Yeni parti, yeni siyaset


Yeni parti, yeni siyaset



25 Kasım 2012
 itibariyle Türkiye’de özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu ve ekoljist bir sol odak var artık: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi.

Kurduğumuz parti hayatın renklerine, karmaşasına, içindeki farklı hakikatlere açık olacak. Hayata değer vereceğiz. Ezberlerimizi hayata dayatmayacağız. Hayatta var olan sorunlar, bizim de sorunlarımız olacak. Kendi kafamızdaki ya da ezberimizdeki sorunlara değil; hayatın ürettiği sorunlara odaklanacağız. Hayatın ürettiği acılara, mağduriyetlere bakacağız. Gözümüzü o mağduriyetlerden bir an olsun ayırmayacağız. Nerede bir ezen-ezilen ilişkisi varsa, partimiz orada olacak. O ilişkiyi özgürlük yolunda dönüştürmek için mağdurla birlikte, onun adına değil, onunla birlikte, onun haliyle hemhal olarak çaba göstereceğiz. Hayatı, hayatın içinden, onu gözleyerek, ondan öğrenerek dönüştüreceğiz. Dönüştürürken dönüşmeye de açık olacağız.

Bu toplumun fay hatları nereden geçiyorsa oralarda siyaset yapacağız. Bu toprakların tarihi mağduriyetler tarihi… Bu tarih farklı kimliklere adil davranmadı. İmparatorluktan çıkış anından bu yana merkez bütün otoriterliği ile kendi kimliğini dayattı. Kürtler, Aleviler, gayrı Müslimler, hepsi o kimliğin dışında kaldı. Bu kimlikler özgürleşmeden hiçbirimiz özgürleşemeyeceğiz.

Başka bir deyişle bu tarihle aramıza mesafe koymadan, onunla yüzleşmeden özgürleşemeyeceğiz. Yeni partimiz sıradan bir hükümet eleştirisinin sol siyaset anlamına gelmediğini bilen bir parti olacak. Bizler bütün bir Osmanlı-Türkiye modernleşmesinin arazlarıyla uğraşacak bir parti kurduk. Yeşiller ve Sol Gelecek, bu modernleşme tarihinin ürettiği devlet ve hukuk yapısıyla uğraşacak. Sadece bununla da değil; bütün bu travmatik tarihin sonucunda oluşan toplum yapısıyla da, yer yer tezahür eden iki yüzlü ahlak anlayışıyla da uğraşacak. Yani sonuç olarak bütün bir sistemle hesaplaşmayı önüne koymuş bir parti kuruyoruz. Bu anlamıyla Türkiye’nin en radikal partisini kuruyoruz.

Yeni Siyaset Kürt, Alevi, Ermeni, Roman, Yahudi, Süryani siyaseti olacak.

Yeşiller ve Sol Gelecek piyasanın değil toplumun yanında olacak. Toplumsal ihtiyaçlarımızı, kültürel ve ruhsal dünyamızı piyasanın hakimiyetinden kurtarmak için mücadele edecek ve bunun pratiklerini hayata geçirecek. İnsanın potansiyellerini gerçekleştirebilmesinin önündeki temel engelin sınıfsal eşitsizlik olduğunu bilen bir parti kuruyoruz. Yeni parti elbette sınıf siyaseti yapacak.

İnsanın insanla girdiği ilişkide, insanın doğayla girdiği ilişkide, insanın diğer canlılarla girdiği ilişkide; bütün bu ilişkilerde piyasanın alanını sınırlayan, onu düzenleyen ve bazı alanlarda bütünüyle kaldıran bir iktisadi örgütlenmeyi savunacak. İnsani deneyimlerimiz ne kadar az metalaşırsa o kadar fazla özgürüz. Yeni partimiz, tarihten özgürleşmek kadar piyasa tasallutundan da özgürleşmenin siyasetini kurgulayacak.

İşçi sınıfının ve kamu çalışanlarının, başta örgütlenme ve hak arama özgürlükleri olmak üzere bütün mücadelelerinde onlarla birlikte olacak. Neo liberalizme karşı verilen bu mücadeleyi devletçiliğe ve onun tekçi zihniyetine karşı bir mücadeleyle birleştirecek.

Yeni siyaset işçi sınıfı siyaseti olacak.

Yeni partimizin eşitlikçilik ilkesi salt sınıfsal eşitlik talebiyle sınırlı olmayacak. Sömürünün diğer biçimleriyle de cepheden hesaplaşacak. Etnik sömürüyle hesaplaşacak, doğa sömürüsüyle hesaplaşacak, cinsler arası sömürüyle hesaplaşacak. Bu sömürü ilişkileri arasında hiyerarşik bir ilişki kurmayacak. Birisi, diğerlerini belirler demeyecek.

Yeşiller ve Sol Gelecek’in kurulduğu 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günüydü. Bu hoş tesadüf aslında yeni partinin kadınlara verdiği sözün de simgesi olacak. Yeşiller ve Sol Gelecek için insanlığın yarısının yaşadığı en kadim sömürü ilişkisini merkeze almayan bir sol siyasetin mümkün değildir.

Bu evrensel doğru, Türkiye için daha da doğru! AKP tipi muhafazakarlıktan en çok kadınlar etkileniyor. İstihdama katılma oranları, insan onuruyla bağdaşmaz bir biçimde geriledi. AB ülkeleri, kadınların istihdam oranını yüzde 60’a çıkarmaya çalışırken Türkiye’deki oran yüzde 23.1! Bu sayılardan utanmayan, hiçbir şeyden utanmaz. Kadına yönelik şiddet artarak devam ediyor. Kadınlar, her gün en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyorlar. Yeşiller ve Sol Gelecek kadınların özgürlük mücadelesinin her zaman yanında olacak.

Yeni Siyaset, kadın siyaseti olacak!

Eşitlikçiliğimiz, kadın-erkek eşitsizliğini, Türk-Kürt eşitsizliğini, sınıfsal eşitsizliği, Alevi-Sünni eşitsizliğini, Müslüman-gayrı Müslim eşitsizliğini, heteroseksüel-LGBTT eşitsizliğini aşmayı elbette kapsar.

Ama ötesi de var! Eşitlikçi tahayyülümüz, yukarda sayılan grupların hepsinin toplamı ile henüz yeryüzünde olmayan gelecek nesiller arasındaki eşitliği de kapsar. Doğayı sonsuza kadar mülk edinemeyeceğimizi, doğanın sadece hasbelkader dünyaya gelmiş bizlere ait olmadığını bilen, doğanın bizzat kendisi için bir değer olduğunu ve onunla uyumlu yaşamı savunan ahlaki bir eşitlikçiliği savunacak bir parti kurduk.

Doğa merkezli yeni bir siyasal ve kültürel iklimi yaratamazsak bildiğimiz dünyanın sonuna geliyoruz. Küresel kapitalizmin geldiği noktada doğayı bir hak öznesi olarak kabul edecek yeşil bir sola ihtiyaç var.

Yeşiller ve Sol Gelecek yaşam kalitesine değil, maddi tüketim miktarına odaklanan kapitalist düzenle mücadele edecek. Tarihsel olarak kapitalizmle birlikte ortaya çıkan ve hepimizi birer müridi kılan büyüme ve kalkınma kavramlarını sorgulayacak ve sorgulatacak bir parti kurduk.

Kalkınma ve büyüme, ancak insanın toplumsal, kültürel, zihinsel ve ruhsal varlığının gelişmesine yardım ediyorsa anlamlıdır. Tüketim talebini kışkırtmaya ayarlı bir büyüme, dünyayı yok oluşa götürmekten başka hiçbir işe yaramıyor. İşte bu büyümenin acilen durdurulması gerekiyor.

Yeni siyaset, ekoloji siyaseti olacak.

Önümüzdeki dönemin temel meselesi AKP ile mücadelenin içeriği ve stratejisi olacak. AKP dışındaki bütün siyasal partilerin de önceliği elbette bu meseledir. Fakat son 10 yılın bize öğrettiği hakikat şudur: Bu mücadele stratejisinin toplumda bir karşılığı olmadı.

AKP iktidarı, Türkiye’de hiç olmadığı kadar bütünsel bir iktidar yaratmıştır. Artık devletin bütün kurumlarında AKP’nin temsil ettiği zihniyet hakimdir. Bu zihniyet, iç politikada otoriter, özellikle Kürtler söz konusu olduğunda milliyetçi ve dış politikada ise mezhepseldir. Bu durum, AKP ile mücadele stratejisini daha da yakıcı bir sorun haline getiriyor. Bu bütünsel iktidara ilk ve anlaşılabilir tepki, elbette kategorik bir karşıtlık olarak ortaya çıkıyor. Bu anlaşılabilir olmakla birlikte, bu karşıtlık üzerine pozitif bir siyaset kuramadığımız müddetçe toplumsal bir karşılığı olmuyor. Yani, kendi gündemini oluştururken öncelikle AKP’yi kollamak, öncelikle onun politikasını beklemek ve arkasından ona reaksiyon göstermek şeklinde belirlenen tepkisel bir siyasetten bahsediyorum. İşte bu strateji başarısız oldu. Bu muhalefet 10 yıldan beri şiddetini arttırarak devam ediyor; AKP’de oylarını arttırmaya devam ediyor!

Türkiye siyasetinin temel problemi AKP’ye muhalefetin olmaması değildir. Bu alanda bir boşluk yok! Fazlası var, eksiği yok bu alanın. Temel problem, AKP’ye alternatif bir politik öznenin yokluğudur. Dünyanın hiçbir yerinde siyasal alan tek bir partinin hakimiyetine bırakılmaz. Türkiye’de olan budur; ve AKP tek oyun kurucudur.

Bunun tek istisnası Kürt Siyasal Hareketidir. Ve Başbakan’ı çileden çıkaran da budur. Erdoğan hala Kürt siyasal hareketini teslim alamadı. AKP karşıtı kurulacak bütün muhalif hareketler için Kürt dinamiği, ahlaken ya da siyaseten değilse bile salt bu nedenle önemlidir (Elbette, tam da bu nedenle Kürt hareketi ile parazitik bir ilişki geliştirmeye çalışanların varlığı gibi bir mesele de kendiliğinden çıkacaktır. Önemli, ama bu yazının konusu olmayan bir konu…)

Ama şurası da kesindir: AKP’ye alternatif bir siyaset, toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulacak bir siyaset bugüne kadar var olan muhalefet zemininde olmayacak. Bu muhalefet yeni bir zeminde şekillenecek. Kendi siyasal programına güvenen, kendi gündemini AKP’ye ayarlamayan, kendi gündemini sonuna kadar takip etmeye kararlı bir muhalefet zemini… Bu zemin, esas olarak alternatif ve pozitif bir siyaset zeminidir

Yeşiller ve Sol Gelecek yeni kuruluyor olabilir. Ama ne fikri olarak, ne de kadrolarıyla boşlukta doğmuyor bu parti… Bu partinin fikri zemini 150 yıldır insanın özgürlük arayışının, o kadim arayışın zeminidir. Bu zemin, dünyanın yok oluşa sürüklenmesine itirazın 50 yıllık zeminidir. Yeni partinin arkasında Türkiye’nin özgürlük ve demokrasi mücadelesinin, bütün tarihsel tecrübesi ve birikimini temsil eden kadrolar var. Yeşiller ve Sol Gelecek’in arkasında bu ülkenin yüz akı aydınlarının, sivil toplumun desteği var.

Türkiye halkları ne iktidarın ne de muhalefetin laçka siyasetlerini hak etmiyor; hak etmiyoruz. Bunu değiştireceğiz. Yeni bir siyaset anlayışını; yeni, yeşil ve sol siyaseti Türkiye’de kurgulayabilecek, bu projeyi geniş kesimlerle buluşturabilecek yegane partiyi kuruyoruz.

Artık Türkiye’de yeni bir siyasal odak var. Muktedirler bu odağın ne dediğine bakmadan siyaset yapamayacaklar artık. AKP artık meydanı boş bulamayacak. Vicdanın ve adaletin sesini örgütleyeceğiz.

Örgütlenmiş bir adalet ve vicdan hareketinin karşısında AKP’nin ismindeki adaletin 10 mumluk bir ampul değerinde bile olmadığını herkese göstereceğiz. Bu siyaseti, bu fikri zemin ve bu kadrolar yapamazsa hiç kimse yapamaz. Biz yapabiliriz ve biz yapacağız!
 

(Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'nin 25 Kasım 2012 tarihinde Ankara'da yapılan 'Kuruluş Kongresi' konuşması)