En mutlu müttefik: Perinçek

 

 

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, RS FM’de Yavuz Oğhun’ın sunduğu ‘bidebunudinle’ programına katılmıştı, dün. RS FM’den sonra da Ulusal Kanal’da Rafet Ballı’nın ‘Çıkış Yolu’ programına katıldı.

Perinçek’in gündeminde Kılıçdaroğlu’nun başlattığı 'Adalet Yürüyüşü' ile 'Türk Yargısı' vardı.

RS FM’de Adalet Yürüyüşü’nü diline doladı. Dedikleri şöyleydi:

“Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında kimlerin yürüdüğüne bakarsak bu eylemin CHP ile HDP'nin ortak eylemi olduğunu görürüz. Zaten HDP'yi de meclise CHP getirdi. Her ne kadar halkın oylarıyla gelmiş olsalar da halk yanılmaz diye de bir şey yok.”

Bu programda, yargının durumuna da değindi ama kendisi de bir ‘hukukçu’ olmasına rağmen hukuk üzerinden değil, kin ve nefret kokan bir dille, cezaevine konulanlar üzerinden bakarak:

"Haksızlık yok mu, elbette var. Onları gidermek için biz de çaba sarf ediyoruz ancak Türkiye çok kritik bir mücadele veriyor. Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir. Zaten cezaevindekilerin tamamı PKK'lı ya da FETÖ'cü. Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur. Şu an yargı tarafsız ve 'Ak Parti'nin yargısı' tartışmaları yersiz. Hakimler ve savcılar Cumhuriyet'in hakimleri ve savcıları."

Bir ‘hukukçunun’, kendine ‘solcu’ tanımlamasını, ‘sosyalistliği’ sıfat olarak yapıştıran bir ‘siyasetçinin’ dediklerine bakar mısınız?

"Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir."

"Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur."

Partisinin yayın organı Ulusal Kanal’da dedikleri ile kin ve nefretini bir adım ötesine taşıdı:

“Bu mu kötü yargı. Bundan daha iyi yargıyı nereden bulacaksınız. Bu yargı Fethullah Terör Örgütü'nü kovuşturunca, soruşturunca, hapislere atınca mı kötü oldu. Bunun için altın devir diyorum.”

‘Altın devir’ yetti mi, Perinçek’e?

Yo! Devamını da getirdi. Yargıtay ve Danıştay’daki tasfiyeleri de “Bunu AKP yapmadı. Bir yasa çıktı ve o yasa kapsamında yapıldı” sözleriyle değerlendirdi.

Biliyorum, çok kişi şu anda “Perinçek hep böyleydi” diyor.

Doğru, Perinçek hep böyleydi.

Bu doğru da hala bu ‘hukukçu’ ve ‘siyasetçinin’ 'sahibinin sesi' değil de ‘sol’ ve ‘sosyalist’ olduğuna inananlara ne demeli?

Sadece 1968’lerden günümüze ‘derin güçlere’ teslim ettiklerini, 12 Eylül öncesinin Aydınlık’ında çarşaf çarşaf ihbar ettiklerini, devlet adına teslim almaya çalıştıklarını, özgürlük ve demokrasi için mücadele verenleri rotasından saptırmak isteme girişimlerini yazsanız, sayfalar yetmez.

Adamın hayatı, karanlık dehlizlerde suç işlemekle geçmiş...

Tamam, böyle de, şu son yaptıklarına, devletin bekası için gelip Erdoğan yancısı olmasına ne demeli?

Erdoğan rotayı devlete kırıp Ergenekon’la uzlaştıktan sonra Ergenekon'un doğal, belki de organik lideri Perinçek en koyu Erdoğan’cı kesildi.

HDP’nin önünün kesilmesi için yapılan 1 Kasım seçimlerinden bu yana da değmeyin keyfine!..

O günden beridir tek yaptığı AKP’ye, Erdoğan’a övgüler dizip ‘beline kuvvet’ demek. ‘Vur, kır, öldür, yok et, arkandayız’ nidalarıyla sanırsın karşında bir başka partinin genel başkanı değil, AKP’nin en kıymetli tetikçisi var.

Ama şunu da unutmamak lazım: Doğrusu Perinçek gibilerin söylemleri karşıtlarını değil, destek verdiklerini ürkütmeli. Özü şu; Erdoğan korkmalı.

Perinçek’in desteğine mazhar kalan tek bir kişi ve kesim, şimdiye kadar iflah olmadı. Kendini ondan kurtaran da uzun yıllar kendine gelemedi.

Hala Perinçek’le alakası olmadığını iddia ettip ‘Perinçek Sendromu’nu iliklerine kadar yaşayanlar da cabası...