 

Öncelikle, PKK silâhlı güçlerini Türkiye’den çekmeli. Akan kan durmalı. 

“EDİ BESE YETER ARTIK” 

Kürt sorununu toplumsal, siyasal zemine çekmeli ve çözümü; 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDE aramalıyız. 

Ortadoğu’da bir Kürt devleti doğuyor. 

Bu;hayâtın, tarihsel koşulların önümüze getirdiği bir olgudur. 

Olguların olmasını önleyemezsiniz. Adı üzerinde; OLGU. 

Barzanî ile ilişkilerimiz zaten iyi. Dostluğumuzu sürdümeli sonuna kadar 

desteklemeliyiz. 

Başta Ortadoğu olmak üzere; herkes için,özellikle de bizim için hayırlısı; Türk’lerin ve Kürt’lerin KONFEDERAL bir yapı oluşturmalarıdır. 

Böyle güçlü bir yapı, yeni dengeler yaratır. 

İsrail devletinin, Filistin halkına uyguladığı zulûm ve insanlık dışı saldırıları dizginlenir. 

Ortadoğuya  barış,huzur ve refah gelir. 

Faik Güleçyüz 

Emekli subay