‘BDP’ye Üye Olmaz mıydınız’dan HDP’yi Desteklemez miydiniz’e


 

Aşağıdaki yazı, (BDP’ye Üye Olmaz mıydınız? başlığı ile) Ocak 2010’da, ‘Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılması üzerine kurulan ‘Barış ve Demokrasi Partisi’ne dayanışma üyeliğine çağrı için yazılmıştı. Köprünün altından akan suların bugün HDP’ye yönelimimize ışık tutması için dikkatinize sunuyorum.

 

‘Kürt sorunu’, Kürtlerin değil, Türkiye’nin sorunu ve bir, ‘demokrasi’, dahası, topyekûn, ‘akıl ve ruh sağlığı’ sorunudur. 

Zira, Kürt sorununu, çağdaş burjuva demokratik ölçüleri içinde çözümleyemeyen (kuşkusuz, öteki ‘farklılıklar’a ilişkin de tarihsel ve güncel sorunları ile yüzleşip demokratik kabuller içinde çözüm üretemeyen) Türkiye insanı ve toplumunun, dünyanın -sorunları, şiddet kullanıp reddetmek yerine, demokratik/özgürlükçü bir anlayışla çözümlemek yollu- belirleyici akışına, (sürdürülebilir ‘barışsallık’a yani) tutunabilmesi mümkün değildir. 

Öte yandan, -‘millet-i hâkime’ye dahi hayrı olamayacağı açık- dediğim dedik tarzında dümdüdük öten bir ruh hâleti ve başkalarının meseleye bakış ve görülerine perdelerini indirmiş körebe bir zihinsellik yerine, toplumsal benliğe, çokkültürlü varoluşsallığın zenginliği ile donatılı şen şakrak bir ‘hâlet-i rûhiyye’yi nakışlayabilme sorunudur da, Kürt sorunu.

 

Öyleyse; insanın, insanlık/insanlığın insan adına kazanılması bağlamında bir ‘vicdan ve adalet’ sorunu da olan Kürt sorununu ele alıştaki özgürlükçü/eşitlikçi, âdil ve barışçı yönelimlerimiz, beraberinde kotarılacak ruh ve zihin açıklığı ile, Türkiye demokratik toplumunun kuruluş sürecinde, birbirlerini besleyen, birbirleri üzerine katlanan değerlerimiz olacaktır. 

Diyelim, sorunu böyle tanımladık ve çözüm sürecinin ‘nitel’ nirengi noktalarını da böylece andık. Peki; siyaset eğer, yalnızca sorunları tanımlamak ve sorunlu olanın neye tahvil olması gerektiğinin adını koymak değil, toplumsal güçleri, söz konusu değişikliğe doğru hazırlama ve yönlendirmenin pratik zeminini oluşturmaksa, geldiğimiz noktada, uygun siyasi yapılanma ve uygun siyasi çizgi ne olmalıdır? Ben (hiç işim olmaz ama, bir, ‘Hanefi-Sünni-Müslüman Türk’ olarak), kişisel inisiyatiflerimizle, ‘neden BDP’ye üye olmayalım?’ diye soruyorum –sorun, Türkiye’nin ‘barış ve demokrasi’ sorunu ise. 

Bir küçük yoklama ve tespitler 

Bu soru karşısında hissedeceklerimiz, muhakemelerimiz ve tutumumuz, ‘Kürt sorunu’na ‘bizim’ taraftan nasıl bakıldığına dair inandırıcı bir ayna görüntüsü sunacaktır. İşte; o aynayı, ben, ‘sol/demokrat’ olduğunu düşündüğüm bir kesime tuttum. %70 görüntü vermemeyi tercih etti. %10, önerimi isabetli bulur ve katılırken, %20’si çeşitli gerekçelerle çekinceli davrandı. Yazının sınırlılığını gözetip -söz konusu çekincelerden kalkarak- tespitlerimi paylaşmak istiyorum: 

1. Ezeli Türk milliyetçiliğinin (ve kurucu devlet ideolojisinin) hedefi ve mağduru olmuş, soyuyla-sopuyla, diliyle dişiyle her ‘ben’ dediğinde tepelerine inilmiş, yerinden köyünden sürülmüş, gündelik hayatlarında dahi anadillerinden yasaklanmış, 40 bini dağda, yaklaşık 20 bini ovada öldürülmüş, eşi benzeri görülmemiş işkencelerden geçirilmiş, taş atan çocukları TMK kapsamında –tutuklu- yargılanıp cezalandırılmak istenen, sivil siyasi teşebbüsleri ve teşekkülleri sürekli engellenmiş bir halkın, kendi dili ve kültürel kimliğini sahiplenmesi, onurlu, haklı ve doğal bir ‘kendilik’ algısı ile varolma mücadelesini siyasallaştırması, ‘milliyetçilik’ ürküntüsü ile uzak durulacak değil, -Türkiyeliliğin, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi çağdaş bir toplum üyeliğinin kendilik algımız için yeterli olacağı günlere dek- saygı, anlayış ve duygudaşlıkla omuz verilmesi gereken bir haldir. Üstelik, her iki halkın demokrasiyi geliştirmeye yatkın kesimlerinin milliyetçilik marazına düşmesini engelleyecek güç de, öncelikli olarak böyle bir (‘eşitlikçi’) anlayış ve kabulden beslenecektir.  

2. Tabii ki, sorunun yaşandığı yerdeki herkesin sorunu sahiplenmesi ve siyasi mücadele pratiği içinde yer alması takdire şayandır. Lakin, buradan bakıldığında, Kürt sorununu, sorunun temelinde yatan nedenler üzerinden siyasallaştıran güçlerin temsilcisi olarak BDP hareketinin görüldüğü ve ona destek vermenin sorun çözmede farklı katılımları engelleyici bir yanı olmadığı açıktır. Üstelik, Türkiye barış ve demokrasi güçleri olarak BDP’ye destek vermek, söz konusu katılımları yüreklendirecek ve uygun zemini hazırlayacak bir girişimdir de.   

3. Şu gelinen nokta, çözüme en çok yaklaştığımız noktadır. Dağdaki güçler de, ovadaki bizler de, bundan böyle, silah ve şiddetle bir yere varılamayacağını idrak etmiş olmalıyız. Eşyanın tabiatında yatan bir takım (tarihsel/toplumsal) koşulları görmezden gelip hâlâ sivil siyasi güçlerde (örneğimiz itibarıyla, BDP’de) bir takım ‘iradesizlikler’, ‘önder’e bağımlılık, vb. kabahatler aramak yerine, yok edilmelerini öngören ‘derin irade’ye kararlılıkla karşı koymak, o anlamda da BDP dahil tüm sivil siyasi güçleri desteklemek ve dayanışmak birincil önemde olmalıdır. Burun kıvırdığımız sivil siyasi güçlerin, ancak muhatap alınıp işlevsellik kazandıkça erginleşecekleri; dahası, yasaklanıp yalnızlaştırıldıkça, BDP, vb. siyasi güçlerin, -çıkışsızlık duygusu ile- çok daha geri dönüşsüz bir şiddetin kucağına itilecekleri akılda tutulmalıdır. 

4. Somut olarak yapılacak olan, BDP dahil, tüm sivil demokratik güçlerle dayanışıp AKP hükümeti, AB ölçütleri dahilinde demokratik (yasal/anayasal) dönüşümlere zorlanmalı; ancak, talebimizin inandırıcılık ve yaptırım değeri taşıyabilmesi için iki taraflı ellerin tetikten-tüfekten uzak tutulması gereği ısrarla savunulmalı; aynı çabayla eşzamanlı, her iki kesimin katılımı ile, yaşanmış olanların insani zeminde (duygudaşlık/halden anlama kaygısı ile) paylaşılabileceği buluşmalar (‘Hakikat Meclisleri’ -gibi) temin edilmeli; öte yandan, karşılıklı güven ve güvencelerin tesis edilmesi ile silahlı Kürt hareketinin kendisini tasfiyesi ve sivil siyasi hayata katılımın yolu da açılmalıdır. 

5. Yaşayageldiklerimizin, biz, Türk ‘demokratik sol/sosyalist’ aydınların, Kürt özgürlük hareketinin siyasi tecrübelerinden çokça yararlanabilecek konumda olduğumuza, ‘Yeni’ bir ‘Sol’ parti kurulsa da kurulmasa da, ‘şark hizmeti’ne gönülsüz bir Türk solunun garba da kendine de pek hayrı olamayacağına delalet ettiği açıktır. Dahası; ‘yeni’ olacaksa, Türk solunun, BDP’nin üstlendiği siyasi yapısallıkla buluşması, münasebetsiz bir hayal midir?