Erdoğan’ın ‘iki arada bir derede’ dönemi

 

Türkiye’de ‘bir kısım medyanın’ adını her duyduğunda tüylerinin diken diken olduğu ABD’li yetkili Bret BcGurk’un ABD’nin bölgedeki politikalarının etkin aktörlerinden biri olduğunu artık bilmeyen yok, neredeyse. ABD Savunma Bakanı Mattis’in son bölge turunda Ankara’ya gelmedi ama Bağdat ve Erbil görüşmelerinde, Mattis’in hemen yanında başköşedeydi. Bilinçli bir tercih olarak Türkiye'ye gelmeyen McGurk’un, artık ABD’nin bölge politikalarının baş belirleyicilerinden biri olduğunu söylersek, sanırım yanılmış olmayız.

Son gelişmelerle birlikte uzun zamandır dillendirilen konu bir kez daha gündeme geldi. Son 2 yılda yayınlanan birkaç yazımda yaşanan çelişkiyi, ‘Pentagon-CIA uzlaşmazlığı’ olarak ifade etmiştim. Öyle ki bu uzlaşmazlık ABD’nin desteklediği bazı silahlı grupların Suriye’de birbirleriyle çatışması noktasına kadar varmıştı. CIA destekli, Türkiye’nin de rol aldığı ‘Eğit-Donat’ tedrisatından geçen bazı silahlı gruplar, Cerablus işgalinden kısa süre sonra Pentagon destekli silahlı gruplar ile çatışmıştı. Sözünü ettiğim Türkiye ÖSO’su ile YPG ve YPJ’nin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri (QSD) arasında yaşanan çatışmalar, değil. Türkiye’nin ÖSO adıyla tanımladığı yapılanmanın içindeki alt gruplar arasındaki çatışmalardı, bunlar. Bu çatışmalar durduruldu ama CIA destekli gruplar bölgedeki etkisini giderek yitirdi. Türkiye’nin desteklediği, iş birliği içinde olduğu gruplar arasında ise Pentagon’dan destek alanlar kalmadı. Yani olan şu ki Türkiye desteklediği gruplarla baş başa kaldı.

Peki, durum bu da CIA, tamamen mi etkisiz? Elbet değil. Ancak Ortadoğu'daki askeri süreçte belirleyici rol artık Pentagon’da...

Türkiye’nin izlediği siyasete gelince; yayılmacı ve işgalci Ortadoğu politikası belli ki riski giderek artırıyor. En önemlisi de IŞİD gibi ceberut bir örgütü yeniden canlandıracak olasılıkları da içinde barındırmaya başlıyor. Hal böyleyken Erdoğan’ın önünde iki yol kalır: Ya yanlış politikadan tamamen vazgeçecek ve olması gereken hata, yani Kürtlerle uzlaşma hattına girecek, ya da tehdit ve şantajın boyutunu artıracak.

Bu olasılıklarla bağlantılı olarak değerlendirdiğimizde Erdoğan’ın ikinci seçeneği tercih edeceği, su götürmez. Elbet, Erdoğan'ın tehdit boyutunu yükseltmesi, Afrin ve İdlib tehdidinde level atlaması nedensiz değil... Bölgede dışlanan Erdoğan, iç siyasetin baskısıyla değişime yönelemeyeceğini de görünce tehditlerini artırdı, artırmak zorunda kaldı. İzlediği bu siyasetle de Rusya hariç diğer bölgesel aktörlere, ABD ve Avrupa'ya ‘oyununuzu bozarım’ mesajı da vermeye başladı.

Erdoğan düşündüklerini, tehditlerde dile getirdiklerini yapabilir mi, yapamaz mı ayrı mesele. Ancak ABD Erdoğan’ın geldiği noktayı ciddiye alıyor, hele IŞİD'i yeniden hortlatacak olasılığa hiç yer vermek istemiyor. Bunu yaparken de Avrupa devletlerinin denediğini deniyor, yani Türkiye’yi kaybedecek siyaset istemediğini açıkça ifade ediyor.

Pentagon, Suriye ve Irak’taki savaşta yerel güçlerin askeri rolü belirginleşip bunlar üzerinden en az maliyetle en yüksek kazancı elde ettiğini gördükçe Türkiye’nin oyun bozma olasılığına karşın tedbirlerini almaya başladı. Örneğin bölge politikalarında etkin olabilecek yeni devletlere rol vermeye başladı. Ürdün ve Mısır’ın son dönemlerde bölgedeki rolünün güçlenmesinin bir nedeni bu... Ancak ABD, Türkiye’yi de boşvermiyor. Büyük olasılıkla da CIA üzerinden ama bu kez Türkiye’nin yeni bir maceraya girmesinin önüne geçme yönünde adımlar atıyor. En önemlisi de, Türkiye ile Kürtler, daha doğrusu Türkiye ile PKK arasında diyalogun yeniden sağlanmasını istiyor. Türkiye’yi kaybetmek istemeyen ABD’nin çıkarına olan, Türkiye ile Kürtlerin, yani Türkiye’de PKK, Suriye’de PYD ile adı bir çözüm süreci olmasa bile yeni bir diyalog sürecinin başlamasıdır.

Tüm bunlar, bir başka şeyi daha gösteriyor. Ortadoğu’daki gidişatta askeri boyutun denetimini ele alan Pentagon, siyasi boyutun sorumluluğunu da CIA üzerinden sürdürüyor. ABD’nin de yararına olan CIA’nin öncelikli rolü, Türkiye’nin yeni bir maceraya girmesini önlemektir. Bret McGurk’un da bu politikayı savunduğu biliniyor. Ancak Türkiye’yi bu konuda ikna edecekler arasında en sonda olduğu için Matis ile birlikte Türkiye’ye gelmedi. Matis ile Türkiye’deki muhatapları arasında ise sözünü ettiğimiz bu olasılıklar da konuşulduğu için birlikte basın karşısına geçilip açıklama yapılmadı.

Erdoğan’ın ‘iki arada bir derede’ olması, tam da budur.

İşlediği suçlar, hele 15 Temmuz'dan sonra bu suçlara eklediği yenileri iktidarda kalmasını zorunlu kılıyor. Bunun için Ergenekon’un, MHP ırkçılığının dümen suyuna daha fazla girdi. Legal zemindeki Kürt siyasetinin, HDP’nin zayıflamasını, siyaseten etkisini yitirmesini kendi yararına gören CHP’nin de zaaflarından yararlanarak Türkiye’yi ağır bir cenderenin içine soktu. Erdoğan şimdi geldiği noktanın farkında ancak gelinen noktanın kendisi için geri dönülmez olduğunu bilecek kadar da deneyimli bir siyasetçi. Siyaseti çöktükçe her seferinde yanındaki birinin başını yiyen Erdoğan, bu kez altta kalacak kişinin kendisi olduğunu biliyor. Yani gönlü CIA’nin telkinlerinden yana olsa da Ergenekon ve MHP’nin ele geçirdiği, kendini seçmenleri karşısında kilitlediği dizginleri terk edecek cesareti de yok.

Ara bir anekdot olarak belirtmek gerekir; Erdoğan’ın Rusya’yla da sıkıntıları var. Rusya, Erdoğan’ın ABD’ye dönük elinin güçlenmesini kendisinin yararına gördü. Nihayetinde Türkiye bir NATO müttefiki ve onu yanına çekerek yarar göreceğini iyi okdu. Ancak Rusya, Türkiye ve Erdoğan’a, bölge siyasetinde istediğini yapma noktasında onay vermedi, hep dizginleyici oldu. Rusya, ABD’yle geliştirdiği ‘uzlaşı’ siyasetinin gereğini yaptı ki bu da Erdoğan’ın aleyhine bir sonuç doğurdu.

ABD’nin kaybetmemek için verdiği tavizlere rağmen Erdoğan’ı, Türkiye'yi belirlemesi zor. Sıkışan Erdoğan her an yeni maceralara yönelebilir. Buna rağmen kendi geleceğini de riske eden bu krizi aşmak için ilk deneyeceği yol seçim olacaktır. Erdoğan’ın bu cendereyi atlatabilmesi için yeni bir seçime ve tamamen kontrol altına alabileceği yeni bir siyasi ve idari yapılanmaya ihtiyacı var.

Erdoğan’ın ortakları, yani Ergenekon ve MHP ona bu fırsatı verir mi, şimdiden bilemeyiz. Ama biliyoruz ki Erdoğan artık ‘iki arada bir derede’dir.