Erdoğan'ın İdlib hesabı Kürtleri engellemek için

 

 

Suriye’de bulundukları alanları peşpeşe kaybeden, işgal ettikleri kentlerde tutunamayan Esad muhalifi cihatçı örgütlerin büyük çoğunluğu halen kendileri için önemli bir sığınak olan İdlib’de barınıyor. Demokratik Suriye Güçleri (QSD) karşısında barınamayan IŞİD, ağırlıkla Deyrezor üzerinden Irak’a doğru kaçarken, Deraa, Hama, Humus, Şam ve Halep’te Suriye ordusundan kaçanlar da İdlib’e geliyor.

 

İDLİB: CİHATÇILARIN MERKEZİ

Büyük çoğunluğunu El Nusra’nın kontrol ettiği İdlib, hali hazırda tam bir cihatçı kenti. Diğer örgütler kontrol ettikleri mahalle ve kasabalarda El Nusra’nın kurallarına ters düşmemeyi önemsese de aslında kentte ve cihatçıların denetimindeki kasaba ve köylerde, her biri kendi ‘şeriatını’ uygulayan birbirinden farklı örgütler var.

İdlib’in durumu aynı zamanda Astana toplantılarının da ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Şimdiye kadar yapılan toplantılarda İdlib’in cihatçı örgütlerden nasıl temizleneceği, çokça konuşuldu. Astana'nın tüm hesapları Halep ve İdlib üzerineydi. Halep halledildi. Daha sonraki toplantılarda Halep benzeri bir yaklaşım benimsenmesi kararı alınarak Türkiye’nin devreye girmesi istendi. Türkiye, İdlib’deki örgütlerle konuşacak, El Nusra başta olmak üzere bu örgütlerin geri çekilmesini sağlayacaktı. Halep hezimetini yaşayan ve Türkiye’nin kendilerini sattıklarına inanan El Nusra başta olmak üzere birçok örgüt bu yaklaşıma sert tepki gösterdi, savaşacaklarını ve kentten çıkmayacaklarını açıkça söylediler, yazdılar. Bu arada bir araya gelerek yeni ittifak ve işbirlikleri geliştiren İdlib’deki örgütler, barınamayacakları alanlardaki güçlerini de zaman içinde İdlib’e geri çektiler.

 

İDLİB'İ TEMİZLEMEK İÇİN SAVAŞMAK ZORUNLULUK DA KİM SAVAŞACAK?

Görünen o, eğer cihatçı örgütlerin İdlib’den çıkarılması yönünde adım atılacak ise –ki kim tarafından atılacağı henüz tam belli olmasa da bu adım atılacak– bu aynı zamanda kanlı bir savaş ile olacak. 

Temmuz ayının başında bir kez daha Astana’da toplanacak olan Rusya, Türkiye, İran ve Suriye’nin İdlib’e dönük planları bir kez daha masaya yatırması ve belki de son rötuşları vermesi bekleniyor. Eğer yeni bir pürüz çıkmaz ise Temmuz başındaki toplantıya ABD ve BM, yine gözlemci sıfatıyla katılacak.

Türkiye, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’e yönelik planları kendisinin Kürtleri önleme planıyla bütünleştirerek belki de Suriye rejimi adına İdlib’de savaşmayı göze alabilecek bir yaklaşım sergilemekten çekinmiyor. Eğer Astana’da AKP Türkiye’sinin olası planına onay verilirse Türkiye Hatay ve Bab üzerinden İdlib’e girip bölgeyi denetim altına almayı kağıt üzerinde tasarlamış durumda. Bu arada o kağıtta yazılanlara bakılırsa İdlib’e dönük askeri hazırlıklarını sürdürürken öncelikle Afrin’i kuşatmayı, düşünüyor. Afrin’i kuşatma gerekçesini İdlib’e yönelik operasyonun selameti açısından gerekçelendirse de Türkiye’nin asıl derdinin Afrin olduğu, verdiği öncelikten çok belli.

 

ASTANA BİLEŞENLERİNİN ÖNCELİĞİ FARKLI

Astana’da bu planın öncelik kısmının daha fazla tartışılacağını söylemek mümkün. Suriye ve Rusya, kısmen de İran Türkiye bir maceraya girecekse eğer bu macera için öncelikle İdlib’e girmesini ve bu bölgeyi kontrol altına almasını istiyor. Türkiye ise önce Kürtleri ablukaya almayı, ardından İdlib’e yönelmeyi tasarlıyor. Üstelik Türkiye’nin abluka hesabında bir tek Afrin yok, Akçakale’nin hemen karşısında Kürtlerin Girê Sipî adını verdiği Tel Abyad da var. Türkiye, Afrin ile sınırlı kalmayı düşünmüyor. Kürtleri engellemek için Kobani ile Cezire kantonlarının ilişkisini de kesmesi lazım. Bunun için ise Girê Sipî'ye girmesi gerekir.

Türkiye en azından kendi planlarını Astana'da tartışacağı bu taslak üzerine kuruyor. Cumhurbaşkanı’nın tehditlerle dile getirdiği, Yeni Şafak gibi sahibinin sesi gazetelerde siparişle haber yazanların pazarlama kalemşorluğunu üstlendiği bu planların, bizzat hazırlayıcıları tarafından deşifre edilmesi yetmez elbet. Bir de bunların onaylatılması lazım. Türkiye, bu planları ABD’ye onaylatmasının imkansız olduğunu biliyor, bu nedenle Astana üzerinden Rusya, İran ve Suriye’yi zorluyor. Üstelik bu zorlamayı, onlara İdlib tetikçiliği yapmayı önerecek bir doz ile yapmaktan çekinmiyor.

 

ERDOĞAN'IN PLANI, TEHLİKELİ

Açık demek gerekirse bu çok tehlikeli bir plandır ve AKP Türkiye’sinin ağzı ile kuş tutsa içinden çıkamayacağı bir sonun başlangıcıdır. Türkiye’nin İdlib’e sürülmesi durumunda başına ne geleceğini ABD’den Rusya’ya, Suriye’den İran’a herkes biliyor. Hatta ABD, kendi planlarını yaşama geçirmede hep engelleyici olan AKP Türkiye’sinin böyle bir macera ile Ortadoğu filminin sonuna gelmesini de destekleyebilir. Nasıl ki zamanında Saddam'a “Kuveyt senin iç sorunundur” dedilerse, şimdi de işler sarpa sarıncaya kadar Türkiye'ye, Erdoğan'a karşı sessizliği tercih edebilirler. Rusya ise İdlib’e bakar. İdlib cihatçılardan temizlenecek ve Rusya’nın Tartus ile Lazkiye’deki askeri tesislerinin komşusu, yani bir anlamıyla Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının koruyucusu Türkiye olacaksa, bunu isteyebilir. Nasılsa ‘devletler hukuku’ daha sonra Türkiye’nin çekilip İdlib’in Suriye’ye geri verilmesini sağlayacak...

Ancak bu durum bile Rusya’nın Türkiye’ye askeri destek vermesini gerektirmeyebilir. İşin doğası bu; tetikçi desteklenmez, öne sürülür. Yaptıysa bendendir, yapamadıysa yapma demedik mi, denir.

 

B PLANI: CİHATÇILARLA İŞBİRLİĞİ

Bu durumda bir başka olasılık daha ortaya çıkar; Türkiye destek almadığını gördüğü zaman B planını devreye sokar. Yani bölgedeki hakimiyeti bu kez alandaki örgütlerle uzlaşarak sağlama yönünde adım atar. Türkiye’nin aklının altında yatan da kanımca budur. Bunu Halep’te önerdi, kabul ettiremedi, zorunlu kaldı, destekçilerini sattı. Bu kez, destekçileriyle İdlib’de bir ‘İhvan Devleti’ oluşturma yönünde adım atabilir ya da bu adımların atılmasını teşvik edebilir ki bu da Türkiye’nin içinden çıkamayacağı son maceranın farklı bir versiyonudur.

İşin özü şu; Türkiye, bir türlü figüranlıktan kurtulamadığı, bugünlerde artık sonuna da geldiği belli olan filmin bitmesini bir türlü istemiyor. “Aman da Kürtler, yaman da Kürtler” diyor. Filimdeki kötü figüranlığın içe yansımasını, dolaysısıyla iktidarın kaybedilmesi riskini önlemek için kullanabileceği en elverişli malzeme hala Kürt düşmanlığı çünkü.