Tarihçi Vangelis Kechriotis’i kaybettik


Vangelis’i 2007’de tanıdım. Sıradışı denebilecek bir ortamdı. Atlanta’da American Historical Association’ın yıllık toplantısında aynı panelde konuşmacıydık. Ben Ankara’dan geliyordum. Paneli düzenleyen kişi, İstanbul’dan gelecek diğer panelistle otelde aynı odada kalacağımı söyledi. Tanışmadığım oda arkadaşımın adı Vangelis’miş. Atlanta’daki otele geldiğimde saat çok geç olmuştu ve Vangelis yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Kapının açılmasıyla uyandı, yatağında doğruldu ve mahmur gözlerle elimi sıktı. Tanıştık ve uykuya yattık!

Sabah kahvaltımızdaki ilk konumuz, sevgili kızı Rana’ydı. Rana yeni doğmuştu ve gözleri ışıl ışıl, çaktırmamaya çalıştığı bir gururla bana Rana’nın fotoğrafını gösteriyordu. Sonraki günlerde sohbeti koyulaştırdık. Karşımdakinin özel bir adam olduğunu anlamıştım. Zaman zaman gruptan ayrılarak kendi başımıza publara, lokantalara gidiyorduk. Tarihe, siyasete, ortak tanışlarımıza dair sohbetimiz koyulaştıkça, sonrasında aralıksız sürecek bir dostluğun temellerini de atıyorduk.

Dünya iyisi bir insandı Vangelis. Bir kez tanıyanın benim Atlanta’da çarpıldığım gibi çarpılacağı ve bir daha unutamayacağı bir insandı. İyiydi. Çok iyi!

Ne kadar önemli bir tarihçi ve iyi bir hoca olduğu, Boğaziçi Üniversitesi’nin ve öğrencilerinin ne kadar şanslı olduğu çok söylendi, yazıldı. Onu anarken belki eksik bırakılabilir endişesinde olduğum başka bir yönüne değinmek isterim: Vangelis iyi bir akademisyen olduğu kadar, politik aktivistti de… Yunanistan’ın ve Türkiye’nin –her iki ülkesinin de!- demokrasi sorunlarıyla ilgisini hep canlı tuttu. Elinden gelen bütün müdahale araçlarıyla bu sorunların çözümü için çaba harcadı. Bu araçlardan biri elbette yazıydı. Gazete yazılarına bakıldığında, iyi bir tarihçinin politik meselelere dair ne kadar ufuk açıcı olabileceği görülecektir.

Ama Vangelis’in siyasete müdahaleleri sadece yazıyla sınırlı olmadı. O, örgütlüydü de! ÖnceEşitlik ve Demokrasi Partisi’nde sonra EDP’nin Yeşiller’le birleşmesiyle kurulan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nde örgütlüydü. Her iki partide de her zamanki titizliği ve özverisiyle çalıştı. Partinin ilçe örgütlerinden gelecek her türlü yardım talebini karşıladı, toplantılar, konuşmalar yaptı. İyi bir bilim insanı olmanın, mutlaka fildişi kuleye çekilmek demek olmadığının kanıtıydı Vangelis.

Parti içinde sosyal bilimlerin çeşitli alanlarına dair uzun süreli atölye çalışması yaptık birlikte. Atölyelerin İstanbul’daki tarih ayağını tek başına örgütledi. Titizliği bilinir ya! Sanki bir üniversite çatısı altında yapılıyor gibi özen gösterdi o atölyeye. Her hafta davet edilecek tarihçinin değerli bir tarihçi olması yetmiyordu. Vangelis’in planladığı tematik bütünlüğe uygun bir konuda sunuş yapması gerekiyordu. Bu kadarına gerek olmadığını anlatamadım! Onunla birlikte herhangi bir iş yapan herkesin yaşadığı duyguyu tecrübe etmiştim: Ben kaytarmaya çalışıyordum ve Vangelis bana “bir işi yapacaksak mükemmelen yapmamız gerektiğini” söylüyordu.

Aynı duyguya yıllar sonra Tarih Vakfı’nda da onunla birlikte yönetim kurulu üyeliği yaptığım dönemlerde de kapılacaktım. Bu yetersizlik duygusuna sahip olan tek kişinin ben olmadığımı, diğer Vakıf yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımın teyid edeceğinden eminim!

Vangelis’le ilgili bir sohbetin Tarih Vakfı’na değinmeden bitmesi imkansızdır. Ben de öyle yapacağım. Vangelis’in hayatının son yıllarındaki en önemli iki kurum Boğaziçi Üniversitesi ve Tarih Vakfı’ydı. Hatta Vakıf’da üstlendiği rolün ne kadar merkezi bir rol olduğu düşünüldüğünde kafasını en fazla meşgul edenin Vakıf olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Uzun yıllar ara verdiğim Yönetim Kurlu üyeliğine O’nun ve Bülent Bilmez’in ısrarlarıyla tekrar dönmüştüm. Ankara’da olmam nedeniyle istediğim düzeyde bir katkı veremedim Vakfa. Fakat Vangelis’in çalışma disiplinine, özverisine, titizliğine, sahip olduğu sorumluluk hissine ve çevresindeki herkes için nasıl bir motivasyon kaynağı olduğuna bu dönemde tanıklık ettim. Ama hepsinden daha önemli gördüğüm başka bir yönüne de tanıklık ettim: Vangelis için hepsinden önemlisi yoldaşlıktı! Gerek yönetim kurulunda gerekse vakfın emekçilerinde esas olarak yaratmaya çalıştığı ve sonuçta yaratmayı başardığı şey bu yoldaşlıktı! Bütün yazışmalarda, olağan toplantılarımızda, kriz anlarında ısrarla yoldaşlığımızı hatırlattı bizlere…

Vangelis’in ardından gazeteye verdiğimiz ilanda O’nun için “kalbimiz” demiştik. Boşuna söylenmedi o söz: Vangelis kalbimizdi bizim!