HDP Tartışmalarının Gösterdikleri...


HDP ile ilgili kanaatlerin çok çeşitli kaynakları var. İlk elde aka gelenler (kaynakları çoğaltmak ve daha rafine hale getirmek mümkün elbette): 1) Doğrudan düşmanlık; 2) "AKP ile işbirliği yapıyor" diyerek açıkça manipülasyon; 3) "baraj altında kalacak;oyları en büyük partiye verin" diyen bir kurnazlık; 4) HDP'ye bütünsel bir angajmanı olmayan, ama projeyi önemli bulan ve seçime parti olarak girme kararıyla alınan riskin, sadece Türkiye siyaseti için değil bizzat HDP'nin geleceği içinde belirleyici olacağı endişesi taşıyanlar; 5) HDP'nin bir baraj sorunu olduğunu iddia etmenin yanlış bir algı olduğunu düşünen, elbirliği ile çalışıldığında baraj sorunu olmayacağını iddia eden, baraj altında kalmanın da fiili olarak zaten Başkanlıkla yönetilen bir ülke açısından çok büyük bir değişiklik gerektirmeyeceğini, esas parti olarak girilmez ise HDP'nin inandırıcılığını kaybedeceğini düşünenler... 

HDP düşmanlarını bir kenara bırakıyorum. İkinci ve üçüncü pozisyon CHP ve CHP'ye ayarlı siyaset yapan sol cenahta yaygın. Dördüncü ve Beşinci pozisyonlar ise doğrudan doğruya HDP'nin çevresinde ya da içinde bulunanlara dair. Her iki pozisyonun da tartışılacak, güçlü ve zayıf olduğu argümanları var. Zaten dostça tartışılacak pozisyonlar bunlar. Lakin bir de altıncı pozisyon var: 6) HDP çevresi diyebileceğim dördüncü pozisyonu ötekileştiren, "bağımsız adaylarla girilsin" diyenleri türlü çeşitli etiketlerle ve niyetlerle damgalayan ve bu yönüyle de solun 40 yıllık "tartışma kültürünü" sadakatle sürdürenler... 

Sürekli "umut" ve"irade" üzerinden siyasi analiz yapan arkadaşlar nesnel koşulları, tarihsel bagajların önümüze çıkardığı engelleri önemsemiyorlar. Olabilir. Geleneğimizde böyle voluntarist eğilimler hep mevcut oldu. Voluntarizm bazen"çalışırsak olur" gibi iyi niyetli, ya da "çok konuşacağınıza çalışın" gibi kaba saba formlarıyla karşımıza çıkabilir. İradenin gücünü sıfırlamak elbette aklımdan geçmez. (Yoksa niye siyaset yapalım!) İrade'nin elbette payı vardır. Konuştuğumuz mesele ise, bu payın ne kadar olduğuna dair... Mao'ya sorsaydık neredeyse sonsuz diyebilirdi mesela:) Ben Mao gibi düşünmüyorum. 

Ama bu bi kenara; HDP'nin baraj sorunu yokmuşcasına yazılanlar, bu soruna işaret edenlerin nasıl da kötü niyetli olduklarını, mutlak surette gizli gündemleri olduğunu söyleyen yazılar, seçim bittikten sonra da ortada kalacak. Risk gerçekleşir ve baraj altında kalınırsa"siyasetçi" kimliği ile "o dönemde öyle yazmak gerekiyordu"denerek altından kalkılamayacak bir yük oluşturabilir bütün bunlar... 

Demem o ki, sanki toplumsal hayat hiçbir şüphe ve belirsizlik barındırmıyor; süreçler (ve sonuçlar) çok belirginmiş gibi bir edayla yazmayalım. Solun bütün literatürü bu edayla doludur. Analizlerimizde belirsizliklere pay bırakmak, karizma çizdirmez! Çok yanıldık; yine yanılıyor olabiliriz! 

Söylemeye gerek yok: Ben 4. pozisyona yakın düşünüyorum. Söylediğim açık: Ortada büyük bir risk var. Ama şu da açık: Aşılamayacak bir risk de değil bu. Küçük de olsa HDP'nin parti olarak barajı aşma şansı var ve bu olduğunda Türkiye siyasetindeki bütün taşlar yerinden oynar.Tartıştığımız mesele, bu olası sonuca rağmen bu kadar büyük bir risk alınmalı(mıydı)? 

HDP'nin seçim kampanyası başladığında -ve benim açımdan tartışma bittiğinde- elbette o barajın yıkılması için herkes çalışacak. Başka bir deyişle 4. pozisyon, 5.sine iltihak etmiş olacak. Ama birde 6. pozisyondan yazılıp çizilenler var ki, ona iltihak bir yana, o pozisyonun solun tarihsel zaafıyla nasıl malul olduğunu göstermek gerekiyor. Ama bu sonranın işi: şimdi seçim zamanı! HDP'ye çalışma zamanı!