17 Ekim 1961’de ne oldu?



 

Aşağıdaki alıntı, ‘seçilmiş bir izlek bağlamında yönetmenlere bakış’ diyebileceğim doğrultuda –değişik yazarların katkılarıyla- hazırlanmakta olan kitaba yazdığım makaledendir. Kendi seçtiğim izlekse, ‘tekinsiz/lik’, ‘bastırılanın geri dönüşü’, ‘yüzleşme’ ve ‘Saklı (Caché [Michael Haneke, 2005])’ hattında kurulmuştur.

<the cinema of  MICHAEL HANEKE isimli kitaptan aktarıyorum: “17 Ekim 1961’de, FLN (Front de Libération Nationale/National Liberation Front) adlı örgüt, Paris’te, ‘Cezayir’in Fransalı Müslümanları’ diyebileceğimiz insanlara yönelik sokağa çıkma yasağına karşı bir gösteri düzenledi. O gün yaklaşık 200 göstericinin, polis şefi Maurice Papon önderliğindeki polis güçleri tarafından öldürüldüğü söylenir. 1990’larda Papon, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Vichy rejimindeki rolü ve insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle mahkûm edilip hapse atıldı. Paris polis gücünün, Cezayirlilerin bağımsızlık savaşı sırasındaki kurumsal ırkçılığı ancak son zamanlarda teslim edilmiş ve 1961’de olanların anılışı gecikmeli olmuştur. Barışçıl göstericilerin vahşi bir katliama maruz kalışlarında Papon’un doğrudan suçluluğu dahi, ancak, 1999’da dile getirilmiştir. [O gün] kendilerinden geçesiye dövülmüş bazı göstericilerin köprüden Seine Nehri’ne atılan bedenleri Paris polis güçlerinin merkezi olan Quai d’Orfevrés yakınında yüzmekteydi. Yalnızca, 17 Ekim 2001’de, Paris’in merkezinde, Pont Saint-Michel’de olayın anısına bir plaket (‘A la mémoire des nombreux Algériens tués lors de la sanglante repression de la manifestation pacifique du 17 octobre 1961’) konsa da, hâlâ olay sırasında [tam olarak] kaç kişinin ölmüş olduğu bilinmemektedir”. (1)

Yine aynı kitaptaki bir başka makalenin ‘Not’unda, yazar, Fransız hükümetinin olayları araştırmadaki gönülsüzlüğü yanı sıra, olan bitene sessiz kalışının da altını çizmekte. Ayrıca, değişik düzeydeki Fransız yetkililerin sansürcü yaklaşımları dolayısıyla, katliam, boyutlarına rağmen basında pek yer bulamamış ve önemsizleştirilmiştir. Yetkililerin olanları örtbas edici, halkın bilgilenmesini önleyici tutumunu, 1955’in olağanüstü koşullarında çıkarılan yasalar mümkün kılmıştır, denebilir. (2) (Tabii, bütün bunları, sekiz  yıl [1954-62] süren, iki milyon köylünün toprağını terk etmek zorunda kaldığı, 250 bin Müslüman’ın yaşamını yitirdirdiği Cezayir Ulusual Bağımsızlık Mücadelesi temelinde okumak da kaçınılmazdır.)>

Yıl 2015. Avrupa’nın (ya da, Batı Medeniyeti’nin) üstünde bir ‘siyasal İslamcı terör’ bulutu dolaşmakta. Yıl 2015. Türkiye semalarını yoğunlaşmakta olan ‘siyasal İslamcı despotizm’ kaplamakta: ‘Tanınmayan’ların, ‘kültürel/inançsal’ kisveleri ile güne ‘faşistik’ yürüyüşleri!

Avrupa demokrasisi (bütün ‘tarihsel-toplumsal-iktisadi’ derinliği ile) kendiyle yüzleşmedikçe; Cumhuriyet, ‘demokrasi-eşitlik-özgürlükler’ bağlamında kendi özeleştirisinin içinden yol alıp yeni bir kamusal alan (‘politik meşruiyet’ zemini) kurmaya özenmedikçe, yok oluş ve vahşet kaçınılmaz.

Psikanalizden bahisle, ‘çatışma’nın hallinin çatışmayı kuran artbileşenlerin ayrıştırılması ile mümkün; bunun da, kişinin ‘kendi ile yüzleşmesi’ meselesi olduğunu ifade etmiştim –yakınlarda bir sunumumda. Dolayısıyla; toplumsal anlamda da, farklıların eşit ve özgürce birbirlerine seslenip kulak verebildikleri bir meşruiyet alanının kurulmasının vazgeçilmezliğini. Ortaklaşa yol alınmadan ‘ortak makul aklın’ kurulamayacağını. Ötesinin kavga kıyamet olduğunu.

Kimse oralı olmadı. Kimse doğrudan bir karşılık da vermedi. Ama ben gözlerindeki ifadeyi okuyabildim. Günü lanetleyenlerin, kötülüğü –büyük bir heyecanla ve külliyen- muarızına yansıtanların işittikleri ‘yüzleşme’ önerisi karşısında gözleri şöyle bakıyordu:

‘O ne ya?’ (3)

 

_________________________________

1. the cinema of Michael Haneke/ ‘Subject to Memory? Thinking After Hidden’ (‘Hafızaya Tâbiyet? Saklı’dan Sonra Düşünmek’), Nemonie Craven Roderic, s. 230.

2. A. g. y., ‘Hidden Shame Exposed: Hidden and the Spectator’ (‘Saklı Utancın Açığa Çıkışı: Saklı ve Seyirci’)/ Tarja Laine, s. 247-255.

3. Yazarken hatırıma geldi, kuyerel’de yayımlanan bir önceki yazım da (‘Kurbanlaştırma Edimi ve Şiddet’) bu yazıdaki vurgu ile yeniden okunmaya değerdir kanımca.