BAŞKA TÜRLÜ YAŞLANMAK MÜMKÜN


 BAŞKA TÜRLÜ YAŞLANMAK MÜMKÜN

Aile ve sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin bu bayram yaşlılara bir müjde verdi. Türkiye ilk kez 3 yıl içinde tamamlanması düşünülen “Yaşlılık Eylem Planı”nı hayata geçirecek. Planda yaşlılara bakım hizmeti verenlere danışmanlık da dahil, düzenli sağlık taramaları, evinde yalnız yaşayan yaşlılara elektronik ikaz ya da yardım cihazları dağıtmak, çağrı merkezleri kurmak, çalışmak isteyen tüm yaşlılar için istihdam olanakları oluşturmak için eğitim, emekliliğe kademeli geçiş gibi mevzuat değişikliği de gerektirecek bir seri yeni düzenlemeler yer alıyor.

2012 Avrupa Aktif Yaşlanma ve Nesiller Arası Dayanışma Yılı olarak kabul edilmişti. Bununla Avrupa yaşlılar için yalnızca sosyal yaşamdan kopmaya, sosyal statü kaybına değil, ileri dönemdeki yoksullaşmaya da önlemler getirmeyi hedefliyordu. Bizde 2012’nin yaşlılar yılı olduğunu kaç kişi biliyordu? Umarım hükümetin bu yeni planı yalnızca haber olmanın ötesinde kamuoyunda yeteri kadar tartışılır. Bu sessiz ve derinden giden sorunlar sarmalının toplumsal ve insancıl boyutları hiç küçümsenmeyecek ölçüde büyük. Pek çok yaşlı yaşlanmaktan korkuyor, depresyona giriyor ve yaşlı intiharları artıyor.

Yaşlılık yalnızca toplumsal ve ekonomik olarak dışlanan bir yaşam dönemi değil. Yaşlanmağa başlayanların kendisi için de bir tabu. Günümüzde öyle çok fazla tabunun kaldığı söylenmez, ancak yaşlanma eskiden olduğu gibi hala tabu olmayı sürdürüyor. Yaşlanmayı olumsuz değerlendirme neredeyse 30 yaşından başlayarak yaşam mutluluğunu bir gölge gibi takip ediyor. Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak  istemiyor.

Bugün yaşlılığın reddi çok yaygın bir eğilim. Bunu yaşam sevincini ve canlılığı kaybetmeme olarak mı, yoksa kolektif gerçekle karşılaşma yoksunluğu olarak mı anlamalı?  Bence magazinsel olarak yaşlılık bilincinin bulandırılmasının rolü büyük. Tur operatörleri çok sık karşılaşırlar, yaşlılarla yapılan gezilerde yine aynı yaş gurubundan katılanların şu repliği sık duyulur: "Bir otobüs dolu yaşlıyla mı gezeceğiz!" Kimse yaşlı değil, yaşlı olan "öteki".

En büyük kısır döngü yaşlılık depresyonu

Almanya'da yapılan bir araştırma emeklilik yaşı yaklaşanların daha fazla depresyona girdiğini gösteriyor. Depresyonun en fazla  görüldüğü yaş aralığı 50-59 yılları. Kadınlar (yüzde 21,7) açık arayla erkeklerden (yüzde15,2) daha fazla depresyona giriyorlar. Ancak depresyonda 60 yaşından sonra  azalma başlıyor. 70 yaşına gelindiğinde kadınlarda oran yüzde 13,1'e, erkeklerde ise yüzde 5,6'ya iniyor. Kadınla erkek arasındaki bu farkı yorumlarken kadınların yaşıyla erkeklere göre daha az barışık olduğu sonucunu çıkarmak kadınlara büyük haksızlık olur. Çünkü daha uzun yaşadıkları ve genellikle nüfusları çoğunlukta olmalarına karşın azınlık muamelesi gören kadınlar bu araştırmanın yapıldığı Almanya'da olduğu gibi dünyanın her yerinde erkeklerden farklı yaşlanıyor.

Depresyon yaşlıların  sosyal yaşama katılmasında akciğer, eklem, şeker, yüksek tansiyon gibi hastalıklardan daha büyük bir engel. Depresyon tedavi edildiğinde bu hastalıkların verdiği acı da azalıyor. Dr. Oğuz Tan "Psiko hayat" dergisinde yayınlanan depresyonla ilgi yazısında "Günde 5 çeşitten fazla ilaç kullananların yüzde 65'i depresyon hastasıdır" diyor. Önemine karşın yaşlılara depresyon teşhisi az konuyor. Bunun nedenlerinden biri, yaşlıların keyifsiz, neşesiz, mutsuz, durgun olmasının normal karşılanması. "Yaşlılar genellikle psikolojik durumlarından söz etmezler, hatta sorulduğunda yanıt bile vermiyorlar ya da lafı eveleyip gevelerler" diyor Dr. Tan. Depresyonlu yaşlıların yarısı ABD bile tedavi görmediğini söylüyor. Depresyonu olan hastaların fiziki hastalığı, depresyona girmemiş olanlara göre iki kat daha yüksek. Yaşlı depresyonu özel bakımı da gerektirdiğinden ekonomik açıdan daha pahalıya geliyor. Ekonomik açıdan bir başka sorun da iş piyasasında deneyim ve yeteneklerinden hala yararlanabilecek bir kesim depresyonla birlikte içe kapanması.

Artık genç değiliz

Türkiye'de yaşlanan ülkeler kervanına katılmak üzere. Şu anda TÜİK rakamlarına göre 2,10 olan doğurganlık hızı, 2050 yıllında  gelecekte genç nüfusun azalacağını yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artacağının habercisi. 2005 yılında yüzde 5,7 olan  65 yaş ve üzeri nüfus 2050 yılında yüzde 17,6'ya ulaşacak. Yaşlanmada  daha uzun ve sağlıklı yaşanmaya başlanmasının da payı var. TÜİK verilerine göre son 60 yılda ortalama yaşam süremiz 30 yıl arttı. Bu iyiye işaret, çünkü ortalama ömrün uzun olmasının en önemli etmenlerinden biri yaşam standardı seviyesindeki yükselme.  Türkiye ortalama 73,8 olan ömür süresiyle OECD ortalamasının altında olmasına karşın,  Hindistan, Endonezya, Çin, Meksika ve Kore'ye birlikte Dünya'da en hızlı artışın olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiyelilerin 1960 yılında 49,3 olan ortalama ömrü 1970'de 54,1'e, 1980'de 58'e, 1990'da 67,5'e, 2000'de ise 71 çıktı. Yaşam süresinin  2020 yılında kadınlarda 78, erkeklerde 72-73 olacağı öngörülüyor. Bu rakam 25 AB ülkesi ortalaması olarak erkeklerde 73,7 kadınlarda da 80,4.

Aktif yaşlanma ve yaşlı istihdamı

Aktif yaşlanma Dünya Sağlık Örgütü'nün 1990'ların sonlarına doğru geliştirdiği bir kavram. DSÖ aktif yaşlanmayı "Yaşlıların yaşam kalitesini iyileştirmek için  onlara yönelik sağlık, sosyal katılım ve güvenlik konusundaki fırsatların en üst düzeye çıkarılması" olarak tanımlıyor. AB aktif yaşlanmayı teşvik etmeyi amaçlayan hali hazırda birçok girişim başlattı. Avrupa İstihdam Stratejisi, Grundvig ilerleme Programı, Avrupa “Bilgi Toplumunda İyi Yaşlanmak Eylem Planı ” (Aging well in the information society) bunlardan en önde gelenleri. Avrupa Sosyal Fonu, daha uzun çalışma yaşamı ve aktif yaşlanmayı geliştirme programı için alınacak önlemlere kaynak sağlıyor. AB yaşa bağlı ayrımcılığı yasaklamak üzere iş ve çalışma yaşamında eşit uygulamayı öngören 2000/78/EC no'lu yönergeyle din ya da inanç, engellilik, yaş ya da cinsel tercihe bakılmaksızın insanlara eşit davranılmasını şart koşuyor.

AB ülkelerinde çalışma dönemi 15-64 yaş arası olarak ele alınıyor. Yaşlı nüfusu tanımlanırken de üç evreden söz ediliyor: 65-75 yaş erken yaşlılık evresi, 75-85 yaş orta yaşlılık evresi, 85 yaş ve ötesi, ileri yaşlılık evresi.

Avrupa Yaşam ve Çalışma Koşullarını İyileştirme Vakfı-Eurofond araştırmasına göre düşük eğitim seviyesine sahip çalışanlarla serbest çalışanların çoğunluğu yine yaşlı kategorisinde yer alıyor. Avrupa’da da yaşlı çalışanlara gençlere kıyasla daha az mesleki eğitim olanakları sağlanıyor. Yaşlıların yatay hiyerarşi yapıları, iş rotasyonu, takım çalışması ve vasıfsız olanlar da dahil olmak üzere tüm çalışanların karar alma süreçlerine aktif katılımı gibi özelliklere sahip iş organizasyonlarına katılımları düşük. Yine Eurostat verilerine göre 25 AB ülkesinde 2010 yılı itibariyle 55 ile 65 yaş arası istihdam oranı 46,3.

AB ile karşılaştırıldığında Türkiye'de yaşlı işgücünün istihdam oranı bir hayli aşağılarda. Yaşlı nüfusun yüzde 45,3’ü erkeklerden, yüzde 54,7si kadınlardan oluşuyor. TÜİK'in istatistikleri 1988-2005 yılları arasında 25-54 yaş arasındaki tüm yaş gruplarında görülen istihdam artışının, 55 yaş ve üstünde durduğunu gösteriyor. TÜİK verilerine göre bizde tam yıl çalışan ücretli çalışanların sayısı 50-59 arası yüzde 5,5, 60 yaş üstü ise yüzde 0,8.

Dünyanın en yaşlı 7 ülkesinden biri olan Almanya'nın başbakanı Merkel yaşlı istihdamı konusunda işletmelere "Yaşlıları işe alın" çağrısında bulundu. Ülkedeki genç nüfusun kaybolmasıyla kalifiye elemana ihtiyaç duyulduğunu  ve yaşlıların gençlerde bulunmayan deneyime sahip olduğunu söyledi. "Yabancı işgücü çağırmak yerine yaşlılar için çalışma koşullarını iyileştirin" diyor Merkel. Alman Ekonomi Enstitüsü bu çağrı paralelinde, matematik, informatik, fen bilimleri ve teknik alanlarda (MINT) eğitimli  yaşça ileri olan işin uzmanı kişilerin istihdamında yüzde 34 oranında artış olduğunu açıkladı. Bu oran tüm yaş gruplarındaki artışın neredeyse iki katı. Enstitüden belirtildiğine göre 2013-2020 yıllarında sadece demografik değişimden kaynaklanacak 1 milyon 800 bin kişilik kalifiye eleman ihtiyacı bile şimdiki meslek eğitimi ile kapatılamıyor

Şu anda Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi içerisinde 18 milyon 431 bin aktif sigortalı, buna karşılık 10 milyon 338 emekli mevcut. Bu demektir ki sosyal güvenlik sistemi içinde her 1.92 çalışan 1 emekliyi finanse etmek durumunda. Erkeklerin yüzde 75’i herhangi bir gelire sahipken, kadınlarda bu oran yüzde 34’e düşüyor. Emekli maaşı alamayan her 10 yaşlıdan 8’i kadın.

Bu rakamlar çok karamsal bir tablo çiziyor. Bizde "yardım" politikasıyla,  3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanun'unun gereği olarak Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'ndan ekonomik yoksunluk içindeki yaşlılarımıza yapılan yardımla yaşlılık sorunsalına çözüm üretilmeye çalışıldı. Türkiye şu ana kadar yaşlı istihdamının teşvik edilmesi, işgücü piyasasında yaşlılara fırsat tanınması için yaşlılık eğitimi gibi projeler geliştirmek, iş dünyasına öneriler yapmak yerine "3 çocuk" şiarıyla toplumu gençleştirmeyi teşvik etti.

Yaşlılık yaşamdan çekilmek değildir

Fiziksel etkinliği, gelir ve statü düzeyleri düşen yaşlıların kendine güven duygusunun zedelenmesiyle birlikte toplumsal yaşamdan çekilme eğilimi göstermeleri kaçınılmaz. Bunda başka önemli bir etmen de ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı gibi "yaşcılık" diye adlandırılan yaşlı düşmanlığının toplumda çok yaygın olması.

Yaşlılık sürecinde ortaya çıkan biyolojik, sosyal ve ekonomik problemlerle ilgilenen Gerontoloji bilimi günümüz modern dünyasında yaşlılığı artık biyolojik ritme paralel olarak toplumsal ve çalışma yaşamından “geri çekilme” dönemi olarak görmüyor. "Aktivite" teorisine göre yaşlılıkta mutsuzluk getiren temel unsur çalışma hayatının dışında kalan yaşlının pasif yaşama geçmesi. Yapılan araştırmalar aktif bireylerin, aktif olmayanlara kıyasla mental ve fiziksel açıdan daha sağlıklı olduklarını ve hayattan daha fazla zevk aldıklarını gösteriyor. Genel olarak aktif olanlar eğitim ve gelir durumu yüksek olan bireyler. Bu iki görüşü tamamlayan üçüncü görüş "Devamlılık kuramı" aktif olmayı mutlak mutluluk için bir ön koşul olarak görmüyor ve insanlar gençken sahip oldukları rolleri yaşlılığa göre uyarlayabildikleri oranda yaşamdan keyif almayı sürdürebilirler diyor.  "Eksiklik Teorisi" ise başka bir bakış açısı getiriyor.  Yaşlıların öğrenme, zeka ve tepki yetenekleri 1900'lerin başında ölçülmeye başlayınca değerler gençlere göre daha düşük çıktı. Bu da yaşlılıkta zeka ve kavrama yeteneğinde kayıpların olduğu görüşünü sağlamlaştırdı. Ancak günümüzde bu görüş de geçerliğini yitirdi. Öğrenmede bir durağanlık söz konusu olmasına karşın aktif yaşlılar deneyim ve bilgi birikimleriyle bu arayı rahatlıkla kapatabiliyor.

Yaşlılık sorunu ve yaşçılığa karşı ciddi önlemleri içeren projelerin hayata geçirilmeye çalışıldığı AB ülkelerinde istihdam şansı şimdilik yalnızca iyi eğitilmiş yaşlılara tanınabiliyor. Bizdeki mevcut düzenlemeleri, yapısal eksiklikleri, eğitim ve istihdam düzeyini düşünürsek  aktif ve sağlıklı yaşlanma için minimum koşullar dahi mevcut değil.  

Oysa başka türlü yaşlanmak mümkün. İleri yaşlarda önemli eserler veren sanatçı ve bilim adamlarının başarılarına “istisna” demek 1900’lerin başındaki “Geri çekilme teorisi”ne uygun bir bakış olur. Bunlar yalnızca iyi planlanmış donanımlı yaşamların başarıları. Gelecekteki demografik değişime hazırlanmayı emeklilik, sağlık ve sigorta hakları, çıkarılacak yasalar paketi olarak görmek büyük yanlış. Yeteri kadar genç işgücü kalmayacak diyorsak, gençlik bugünden yaşlılığa hazırlanmalı. Ve de eğer gelecekte bugünden daha uzun yaşayacağız diyorsak, sağlıklı ve iyi eğitimli nesiller yetiştirmek, onlara iyi işyerleri hazırlamanın yanı sıra esas olarak kendilerini düzenlemeyi, hayatlarını planlamayı öğrenmelerini sağlamamız gerekiyor. “Yaşlılara karşı Türk toplumundaki kökleşmiş sevgi ve merhamet”in, el öpmelerin, bir an önce yaşlıların yanından kaçmak üzere gösterilen saygının, yaşlıları alturist, yalnızca çocuklarına ve torunlarına ait gören kalıbın ürünü olduğunu unutmayalım. Günümüzde bu kalıp çoktan deforme oldu. Ne eski geleneklere, ne magazinsel gen bilimi buluşlarına, ne estetik harikalara sığınmak çözüm değil. Uzun ve kaliteli yaşlanmanın tek yolu ekonomik, yasal önlemlerin yanı sıra nesiller arası diyalog, ön yargıların, yaşlı/ yaşlılığın algılanmasının toplumsal olarak iyi çalışılmasından geçiyor.