Kategorik AKP karşıtlığı!

Kategorik AKP karşıtlığı!

Uzun süredir “kategorik AKP karşıtlığı” dediğim marazın ideolojik ve politik olarak ne kadar sorunlu olduğunu çeşitli veçheleriyle anlatmaya çalışıyorum. Yaklaşan yerel seçimlerle birlikte bu marazın kaçınılmaz biçimde yol açmış olduğu vahim pratik de görülmeye başlandı. 
Öncelikle, kategorik karşıtlık ekseninde bir muhalefetin (“Kartaca yıkılmalı”!) AKP ile mücadelede anlamlı, toplumsal karşılığı olan bir muhalefet hattı olmadığını görmemiz gerek. Türkiye yakın tarihinin en hegemonik partisiyle yapılacak bir mücadele, ancak karşı-hegemonik bir zeminin kurulabilmesi ve yaygınlaştırılmasıyla mümkün olabilir. Kısa vadeye hapsedilemeyecek bir stratejinin gerekliliği aşikar! Bütün dünyasını “AKP’den kurtulmak”la sınırlayan, varolan politik güçleri “AKP ve diğerleri” diye ayıran ve bunların mantıksal sonucu olarak da o “diğerlerinin” arasında özgürlükçü bir siyasetin ideolojik mücadeleye girmesi gerekenler olmasına rağmen, mücadele bir yana onlarla -çoğunlukla utangaç- ittifak arayışlarına girmeye çalışan bir siyaset, Türkiye’nin temel sorunlarını ıskaladığını göstermiş olur. Zaten bugüne kadar toplumda bir karşılık bulamamış olmasının da temel nedeni budur.

Ötekileştirerek olmaz

Bu yazıda murad edilen anlamıyla “karşı-hegemonik” bir siyaset, sadece “AKP karşıtları”nın bir araya gelmesiyle oluşturulamaz. Hatta sadece AKP karşıtlarının bir araya geldiği bir blok, karşı-hegemonyayı kurabilmenin önünde engeldir! İki nedenle: Birincisi ve en basiti, “AKP karşıtlığı” başlı başına tutarlı bir politik hat oluşturmaya yeterli değildir. İkincisi ve daha önemlisi, karşı-hegemonya ancak ve ancak AKP’nin hegemonyası altındaki geniş halk kesimlerinin, o hegemonyadan kurtarılması ve başka bir zemine davet edilmesiyle mümkün olabilir. Bu davet ise AKP’ye oy verenleri ötekileştirerek yapılamaz. Daveti çıkartacak olan politik öznenin sözlerinin ve eleştirilerinin o insanlara ulaşması gerekiyor. Sözümüzün o insanlara ulaşmasını engelleyecek ya da o insanların kulaklarını kapatmalarına yol açacak bir tarz-ı siyaset, söylem düzeyindeki bütün radikalliğine rağmen -hatta devrimci bir durum yoksa tam da o sözde radikallik nedeniyle- hegemonya kuramaz. Hegemonya kurmak bir yana, AKP’nin tam da bu kutuplaştırıcı siyasetten nasiplendiğini ve her fırsatta bu kutuplaşmayı bizzat teşvik ettiğini de geçerken not edelim.
Buraya kadar söylenenler işin stratejik kısmı… En az bunun kadar önemli olan politik boyutu ise şu: Türkiye’nin temel sorunları AKP ile başlamadı, AKP ile de bitmeyecek! Karşı-hegemonik bir siyaset, sorunların sistemle olan bağlarını kurabilen radikal bir siyaset olmak zorunda. “Kategorik AKP karşıtlığı”na yaptığım itiraz da, bu muhalefetin yeterince radikal olmamasınadır. Bütün dünyasını “hükümet karşıtlığının” belirlediği muhalefet tarzını bir kenara bırakıp, AKP’nin neo-liberal ve otoriter iktidarıyla mücadeleyi i) daha derin, ii) daha yaygın ve iii) daha tarihsel bir muhalefet perspektifinin içine yerleştirmemiz gerekiyor. AKP’nin otoriter, tekçi, devletçi ve toplum mühendisliğine dayalı yönetiminin Türkiye’deki hakim siyasal kültürle (ve yıktığı eski rejimle) olan bağlarını göstermesiyle daha derin; AKP’nin neo liberal iktisat politikalarının emekçilerin yaşam alanlarından doğanın tahribine kadar yayıldığı bütün alanlara yayılarak o alanlarda sadece direniş örgütlemesiyle değil alternatifler üretmesiyle daha yaygın ve nihayet Türkiye’nin temel sorunlarının imparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinden kaynaklandığını ve ulus devlet paradigmasını sorgulamadan bu sorunları çözemeyeceğimizin idrakiyle daha tarihsel bir muhalefet perspektifi!

HDP

Tarihsellik bahsinden devam ederek, yazının başında bahsettiğim “kategorik karşıtlık” ekseninde kurgulanan muhalefetin yol açtığı vahim sonuca gelebilirim. Türkiye’nin temel sorunu, esas olarak tarihin yüklerinden özgürleşme sorunudur. Sadece Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, gayrimüslimlerin tanınma ve kimlik sorunlarından bahsetmiyorum. Kendisini çoğunluğun içinde hisseden ve dolayısıyla diğer grupların yaşadığı mağduriyetleri yaşamayan yurttaşlar da ulus-devletin kuruluş dönemlerinden bugünlere gelen merkeziyetçi, tekçi, otoriter ve bürokratik devlet yapısının mağdurları... Bütün bu mağduriyet alanlarına birden seslenen bir politik zemini ortaya çıkarmamız gerekiyor. 
İşte siyasal yaşama yeni katılan Halkların Demokratik Partisi tam da böyle bir zemini kurma yolunda önemli bir fırsat. İçinde bu satırların yazarının partisinin de bulunduğu, örgütlerin ve partilerin kendi özerk varlıklarını koruyarak ortak bir mücadele platformu oluşturdukları bir yapı HDP… Bugüne kadar denenmemişi denemesiyle bu yazıda ifade edilen “karşı-hegemonik” siyaseti toplumsallaştırabilme yolunda önemli bir aşamayı ifade ediyor.

Oyları bölmeyin!

Lakin “kategorik AKP karşıtlığı”nın niyet edilmemiş bir sonucu karşımıza çıktı: “Oyları bölmeyin”! Öyle ya, yıllar boyu çeşitli siyasetler, kendi etki alanlarındaki kitlelerin önüne sadece AKP ile mücadeleden ibaret bir hedef koydular. Bunun mantıksal sonucu belliydi: Seçim anları geldiğinde AKP’nin karşısında en hacimli örgüt neyse onu desteklemek. Yani CHP ! Şimdi HDP’nin karşısına çıkartılan “oyları bölmeyin” saçmalığı işte buralardan kaynaklandı. Bumerang! Yukarıda politik ve stratejik olarak yanlışlığını anlatmaya çalıştığım siyasetin böylesi bir pratik sonucuyla yüz yüzeyiz şimdi. 
HDP’nin aşamayacağı bir sorun değil elbette. HDP’nin politik zemini Diyanetiyle, merkeziyetçi, tekçi, bürokratik yapısıyla ulus devleti tartışmaya açan özgürlükçü ve çoğulcu bir politik zemin. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni kuranlar da uzun süredir, toplumda karşılığı olan bir siyasetin Türkiye modernleşmesinin eleştirisini temel alan daha uzun dönemli bir perspektife dayanması gerektiğini söylüyorlardı. Bu siyaset, elbette öncelikle otoriter iktidarla ve gittikçe despotlaşan bir tek adamın tasallutuyla mücadele edecektir. Fakat bu radikal siyasetin, sistemin kurucu zihniyetini temsil eden CHP eleştirisini ıskalaması düşünülemez.

Oyları bölün!

İşbu nedenle, bir sürü insanın ağzına pelesenk olmuş “iktidar dururken, muhalefete muhalefet mi edilirmiş?” sözü içi boş bir ezberden ibarettir. Karşı-hegemonik bir siyaset, AKP ve CHP’nin dışında üçüncü bir seçeneğin var olduğunu göstermek durumunda. Hegemonya mücadelesi, kısa vadede değil, uzun vadede verilir. Bizler yapıp ettiğimiz her şeyle bu uzun vadeli karşı-hegemonik düşünceyi ve zemini büyütmeye çalışıyoruz. Bunun için bilgi, tecrübe ve en önemlisi başarı biriktirmeye ihtiyacımız var. Yerel seçimler de bu hegemonya mücadelesinin kritik bir uğrağı olarak görülmeli.
Bu seçimde HDP’nin alacağı her oy karşı-hegemonyanın inşasını güçlendirecek. Yazacağımız başarı hikayesini, kısa vade uğruna heba edemeyiz. Dünyada CHP kadar uzun süre ve çok sayıda “kerhen” oy almayı başarabilmiş başka bir parti var mıdır bilmem ama ister seçeneksizlikten, ister kısa vadeli düşünmekten, isterse çeşitli korkulardan dolayı kendini CHP’ye mecbur hisseden yurttaşların önünde, özgürlükçü ve çoğulcu bir Türkiye mücadelesine omuz vermeleri için bir fırsat var artık. CHP’nin “oyları bölmesine” izin vermeyin. Daha yapacak çok işimiz var!